ZONGULDAK ’ın Çaycuma ilçesinde inşaatında çivi kullanılmayan Akçahatipler Köyü Merkez Camii, 200 yıldır cemaatini ağırlıyor. Akçahatipler köyünde yer alan ancak resmi kayıtlarda kim tarafından inşa edildiği bilinmeyen iki katlı ahşap cami, Anadolu’nun ahşap mimarisinin en güzel örneklerinden birini oluşturuyor. Çevre köylerde başka cami olmamasından dolayı zamanında 10 köye hitap eden caminin duvarlarında tek parça olarak 10-15 santimetre kalınlığında kalaslar yer alıyor. Köy muhtarı Nizamettin Akkaya yaptığı açıklamada, caminin yaklaşık 200 yıllık olduğunu söyledi. Caminin 1959’da eskimiş ağaçlarının sökülerek yeniden restore edildiğini ifade eden Akkaya, şöyle konuştu:
“Camimiz köy halkı tarafından 9 yıl önce yeniden restore edilerek yeni haline getirildi. Dış cepheyle ilgili ihtiyaçları
mız var, bunu da köy halkı olarak yapmaya çalışacağız. Bu konuda yetkililerden de yardım bekliyoruz. Camimiz tamamen ahşap olduğundan köyümüze gelen vatandaşların ilgisini çekiyor. Camimiz ahşap olduğu için yeni bir cami yapılmasını istemedik. Camimizi daha iyi nasıl yapabiliriz ve tahtalarının çürümemesi için uğraşıyoruz.”
Çaycuma ve Çevre Köylerini Kalkındırma Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Savaş Çiloğlu da, Zonguldak merkezinde yaşamasına rağmen işi nedeniyle geldiği ilçede fırsat buldukça namazlarını kılmak için camiye geldiğini belirterek, “Burada namaz kılarken tarihe yolculuk yapıyorum. Caminin mimarisi insanı etkiliyor” dedi.
“Camide ağaçtan yapılmış zikir tespihleri çekiliyor”
Cami imamı Mehmet Yeşildere, ağaçtan yapılan tespihlerin eskiden zikir için kullanıldığını belirterek, “Yapım tarihini bilmiyoruz. Camimizdeki ağaçtan yapılmış zikir tespihleridir. Kaç tane olduğunu bilemiyoruz boncuklarının çoğu kırılarak dökülmüş. Camimizin hiçbir camide olmayan bir diğer özelliği ise yüzde 10 kıble yönüne doğru inşasının eğimli yapılmasıdır. Bu da namazda rüku ve secde daha kolay olsun diye yapılmış” diye konuştu.


200 yıllık çivisiz cami yıllara meydan okuyor
BIRAKIN MUHALEFİ DİZAYN ETMEYİ, İŞİNİZE BAKIN, ÜLKENİN DEVASA SORUNLARI ÇÖZÜM BEKLİYOR.
Ülkenin onca, sorunu varken, yapay gündemlerin peşinden sürükleniyoruz. Ülkeyi yönetenler sorunların çözümü yolunda gayret göstermek yerine, süni gündemlerle dikkatleri başka yöne çekmenin derdinde. Ülkenin kronikleşmiş devasa sorunlarının konuşulması istenmiyor.
Kamuoyu araştırmalarına göre Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomi ve hayat pahalılığı olarak öne çıkıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinde hayat pahalılığı ilk sırada yer alırken, Asal Araştırma gibi bağımsız anket şirketlerinin çalışmalarında da toplumun büyük bir çoğunluğu ekonomiyi en büyük problem olarak görüyor.
Vatandaşlar ve konunun uzmanları tarafından öne çıkarılan sorunlar sırasıyla, şu başlıklar altında toplanıyor;
* Ekonomik Sıkıntılar Hayat Pahalılığı ve Enflasyon nedeniyle temel gıda ve ihtiyaç maddelerine ulaşımın giderek zorlaşması.
* Yoksulluk: Gelir adaletsizliğinin artması ve alım gücünün ciddi şekilde düşmesi.
* İşsizlik: Özellikle genç nüfus arasında istihdam olanaklarının yetersiz kalması.
* Adalet ve Hukuk: Hukuk sistemine ve yargı bağımsızlığına olan güvenin azalması.
* Eğitim Sistemi: Ezbere dayalı yapı ve fırsat eşitliğinin sağlanamaması.
* Sığınmacı ve Göçmenler: Demografik yapı ve kaynakların paylaşımı üzerindeki toplumsal endişeler.
* Doğal Afetler: Başta deprem olmak üzere afetlere karşı şehirlerin hazırlıksız olması.
Hayat pahalılığı ve yüksek enflasyonun kalıcı çözümü; sıkı para politikaları, yapısal reformlar, hukuki güvenliğin tesisi, kamu tasarrufu ve vergi adaleti sacayaklarının eşzamanlı olarak hayata geçirilmesinden geçiyor.
Ekonomi ve hayat pahalılığı krizinin çözümü için izlenmesi gereken temel yol haritası şudur;
1. Para ve Maliye Politikalarının Sıkılaştırılması. Faiz ve Enflasyon Dengesi: Fiyat istikrarını sağlamak için merkez bankalarının reel faiz politikalarıyla enflasyon canavarını dizginlemesi hedeflenir. M × V = P × Q denklemindeki para arzının kontrol altına alınması kritik öneme sahiptir.
Kamu Disiplini: Bütçe açıklarını kapatmak adına kamuda tasarruf tedbirleri sıkılaştırılmalı, lüks tüketim ve verimsiz harcamalar kısılarak denk bütçe hedefine yaklaşılmalıdır.
2. Yapısal Reformlar ve Üretim EkonomisiTarım ve Gıda Arzı: Gıda enflasyonunu düşürmek için tarımda girdi maliyetleri (gübre, mazot, elektrik) düşürülmeli ve planlı üretim modeline geçilmelidir. Katma Değerli Üretim: İthalata olan bağımlılığı azaltmak, yerli üretimi ve teknoloji odaklı sanayiyi teşvik etmek döviz kurundaki oynaklığı azaltarak maliyet enflasyonunu hafifletir.
3. Hukuki Güvenlik ve Kurumsal BağımsızlıkYatırımcı Güveni: Bağımsız kurumların (Merkez Bankası, TÜİK, Rekabet Kurumu) siyasi müdahalelerden uzak çalışması ve hukukun üstünlüğü ilkesinin tam anlamıyla işlemesi, doğrudan yabancı yatırımları (FDI) Türkiye’ye çekmek için elzemdir.Liyakat: Kurumlarda liyakat esasına dönülmesi, alınan ekonomik kararların piyasadaki güvenilirliğini ve öngörülebilirliğini artırır.
4. Gelir Dağılımı ve Vergi Adaleti Vergi Yükünün Dengelenmesi: Dolaylı vergilerdeki (ÖTV, KDV) yüksek pay azaltılarak; doğrudan vergilendirmeye (kazanç üzerinden alınan gelir ve kurumlar vergisi) ağırlık verilmelidir. Alım Gücünün Korunması: Dar ve sabit gelirli vatandaşların hayat pahalılığı altında ezilmemesi için enflasyonla mücadele edilirken, gelir artırıcı sosyal desteklerin ve maaş güncellemelerinin gerçek enflasyon verilerine göre yapılması sağlanmalıdır.
Halkın ekonomi yönetimine duyduğu güven çok düşük seviyede.
Türkiye’de ekonomi yönetimine olan güvenin düşük kalmasının temel nedenleri, uzun süredir aşılamayan yüksek enflasyon, piyasa beklentileriyle uyuşmayan resmi hedefler ve halkın günlük yaşamına yansımayan refah artışıdır. Kamuoyu araştırmaları ve iş dünyası anketleri, ekonomi politikalarının öngörülebilirliği ve etkinliği konusunda ciddi bir inanç eksikliği yaşandığını ortaya koymaktadır.
Ekonomi başta olmak üzere, ülkenin temel sorunlarının çözümü yolunda çok acil radikal adımların atılması gerekiyor.
Bırakın muhalefi dizayn etmeyi. İşinize, bakın işinize!
İlyas Erbay


