Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, Taşköprü sarımsağı hakkında ihtarda bulunarak, şu anda satılan sarımsakların Taşköprü sarımsağı olmadığını söyledi.
Kastamonu’nun dünyaca ünlü tarım eserlerinden biri olan ve Avrupa Coğrafik İşaret Belgesi’yle tescillenen Taşköprü Sarımsağı ile ilgili Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan vatandaşlara ikazlarda bulundu. Lider Arslan, Temmuz ayından evvel pazara çıkan sarımsakların özgün Taşköprü sarımsağı olmadığını belirterek, tüketicilere eser seçiminde şuurlu davranmalarını ve satın aldıkları sarımsağın ne olduğunu çok uygun bilmeleri gerektiğini kaydetti. Her yıl Temmuz ayının birinci haftasında başlayan resmi hasat devri öncesinde raflara çıkan sarımsakların, öbür bölgelerden temin edilerek Taşköprü sarımsağı ismiyle satıldığını söyleyen Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, bu durumun hem tüketiciyi yanılttığını hem de emek veren üreticilere de büyük ziyanlar verdiğini söz etti.
Başkan Arslan, açıklamasında şu tabirlere yer verdi.
“Avrupa Coğrafik İşaret Belgesi’ne sahip olan ve ilçemizin marka pahası haline gelen Taşköprü sarımsağı, her yıl olduğu üzere bu yıl da Temmuz ayının birinci haftasında hasat edilmeye başlanacaktır. Bu tarih öncesinde satışa sunulan sarımsakların Taşköprü Sarımsağı ile rastgele bir ilgisi bulunmamaktadır. İlçemizin ziraî mirasını korumak ve üreticilerimizin emeğini zayi etmemek ismine, tüketicilerimizin bu hususta hassas olmalarını değerle rica ediyoruz. Taşköprü sarımsağı, kalitesi, aroması ve raf ömrüyle sadece ülkemizde değil, memleketler arası alanda da takdir gören, tescilli bir eserdir.”


Belediye Başkan Arslan’dan Taşköprü sarımsağı uyarısı: “Sarımsağımız henüz çıkmadı”
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

