Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
02 Kasım, 2024 00:30 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 3dk
Yorum: 0

Astsubaya çarparak şehit eden motosiklet sürücüsü: “Belgelerim eksik diye durmak istemedim, kaçarım diye düşündüm”

Ordu’nun Gülyalı ilçesinde jandarma ekiplerinin gerçekleştirdiği uygulama noktasında ‘dur’ ihtarına uymayarak 15 günlük personel olan Jandarma Astsubay Çavuş Mehmet Fatih Çangır’a çarpıp şehit olmasına yol açan motosiklet sürücüsünün yargılanmasına başlandı. Motosiklet sürücüsü Adem Topçu, belgelerinin eksik olduğu için durmak istemediğini savundu.
Ordu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına tutuklu motosiklet sürücüsü Adem Topçu (27) ile taraf avukatları katıldı. Şehit babası Turgut ile annesi Asiye Çangır ise duruşmaya ikamet ettikleri Sakarya’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.

“Belgelerim eksik olduğu için durmak istemedim, uygulamaya girmeden geçebilirim diye düşündüm”
Duruşmaya sanık sıfatı ile katılan ve söz verilen motosiklet sürücüsü Adem Topçu, savunmasında seyir halinde iken bir kez motorunun önünü kaldırdığını ancak makas attığı yönündeki iddiaları kabul etmediğini ileri sürdü. Belgeleri eksik olduğu uygulama noktasında durmak istemediğini iddia eden Topçu, “O sırada alkollü değildim, gece saatlerinde alkol almıştım. Sürüş anında kaskım da kolumdaydı. Uyuşturucu madde kullanmamıştım. Olay yerine geldiğimde uygulama noktasını gördüm, belgelerim eksik diye durmak istemedim. Personelin sol şeritte yolu kapatır halde olması nedeniyle ‘sağ şeritten uygulamayı girmeden geçebilirim’ diye düşündüm. Sağ tarafta bir personel gördüm, bana doğru geldi. Fren yaptım, sağdaki personele çarptım, kaza bu şekilde oldu” dedi.
Olay günü kasıtlı olarak bir davranışta bulunmadığını ifade eden sanık Topçu, “Motosiklet kullanıyorum, ben de ölebilirdim. Olan bitenden pişmanım, işin bu noktaya geleceğini ön görmedim” diye konuştu. Bu esnada şehidin ailesine yönelen Topçu, bilerek yapmadığını belirterek, aileye başsağlığı diledi.

“Bu kaza değil cinayettir”
Şehidin babası Turgut Çangır, çocuğunu ilk görev yeri olan Ordu’ya dualar eşliğinde gönderdiklerini söyleyerek, “Pişmanlığının gerçek olmadığını düşünüyorum, daha önceden de suç kayıtları var. Bu kaza değil, cinayettir. Bilerek bunu yapmıştır. En ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum” dedi.

Şehit annesinden ağırlaştırılmış müebbet talebi
Şehit annesi Asiye Çangır ise hayalleri olan ve evlilik aşamasındaki oğullarının şehit düştüğünü ifade ederek, “Günlerdir ne yaşadığımı kimse bilemez. Hayalleri olan, evlilik hazırlığı yapan bir astsubaydı. Hayattan koparılmıştır. Bu olayda kasıt olduğunu düşünüyorum. Sanığın bu eylemi karşısında ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılmasını talep ediyorum” şeklinde konuştu.
Duruşmada, olayı gören toplam 10 tanığın beyanları da dinlendi. Tanıklardan U.E., olay günü trafikte kafasında kaskı olmayan motosiklet sürücüsü Topçu’nun hızlı seyrettiğini, radarı gördüğünde aracının arkasına geçtiğini anlattı.
Bir başka sürücü U.Ö. ise personelin sürücüye ‘dur’ demesine rağmen durmadığını gördüğünü, önce bir görevli personeli sıyırarak geçtiğini ardından da çarptığı Çangır’ın yaklaşık 50 metre savrulduğunu söyledi.

Dur ihtarını veren personeli teğet geçmiş
Motosiklet sürücüne noktada ‘dur’ ihtarını veren görevli T. G., “Motosiklet sürücüsünden şüphelendiğimiz için durdurmak istedik, hızını kesmedi, beni teğet geçti. ’Motosiklet durmayacak kendinizi sakının’ diye bağırdım. Arkadaşlarım kendisini sağa ve sola attı. Olayın heyecanıyla Fatih Astsubayımız kendini kurtaracak hamleyi tam yapamadı” diye konuştu.
Kontrol noktasında görevli jandarma personelinin de tanık olarak beyanları dinlendi. Görevli personeller, motosiklet sürücüsünün hızlı bir şekilde geldiğini, dur ihtarına uymadığını ve kaçmaya çalıştığı esnada yeniden gaza bastığını, motosikletin plakasının takılı olmadığını ve sürücüde kask olmadığını savundu.
Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Olayın geçmişi
Gülyalı ilçesi Turnasuyu Mahallesi Ordu-Giresun karayolu üzerinde 18 Eylül 2024 tarihinde meydana gelen olayda, uygulama yapıldığı esnada 07 GU 227 plakalı motosiklet sürücüsü Adem Topçu (27), jandarma ekiplerinin ‘dur’ ihtarına uymayarak, hızlanarak kaçmaya çalıştı. Bu esnada hızlı olan ve farklı bir suçtan ehliyetine el konulan motosiklet sürücüsü Adem Topçu, Jandarma Astsubay Çavuş Mehmet Fatih Çangır’a (27) çarptı. Kazada ağır yaralanan Çangır, kaldırıldığı hastanede şehit oldu. Motosiklet sürücüsü Adem Topçu’nun, 22 adet çeşitli suçlardan kaydının olduğu, bunlardan büyük bir kısmının plakaya yazılan cezalar olduğu ve önceden de uygulama noktalarından kaçtığı öğrenilmişti. Ayrıca Topçu’nun, uyuşturucu madde kullanmak ve alkollü motosiklet kullanmak suçlarından kaydının yanı sıra, sosyal medya hesaplarında ise çok sayıda tehlikeli motosiklet kullanma videolarının olduğu, trafik kazasının yaşandığı gün hızlı ve tehlikeli motosiklet kullandığı ayrıca bu nedenle trafikteki başka bir sürücü ile tartıştığı ileri sürülmüştü.
Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Topçu hakkında yürütülen soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlamıştı. Sanığın, ‘kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle yakalanmamak amacıyla kasten öldürme’ suçundan müebbet, ‘trafik güvenliğini tehlikeye sokma’ suçundan ise 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Ordu 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Asuman Doğan tarafından
14 Ocak, 2026 14:25 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 5dk
Yorum: 0

Türkiye Kamu-Sen  ücrette adalet, vergide hakkaniyet istedi

Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların Karabük'teki başkan ve yöneticileri, ücrette adalet ve vergide hakkaniyet talebiyle Karabük Ticaret ve Sanayi Odası binası önünde bir araya geldi.

Türk Sağlık-Sen Karabük  Şube Başkanı Sadık Doğdu yaptığı açıklamada,   Kamu çalışanlarının ve emeklilerinin alım gücünün her geçen gün biraz daha eridiğini ve  geçim şartlarının sürdürülemez hale geldiğini söyledi.

"2025 yılına ait enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte memur ve emeklilerin maaş artışlarının, gerçek hayat şartları karşısında ne denli yetersiz kaldığı bir kez daha net biçimde ortaya çıkmıştır" diyen Doğdu,  "Resmî verilere göre 2025 yılı enflasyonu %30,89 olarak gerçekleşmiştir.  Buna karşın memur maaşlarına yapılan artış yıl içinde %22,5 seviyesinde kalmıştır. Sonuç açıktır, enflasyon yükselmiş, maaşlar erimiştir.

Ne yazık ki bu tablo, memur ve emekliler açısından artık istisnai değil, alışılagelmiş bir durum olmuştur.  Nitekim 2024 yılında da maaşlar enflasyonun 15,37 puan gerisinde kalmış; 2025 yılında ise toplamda 18,53 puanlık bir kayıp yaşanmış, bu kayıp ancak sonradan verilen enflasyon farkı ile telafi edilmeye çalışılmıştır. Buradan bir kere daha açıkça ifade ediyoruz: Enflasyon farkı, zam değildir. Enflasyon farkı, maaşları yalnızca gerçekleşen enflasyona eşitleyen bir telafi ödemesidir.  Zam ise maaşın alım gücünü artırması beklenen bir düzenlemedir.  Son yıllarda maaş artışlarının sürekli olarak enflasyonun altında kalması, yapılan düzenlemeleri zam olmaktan çıkarmıştır. Bugün gelinen noktada memur maaşları, adeta ön ödemeli enflasyon farkı sistemiyle belirlenmektedir.  Açıklanan rakamlar, maaşların yalnızca enflasyon karşısında değil; gıda, kira, ulaşım ve temel ihtiyaç harcamalarındaki artışlar nedeniyle alım gücü açısından da ciddi biçimde gerilediğini göstermektedir. 

Ortaya çıkan tablo, kamu çalışanları ve emekliler için açık bir ekonomik çıkmazdır. Tutmayan hedeflerin bedeli, kamu görevlilerine ve emeklilere ödetilemez. Bu gidişata acilen müdahale edilmesi zorunludur" dedi.

Memurlarımız 2026 yılının ilk maaşını alacaklarını ve  Bordrolarında 2025 yılına göre oransal olarak enflasyon farkıyla birlikte %18,6; taban aylığa brüt 1000 TL ve unvan bazında tazminat artışı içeren bir maaş zammıyla karşılaşacaklarını ifade eden Doğdu;  Bütün bu artışlarla birlikte en düşük dereceli bekar memurun maaşı %22,4 artacak ve 47 bin 500 TL’den 58 bin 200 TL’ye yükselecek. Ortalama memur maaşı ise %22 oranında artacak ve yaklaşık 52 bin 500 TL’den 64 bin 100 TL’ye yükselecek.  Yani en düşük memura 10 bin 700; ortalama bir memura ise 11 bin 600 TL artış gelecek. 

Bu rakamlarla memurlarımızın 6 ay geçinmesi beklenecek.  Ancak bu rakamlar, kamu çalışanlarının gerçek hayat koşullarını karşılamaktan uzaktır.  Bugün memur maaşları yoksulluk sınırının, emekli maaşları ise açlık sınırının altında kalmıştır. Yoksulluk sınırı 100 bin lira civarında, ortalama maaş 64 bin lira.  Bu parayla bir memur ay sonunu nasıl getirecek? Bu rakamlar içimizi karartıyor, umutlarımızı köreltiyor. Bir yanda ağırlaşan hayat şartları, diğer yanda hızla eriyen ücretler; kamu çalışanlarını ve emeklileri ciddi bir ekonomik darboğaza sürüklemektedir. Emeklilik sistemi 2008 öncesi ve sonrası olarak 2’ye bölünmüş durumda. Ek ödeme, ilave ek ödeme, fazla mesai, ek ders gibi unsurlar emeklilik hesabına dahil edilmediği için görev aylığı ile emekli aylığının bağı kopmuş durumda.  Özellikle 2023 yılında ödenmeye başlanan ilave ek ödemenin emekli aylığına yansıtılmaması, emeklilik sistemini kökünden sarstı, görev aylığı-emekli maaşı dengesini yerle bir etti.  En düşük memur emeklisi aylığı asgari ücretin bile altına düşmüş durumda.  Kimse emekli olmak istemiyor.  Eskiden mezarda emeklilik getiriliyor diye eleştirdiğimiz sistemde, şimdi memurlar gönüllü olarak gücü yettiğince çalışmak zorunda kalıyor. Bu tablo mutlaka değiştirilmelidir.

Bu tablo ancak ve ancak memur ve emekli maaşlarına ek zam yapılarak, maaşlara refah payı eklenerek tersine çevrilebilir. 

Bütçeye baktığımızda gelirlerin neredeyse tamamının vergilerden karşılanacağını görüyoruz. 

Bu vergiler de büyük oranda dolaylı vergi olarak belirlenmiş. 

Yani sadece düşük maaş politikasıyla değil vergi politikasıyla da çalışanın sırtına binildiği bir dönemdeyiz.  Gelir vergisi dilimlerinin, memur maaş artışlarının gerisinde kalması nedeniyle, ödenen vergi miktarı yapılan zammı aşar hale gelmiştir.

Bu çerçevede, gelir vergisi dilimlerinin ekonomik gerçeklere uygun biçimde yükseltilmesi ve ücretliler açısından gelir vergisi oranının %15 seviyesinde sabitlenmesi gerekmektedir. 

Vergi yükünün dar ve sabit gelirlilerin omuzlarına yıkıldığı, enflasyon hedeflerinin tutmadığı bir tabloda, maaşların da bu seviyelerde tutulması kabul edilemez. 

Eğer 2026 yılı için memur ve emekliler lehine bir revizyon yapılmazsa, gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da derinleşecektir.

Bu nedenle maaşlar hedeflenen değil, gerçekleşen rakamlar üzerinden değerlendirilmelidir. 

Yaşanan kayıpların telafisi için ek zam yapılmalı, alım gücünü artırmak amacıyla refah payı mutlaka hayata geçirilmelidir." şeklinde konuştu.

Mevcut sistemin  birçok adaletsizliği de içinde barındırdığına dikkat çeken Doğdu; Sadece maaşlar düşük değil, ücretler kendi içinde de adalet barındırmıyor. Çalışanlarımız nitelikleri, görev, yetki ve sorumluluklarıyla doğru orantılı bir ücret alamıyor. Yardımcı hizmetler sınıfı personelinin beklentileri sürekli öteleniyor. İdareci sınıfındaki personelimizin, akademisyen ve öğretmenlerimizin durumlarının da iyileştirilmesi gerekmektedir. 

 Ayrıca kamuda görev yapan mühendis, avukat, biyolog, kimyager, veteriner hekim, bilişim uzmanı gibi mezun oldukları yükseköğrenim programında elde ettikleri unvanlarda görev yapan personelin de görevleriyle orantılı mali ve özlük haklara kavuşturulması bir başka beklentidir. 

Bu çerçevede mesleki gelişim teşvik edilmeli, görev yetki ve sorumlulukla orantılı, bilgi ve tecrübeyi ödüllendirecek bir sistem getirilmelidir diyoruz. 

Ayrıca, son yıllarda ortaya konulan ücret politikaları neticesinde kamuda ücret adaleti büyük yara almış, aynı işi yapan ama statüleri farklı çalışanlar arasında büyük bir ücret uçurumu oluşmuştur.  Bu durum çalışma barışını da zedelemektedir. 

Bu nedenle kamuda statü farklılıklarından dolayı oluşan ücret farklılığı giderilmeli, yatay ve dikey ücret dengesi kurularak adaletli bir ücret sistemi oluşturulmalıdır" dedi.

Ekonomik şartların memur ve emeklileri zorladığını ve  bir taraftan da güvencesiz istihdam modellerinin kamu çalışanları için tehdit oluşturmaya devam ettiğini belirten Doğdu,  "Özellikle PTT başta olmak üzere bazı kurum ve kuruluşlarımızdaki İHS ve bütün memurlar için geçerli hale getirilen 3+1 sözleşmeli istihdamı ve oluşturulan çok başlı yapı çalışanlarımızın geleceğe güvenle bakmasını engelliyor. 

Biz, kamuda güvenceye ve kadroya dayalı tek tip bir istihdam modeli olsun istiyoruz. 

Biz diyoruz ki; nimette külfette adalet olsun.  Statü farkından dolayı yaşanan adaletsizlik son bulsun.  Maaş zamları piyasa gerçekleri ile örtüşsün. Pasta büyüyorsa payımız da büyüsün. 

Memurun emeklinin yüzü gülsün. 

Ekonomideki olumsuzlukları memura, emekliye mal ederseniz, toplumu enflasyona kurban verirsiniz. Çalışanları sürekli fakirleşen millet, gelişemez, ilerleyemez.

Bu maaş politikasıyla kamu memur ve emekliliğe karşı sürekli borçlanmaktadır. 

Milletten hangi oranda alıyorsanız, çalışanınıza emeklinize de o oranda zam verin.

Verilen sözlere uygun olarak İlave ek ödemenin ve tüm ödemelerin emekli aylığına yansıtılmasını sağlayın.  İçinde adalet olmayan verginin, hakkaniyete dayanmayan maaş sisteminin refah getirmesi mümkün değildir. Memuru, emeklisi mutlu olmayan ülkenin mutlu olması mümkün değildir. Refah payı olmayan maaş artışına zam denmez. Biz enflasyon kadar zammı kabul etmiyoruz. Zaten alım gücü sürekli düşerken, bizden daha fazla fedakârlık beklemeyin. Memur, emekli hakkı olmayanı istemiyor. Başkasının kaynağını bize aktarın demiyor.  Milli gelire yaptığı katkının, alın terinin, emeğinin hakkını istiyor" diye konuştu.  

Doğdu açıklamasının sonunda; Hepimiz milletimiz ve devletimiz için her türlü fedakârlığı yaparız.  Ancak bu fedakârlık adil ve eşit dağıtıldığında anlam kazanır. 

Fedakârlık yapanların üstüne basarak yükselenlerin olduğu yerde, refahı da kimlerin alacağı bellidir.  Biz Türkiye Kamu-Sen olarak memur ve emekli maaşlarına ek bir artış yapılarak durumlarının iyileştirilmesini, üzerine refah payı eklenerek gerçek anlamda bir zamma kavuşturulmasını talep ediyoruz.  Ek zam ve refah payının kalıcı bir biçimde düzenlenmesini istiyoruz.  Gelir vergisinin adil bir biçimde belirlenmesini, herkesin kazancı ile orantılı bir vergilendirmeye tabi tutulmasını bekliyoruz.  Bunun için de memurların gelir vergisi dilimi %15’te sabitlensin diyoruz.  Bütün ödemeler, bilhassa ilave ek ödeme emekli maaşına eklensin, emeklinin de yüzü gülsün evi şenlensin istiyoruz. 

Birinci dereceye gelen tüm memurların ek gösterge rakamlarının 3600’e yükseltileceği sözü, unutulmasın diyoruz. Maliye yetkililerinin, kamu çalışanlarını her sıkıntılı durumda baş vurulacak ekonomik kaynak olarak görmekten vazgeçmesini bekliyoruz. 

Maaş sorununa kökten çözüm üretecek politikalar belirlensin diyoruz. 

Enflasyon kadar zam istemiyoruz! İnsanca yaşam, adil ücret istiyoruz!

Ücrette hakkaniyet istiyoruz! Vergide adalet istiyoruz! İstihdamda güvence istiyoruz!

Ücrette hakkaniyetin sağlanacağı, eşit işe eşit ücretin hakim olacağı, emekli ve çalışanlarımızın insanca yaşamasına yetecek düzeyde bir ücrete kavuşacağı, statü farkından doğan adaletsizliklerin giderileceği yeni bir ücret sistemi istiyoruz.    Bütün bu sorunların insan ve çalışan odaklı ekonomi politikalarıyla çözüleceğine inanıyor, yetkilileri çalışan ve emeklilerimizi yoksulluk girdabından kurtaracak sosyal politikalar üretmeye davet ediyoruz." ifadelerine yer verdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin