Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

300 MİLYAR DOLAR MÜMKÜN MÜ?

Köşe Yazıları Yayın: 20.04.2023 16:31 |Güncelleme:22.09.2023 14:40
300 MİLYAR DOLAR MÜMKÜN MÜ?

Kılıçdaroğlu’nun en az 300 milyar dolarlık katma değer üretecek olan yabancı yatırım vaadi seçim propagandasının merkezine oturdu. Reklamlarda hep bu var.

Seçimlere doğru, partilerin vaatleri ardı ardına gelmeye başladı. Bu vaatler arasında, ekonomiye ilişkin olanlar dikkat çekiyor. Asgari ücret, istihdam, ihracat, kişi başına düşen milli gelirle ilgili rakamlar sıkça ifade ediliyor. Emekli maaşları ve bayram ikramiyeleri konusunda çok cömertler. Veren verene!

Yabancı yatırımı ülkemize çekmek tabii ki güzel. 300 milyar dolar rakamı garanti ise, bu miktarda bir yatırım çok büyük istihdam yaratır. Dolaylı değil, doğrudan yatırım olması kaydıyla!

Düşündüren konu şu; bir ülkenin, ihracat, dış ticaret, dış kaynak ve yabancı yatırımcı çekme kapasitesi, sadece iktidarın izlediği ekonomi politikalarıyla ilgili değil ki! Bu dış dinamiklerle de doğrudan ilgili. Küresel koşulların da uygun olması gerekiyor.
Dünya halen küresel bir ekonomik krizin etkisi altında.
“Tamam ben senin ülkene yatırım yaparım” diyenlerin sözüne ne kadar güvenebiliriz. Bu kadar büyük para herhalde kara kaşımız kara gözümüz için gelmiyor.

Türkiye gibi, gelişmekte olan ülkelerin yüksek rakamlarda doğrudan yabancı sermaye çekebilmesinin bazı koşulları var:
☆ Diğer ülkelere göre daha cazip bir ekonomik ortamın sağlanması en öneml koşul. Ücretlerin diğer ülkelere göre düşüklüğü ya da verimliliğin yüksekliği, nüfus ve buna bağlı talep yüksekliği, potansiyel olarak büyüme eğilimi göstermesi bu alanda ilk akla gelenler.
☆ Yatırım yapılacak ülkede, siyasal, sosyal ve ekonomik istikrarın sağlanmış olması gerekiyor. Güven veren bir hukuk sistemi olmazsa olmaz! İstikrarsız bir ülkede kimse risk almak istemez. Yabancı sermayeyi en çok ürküten de istikrarsız ortamdır. Böyle durumlarda yabancı sermaye, doğrudan yatırım formundan sıcak para olarak adlandırılan dolaylı yatırım fonlarına kayar. Yeteri kadar kazandıktan sonrada o ülkeyi terkeder.

AKP Kasım 2002’de iktidara geldiğinde, dünyada yatırım yapacak ülke arayan büyük miktarda sıcak para vardı. O dönemin hükümeti bundan çok güzel faydalandı. Bugün ortada böyle bir para yok ki. Tüm dünyada ekonomik bir kriz sözkonusu.

AKP nin ilk yıllarında, o dönemde sıcak para gelsin diye çok önemli güvenceler de verildi.
Ayrıca, 1980 sonrasında yapılan 70 milyar dolarlık özelleştirmenin 62 milyar doları AKP hükümeti döneminde yapıldı. Sosyal devletin tüm kazanımları büyük bir hızla elden çıkarıldı. Atadan, dededen kalanları tıpkı bir mirasyedi gibi yedik!
Bir süre herşey, görünürde güllük gülistanlıktı. Fakat kısa sürdü.

Eee, hazıra dağ dayanmaz demişler. Üretmeden tüketmenin bedeli de ağır oldu haliyle.

Sonuçta, hem ülkenin hemde hane halkının borcu arttı, sanayi tesislerimizi önemli ölçüde yabancılara sattık, ekilebilir tarım arazilerimiz, çarpık yapılaşma ve imara açılmalar nedeniyle iyice küçüldü. Köy okullarını kapattık. Tarımdaki nüfusumuz azaldı ve yaşlandı. Türkiye ihracata değil ithalata, üretime değil tüketime dayalı büyüdüğü için, yüksek büyüme oranı yakaladığımız yıllarda bile, bir istihdam yaratamadık. Yani istihdamsız büyüdük. Hükümet de harcamayı özendirdi.
AVM ler her yerde mantar gibi çoğaldı. Kredi kartı sayısı patladı. Özel sağlık, özel emeklilik şirketlerinin, özel okulların, özel hastanelerin sayısında patlama yaşandı.
Bankalar kârlarını eşi benzeri görülmedik şekilde katladılar. Vahşi kapitalizmin esiri olduk.

Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri de dahil alınan borçlar, özelleştirmeden elde edilen büyük kaynak, toplanan vergi gelirleri doğru, isabetli, verimli harcandı mı? Bu paralar yatırıma, üretime, ihracata, istihdama yansıyacak biçimde kullanıldı mı?
Bu sorulara kaçımız evet diyebiliriz?

Maalesef, yatırımlarımızı hayatiyet derecelerine göre önceliklendiremedik. İsrafın önüne geçemedik.
Tarımı ve hayvancılığı canlandırabilseydik, devasa sanayi tesisleri yapsaydık; bunların yarattığı, katma değerden yararlansaydık, işsizliği azaltsaydık. yapacağımız ihracatla ülkemize döviz kazandırabilseydik bu kadar sıkıntı yaşar mıydık?

Aldığımız dış borcun, faizini ödemekte dahi zorlanıyoruz. Bunun için bile yeni dış borç almak zorunda kalıyoruz. Kalıcı, istikrarlı, sürdürülebilir, sağlıklı bir büyüme olmadığı için, enflasyon bir türlü düşmüyor. Fiyatlar yerinde durmadığından, maaşlara yapılan zamlar insanların cebine girmeden eriyor. Ülkemiz dış şoklardan, küresel dalgalanmalardan, jeopolitik gerilimlerden büyük ölçüde etkileniyor. Gelir dağılımı adaletsizliğinde dünya sıralamasında
ilk sıralarda yer alıyoruz. Ekonomik büyüme oranları yayınlanıyor. Görünürde büyüyoruz. Fakat bu büyüme oranları cebimize yansımıyor.

Ocak 2023 Dış Ticaret Açığı 14,2 milyar dolar oldu.
Şubat 2023 Dış Ticaret Açığı 12,2 milyar dolar olarak açıklandı. Mart 2023 rakamlarına ulaşamadım. Sanırım henüz açıklanmadı.
Yıl sonu dış ticaret açığı tahminimiz ise 150/160 milyar dolar.

Bu vahim tabloya karşılık kamu ve özel kesim dahil Türk Ekonomisi toplam döviz likiditesi ise 42 milyar dolar civarında.
Nasıl kapanacak bu açık?

Bunlar acı gerçekler!
İktidara kim gelirse gelsin işi çok zor!
Birazcık araştıran, sorgulayan herkes; üretmeden tüketmenin bedelinin çok ağır sonuçları olacağını görüyor.
Tarım ülkesinde yarım kilo soğan alırken düşünüyoruz.
Üretim seferberliği diye diye dilimizde tüy bitti.
Umarım ülkeyi yönetenler yada yönetmeye talip olanlar aklını başına alır.

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Tokat’ta film gibi olay: Kendi ölüm haberini okudu, yaşadığından şüphe etti

Gündem Yayın: 02.03.2024 04:48
İhlas Haber Ajansı
Tokat’ta film gibi olay: Kendi ölüm haberini okudu, yaşadığından şüphe etti

Tokat’taki bir otelde çıkan yangında panikleyen Umut Muzaffer Gezen, 3. kattan atlayarak ağır yaralanmıştı. Olay sonrası çıkan kendi ölüm haberlerini okuyan Gezen, o anları gülerek anlattı.

23 Şubat 2023 tarihinde GOP Bulvarı üzerinde bulunan bir otelde çıkan yangın paniğe neden oldu. Yangın sırasında otel odasında bulunan ve asker olduğu iddia edilen 20 yaşındaki Umut Muzaffer Gezen alevlerin arasından kaçmak için 3. kattan aşağı atladı. Olay sonrası ağır yaralanan genç, olay yerine çağrılan sağlık ekipleri tarafından hızla üniversite hastanesine kaldırıldı. Olay sonrası bazı haber sitelerinde gencin öldüğüne dair haberler yapıldı. Hastanede ilk müdahalesi yapılan Gezen, daha sonra bilinci açıldı. Sağlık durumu iyi olan Gezen’e hastane çalışanları hakkında çıkan haberleri okuttu. Kemal Sunal filmindeki gibi kendi ölüm haberini okuyan Gezen, kendinden de şüphe etti. Başından yaralanan, ayağında kırık olan ve belinden geçireceği ameliyat gününü bekleyen Gezen, kendi haberlerini gülerek okudu.

Umut Muzaffer Gezen, “Tokat’ta otel odasında çıkan yangında panikleyip 3. kattan atladım. Öldüm diye haberlere çıktım. Hayattayım. Şükür halime. Bundan daha ötesi olamaz. İlaçlarımı aldıktan sonra uyudum. Uyuduğumdan dolayı yangın çıkmış fark etmedim. Bir anda uyandım. Panikle camdan atladım. Atlamasaydım belki şu anda burada değildim. Hayatta değildim. Askerdim, er olarak geldim. Acemi birliğine geldim. Bir gün için konaklamak için oraya geldim ve yangın çıktı onda da. Askerlik de kaldı şimdi. Kendim hastanedeyim. Ameliyat olacağım. Belimde bir rahatsızlık var. Allah’a şükür ameliyat olduktan sonra iyi olacağım. Başka da bir şeyim yok. Başımda pek fazla bir şey yok. Şöyle söyleyeyim. Sol ayağımda bir kırık var. Başımda çok kılcal çatlaklar var. Bir de belden ameliyat olacağım o kadar. Olay olduğu gün öldü dediler. Sağ olsun ambulans ekipleri tarafından hastaneye buraya Tokat Gaziosmanpaşa’ya kaldırıldım. Buraya geldim. İlk şuurum yerinde değildi. Şimdi çok iyiyim. Her şeyim yerinde. Yemek yedim. Su içtim. Sonra dediler bir şeyler göstereceğiz. Dedim abi ne göstereceksiniz. Öldün, şu oldu, bu oldu. Kemal Sunal’ın filmi gibi. Ben iyiydim halbuki haberleri seyrediyorduk. Beraber hemşire abiler, arkadaşlarla burada. Yiyordum, içiyordum, iyiydim yani bir şeyim yoktu ama hani bu da bir olay oldu. Başımızdan geldi, geçti. Bir deneyim oldu benim için. Film gibi bir sahne oldu benim için. Kemal Sunal’ın sahnesi gerçek oldu. Gerçekten öldü diyor yani. Hani ben öldüm artık yokum. O hesap oldu. Kendimden şüphe ettim” dedi.

Anne Gözde Gezen ise “Ben hayatta kaldığına çok şükrediyorum. Çok şükür hayatta. Bunda da bir vardır hayır. Belki askeri birliğine teslim olsa da üstüne daha kötü bir şey gelecekti. Çok şükür hayatta iyi. Omuriliğinde bir sıkıntı var. Omuriliğinde bir kırık var. İnşallah buradan yürüyerek çıkacağız” diye konuştu.