Reklam
Reklam
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
05 Eylül, 2023 00:12 tarihinde yayınlandı
0

Zonguldak’ta 3.5 milyon yıllık Gökgöl Mağarası’na ziyaretçi rekoru

Zonguldak’ta 3.5 milyon yıllık tarihiyle 875 metrelik Gökgöl Mağarası ziyaretçilerini ağırlıyor.

İlk altı ayda 33 bin aşkın ziyaretçiyi ağırlayan mağaranın Gökgöl Mağarası, Temmuz ayında ise birinci altı aydaki ziyaretçi sayısının yarısına ulaştı. Mağarayı sadece Temmuz ayında 14 bin 942 kişi ziyaret etti. Yıl sonuna kadar toplam ziyaretçi sayısının 75 bine ulaşması bekleniyor. Mağara, mikro klima özelliğiyle de astım hastalarının ilgi odağı oldu.

Türkiye’nin en uzun mağaralarından birisi olan 3.5 milyon yıllık Gökgöl Mağarası; Temmuz ayında da adeta ziyaretçi rekoru kırdı. Geçen yıl yapılan tadilat sonrası hizmete açıldığı günden bugüne Zonguldak Mağaraları Ziyaretçi Merkezi projesiyle üretimi tamamlanan mağara, tıp firmalarının da ilgi odağı oldu.

Fosil giriş, Astım Salonu, Mükemmeller Salonu üzere bölümlendirilen mağara ziyaretçilerin büyük ilgisini görüyor. Vilayet Özel Yönetimi Genel Sekreteri Ahmet Karayılmaz, “Başladığımız tadilat işleri ve müze kısmı bitti. Bir gaye koymuştuk. 2000 yılından 2020 yılına kadar yıllık ortalaması yaklaşık 20 binler civarında olan mağaramızın ziyaretçi sayısını birinci etapta 50 bine çıkartmayı hedeflemiştik. Daha sonrasında 100 bini hedeflemiştik. Çok şükür 2022 yılında bunu 60 bin bandına çıkarttık. 2023 yılında da geçen iki ayda çok önemli bir rekor, vatandaşlarımız çok hoş bir teveccüh gösterdiler. Kent içinden ve kent dışından hatta memleketler arası seviyede yurt dışından birçok konuğumuz ziyaret etti. 14 bin 900 kişi Temmuz ayında 11 bin 900 Ağustos ayında önemli bir rekor var. Bu yılın sonunda 75 bin civarında olmasını hedefliyoruz. Mağaramız her vatandaşımızın çok rahatlıkla yürüyüş aralığında ulaşabileceğiz toplamda 875 metreden oluşmakta. İçerisinde sarkıt ve dikitler, değişik farklı canlıların figürlerinin de sergilendiği özel bir mağara. Vatandaşlarımız da bu bahiste çok önemli memnuniyetlerini görmekteyiz. Bu da bizi ayrıyeten şad ediyor. Emelimiz Zonguldak’taki turizm faaliyetlerini çok daha üstlere taşımak. Bu sayede hem konaklama hem besin kesiminde önemli bir halde girdi elde etmek. Vilayetimize ekonomik manada katkı sağlamak” diye konuştu.

Mağaranın girişindeki astım salonuna birtakım vatandaşların bilhassa şifa bulmak için geldiğini söyleyen Karayılmaz, “Girişte bir fuaye alanımız var. Vakit zaman nefes darlığı çeken astım hastalığı olan arkadaşlarımız da gelip içeride birkaç saat vakit geçirip bundan faydalanabiliyor. Bundan çok önemli halde şifa gördüklerini tabir ediyorlar” formunda konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay