Yiyecek verilen ayıları bekleyen tehlike - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
29 Ekim, 2023 16:36 tarihinde yayınlandı
0
0

Yiyecek verilen ayıları bekleyen tehlike

Son günlerde yemek aramak için şehre kadar inen ayılar tedirgin ederken konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şağdan Başkaya, bunun normal olduğunu belirtti.

Ayıların Türkiye’nin farklı illerinde artık insanlarla sık rastlaştığını bunun da sebebinin ayıların dağlarda yiyecek yemek bulamadıklarını ve bu nedenle şehre iniyorlar gibi haberlerin yer aldığını belirten Başkaya, bu tarz haberler gerçeği yansıtmadığını kaydetti.

İnsanlar iyilik yaptıklarını düşünerek ayıları resmen elleriyle beslemek, ayının beslenme düzenini bozduğunu belirten Başkaya, “Ayının beslenme düzenini bozduğumuz gibi bu şekilde beslenen ayılar doğal olarak beslenenlere göre daha kısa ömürlü oluyorlar” dedi.

Türkiye’de ayı popülasyonun giderek arttığına dikkat çeken Başkaya, “Ayıların son zamanlarda sıkça şehre indiğine dair haberler basında yer alıyor bunlar bize göre gayet normal. Çünkü son 30 yıldır vurguladığımız bir şey var, o da ayı popülasyonlarının giderek arttığı. Bir zamanlar ayıların hiç rastlanmadığı yerler veya bazen büyüklerin de söylediği gibi uzun yıllar ayı görmedik ama artık ayı görmeye başladık dedikleri yerler basında yer almaya başladı. Türkiye’nin güney batı ucundan iç Ege’ye veya Akdeniz’deki belli illerde ya da İç Anadolu civarında ayılar artık insanlarla sık sık rastlaşmaya başladılar. Bunun da sebebinin dağlarda yiyecek yemek bulamadıklarını ve bu nedenle şehre iniyorlar gibi haberlerin yer aldığını görüyoruz. Bu tarz haberler gerçeği yansıtmıyor. İşin gerçeği nedir dersek de ayıların popülasyonunun artmasıdır. Ayıların sayıları arttığı için hiç görülmedikleri yerlerde görülüyorlar. Genç ayılar görülmedikleri yerlere gidip oraları yurt ediniyorlar. Çünkü eskiden beri mevcut olan popülasyonun olduğu yerler zaten bulundukları yerlerin sahipleridir. Oradaki yoğunluk arttıkça da etrafa doğru bir yayılma olacaktır o yüzden de bu durum gelişen olayların doğal sonucudur. Ayıların şehre inmesinin ana sebeplerinden bir tanesi de bizim ayıları besleyici hareketlerde bulunmamız. Yani çöplerimizin kontrollü olmaması, yaylalardan köylere, köylerden mezralara hatta ilçelere kadar çöplerimizin açıkta saklanması, depolanması, hatta bazen günlerce alınmayan çöplerin ağzı açık vaziyette bulunması ayıların buralara sıkça gelmesine sebep oluyor. Tabi bu konuda bir önlem alınması gerekiyor, yani ayıların olacağı muhtemel bölgelerde kilitli şifreli bir şekilde çöp kutularının olması gerekiyor” ifadeleri kullandı.

“Ayıları beslemek onlara iyilik değil kötülük”

İnsanların iyilik yaptıklarını düşünerek ayıları beslediğini ancak bunun ömrünü kısalttığını ifade eden Başkaya, “Bunun da ötesinde bir şey daha var, insanlar iyilik yaptıklarını düşünerek ayıları resmen elleriyle besliyorlar. Onları madem buraya geliyorlar deyip besliyorlar. Bu konuda esas yapılması gereken bakanlık yetkililerinin vatandaşlara aydınlatıcı bilgiler vermesi. Yani çöplerin o şekilde bırakılmaması gerektiğini anlatması gerekiyor. ’Bu kekleri de onun için yaptım, biz pikniğe gidiyoruz oraya da ayılar geliyor, bunları da onlara bırakacağım’ diyen vatandaşlar görüyoruz sosyal medyada. Her ne kadar bunun yanlış olduğunu söylemeye çalışsak da bu yeterli değil” diye konuştu.

“Ayılara 100 metreden fazla yanaşmamak lazım”

Ayıların saldırgan bir hayvan olduğunu 100 metreden fazla yanaşılmaması gerektiğini belirten Başkaya, “ Ayılar elbette saldırırlar en nihayetinde yabani bir hayvan. Bir ayıya 100 metreden fazla yaklaşmamak lazım ki bu en düşük mesafedir. Normalde 200 300 metre hatta 500 metrelerden izlemek gerekirken vatandaşlarımız piknik yaptıkları yerin hemen yakınına gelmesinden mutluluk duyuyorlar. Ayının beslenme düzenini bozduğumuz gibi bu şekilde beslenen ayılar doğal olarak beslenenlere göre daha kısa ömürlü oluyorlar. Ev gıdaları ile beslendiği için bu gıdalar alışıyorlar ve düzenleri değişiyor” dedi.

“Ayının çıkardığı sesi taklit ederek onu kovmaya çalışmak çok tehlikeli”

İnsanlardan ayılara hastalık bulaştığına dikkat çeken Başkaya, “ İnsanlardan onlara hastalık bulaşıyor. Hazıra alıştıkları için sürekli oraları ziyaret ediyorlar. Yani ’Bundan önce saldırmadılar yine saldırmazlar’ diye bir düşünce yok, bir deli ayıya rastlarsınız, o anki ruh hali farklı olan bir ayıya rastlarsınız, hepsi zaten saldırmaya meyillidir. Bazen yavrusu olan bir ayıya rastlarsınız, 3-4 tane oldukları için onları aynı zannedebilirsiniz ancak yavruları olan bir ayı grubu ile karşılaşabilirsiniz. Anne ayı kimi zaman yavrularını korumak için saldırganlaşabilir. Erkek ayılar daha da saldırgan olabilir. Hiçbir zaman anneyle yavruları arasına girilmemesi gerekiyor, bizim vatandaşımız ayının üzerine koşup hatta ayının çıkardığı sesleri taklit ederek onu kovmaya çalışıyor, bunlar çok tehlikeli şeyler” diye konuştu.

Geçtiğimiz günlerde Giresun’un Keşap ilçesinde ava çıkan balıkçıların denizin ortasında bitkin halde buldukları yavru ayıyı ağları ile yakalayarak kıyıya çıkartmasıyla ilgili işe Başkaya ” Ayılar elbette yüzebilen hayvanlardır hatta çok iyi yüzebilirler. Deniz olmasını da normal karşılayabiliriz ama sahillerimize artık iner oldular. Bu da yine popülasyon yoğunluğunun artması ile alakalı bir şey. Denize bir şekilde girmiştir ya da annesini takip ediyordur, akıntıya kapılmıştır, her şey olabilir. Balıkçılar da yakalayıp kenara çıkardılar geçenlerde bir yavru ayıyı. Bu şekilde suya girmeleri çok normal” ifadelerini kullandı.

Öte yandan geçtiğimiz günlerde Gümüşhane Üniversitesi kampüsüne inen ve rahat tavırlarıyla kampüs içerisinde dolaşan ayı çevredeki vatandaşlar tarafından cep telefonu kamerası ile görüntülenmişti.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xaxaxa
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
02 Nisan, 2026 11:16 tarihinde yayınlandı
0
0

LİYAKAT YERİNE NEPOTİZM, SİYASAL SADAKAT VE KADROLAŞMA TERCİHİ !

Son zamanlarda en çok duyduğumuz kelimelerden biri de LİYAKAT.
Liyakat; bir kimsenin kendisine verilen işe, göreve veya makama uygunluk, yaraşırlık durumu ve yeterlilik olarak tanımlanıyor.

Liyakat yerine; nepotizm, siyasal sadakat ve kadrolaşma tercihinin ülkeye verdiği zararlar, modern kamu yönetimi ve ekonomi biliminde “kurumsal çürüme” olarak adlandırılıyor. Bu durumun yarattığı temel sorunlar şunlardır:

☆ Verimlilik Kaybı: İşi en iyi bilen değil, “bizden olan” seçildiğinde kamu hizmetlerinin kalitesi düşer ve hata payı artar.

☆ Beyin Göçü: Yetenekli ve eğitimli bireyler, hak ettikleri pozisyonlara gelemeyeceklerini anladıklarında enerjilerini başka ülkelere taşırlar.

☆ Ekonomik Maliyet: Kurumlara duyulan güven azaldığında yabancı yatırımcı kaçar, yolsuzluk riski artar ve kaynaklar yanlış yönetilir.

☆ Toplumsal Kutuplaşma: Vatandaşlar arasında “imtiyazlılar” ve “dışlananlar” algısı oluşur, bu da sosyal adaleti ve devlete olan bağlılığı zedeler.

☆ Kriz Yönetiminde Zafiyet: Liyakatsiz kadrolar, öngörülemeyen kriz anlarında (deprem, ekonomik şoklar vb.) hızlı ve doğru karar alma yeteneğinden yoksundur.

☆ Özetle; sadakat kısa vadede yönetenlere konfor sağlasa da, uzun vadede devletin kurumsal hafızasını ve rekabet gücünü yok ederek ülkeye kalıcı zararlar verir.

Sanırım buraya kadar hemfikiriz. İtirazı olanlara hatırlatırım!
Kur’an-ı Kerim’de; işlerin ehline verilmesi, adalet ve uzmanlığa saygı liyakatin temel ilkeleridir. En temel ayet Nisâ Suresi 58. ayettir; Allah, emanetlerin (görevlerin) ehline verilmesini ve adaletle hükmedilmesini emreder. Ayrıca, konunun uzmanlarına danışılması (Nahl 43) ve işlerin istişareyle yapılması (Şûrâ 38) liyakatin tamamlayıcısıdır.

Kur’an’da Liyakat ve Ehliyetle İlgili Ayetler:
☆ Nisâ Suresi, 58. Ayet: “Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…”
☆ Nahl Suresi, 43. Ayet (ve Enbiyâ 7): “…Eğer bilmiyorsanız, bilenlere (konunun uzmanlarına/ehliyetli olanlara) sorun.”
☆ Kasas Suresi, 26. Ayet: “O kadınlardan biri, ‘Babacığım, onu (çalışan olarak) tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir (kaviyyü’l-emîn) olandır’ dedi.” (Liyakatin temel unsurları olan güç/yeterlilik ve güvenilirlik/karakter)
☆ Şûrâ Suresi, 38. Ayet: “…Onların işleri, aralarında şûrâ (danışma/istişare) iledir…”
☆ Zümer Suresi, 9. Ayet: “…De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.”

Bakınız, meşhur tarihçi, sosyolog, filozof, siyaset ve devlet adamı İbn Haldun da, günümüzden 600 yıl önce bir devletin çöküşünü ( İnkıraz) nasıl anlatmış; İnkıraz, sosyal dayanışmanın (asabiyet) yitirilmesi, liyakatsizlik, adaletsizlik, aşırı vergi yükü ve üretimdeki düşüş gibi etkenlerle başlar. Toplumsal ahlakın bozulması, lüks tüketim çılgınlığı ve göçlerin hızlanması, devletin ömrünün sonuna geldiğini gösteren temel belirtilerdir.

Kamu yönetiminde görevlendirmelerde liyakat ilkesinin tam olarak uygulanmamasının arkasında yatan temel nedenler, idari gelenekler, siyasi tercihler ve mevzuattaki boşluklar gibi çeşitli faktörlere dayanıyor. Araştırmalar ve güncel tartışmalar ışığında bu durumun başlıca nedenleri şunlardır:
1. Siyasal Sadakat ve Kadrolaşma Tercihi
Kamu yönetiminde uzmanlık ve yetenek yerine siyasal sadakatin ön plana çıkarılması, liyakatin ikinci plana atılmasının en yaygın nedenidir. Özellikle üst düzey atamalarda ve stratejik kurumlarda, yönetimin kendi politikalarıyla “uyumlu” çalışacak kişileri tercih etmesi “siyasal kadrolaşma” eleştirilerini beraberinde getirmektedir.

2. Sınırsız Takdir Yetkisi ve Keyfiyet
Mevzuatta yöneticilere tanınan geniş takdir yetkisi, bazı durumlarda liyakat ilkelerinin aşılmasına yol açabilmektedir. Özellikle “proje okulları” gibi özel statülü kurumlarda atama yetkisinin tek bir makama bırakılması, nesnel kriterlerin yerine keyfi kararların geçmesine neden olabilmektedir.

3. Mülakat Sistemi ve Nesnellik Sorunu
Yazılı sınavlarda yüksek puan alan adayların, sözlü sınav (mülakat) aşamasında elenmesi liyakat tartışmalarının odağındadır. Mülakatların genellikle kamera kaydı veya somut gerekçeler sunulmadan yapılması, “kayırmacılık” (nepotizm) iddialarını güçlendirmekte ve liyakat sisteminin özüne zarar vermektedir.

4. Denetim Mekanizmalarının Zayıflığı
Liyakatsiz atamalara karşı yargı yoluna başvurulsa da, iptal kararlarının uygulanmasında yaşanan gecikmeler veya yeni formüllerle (örneğin görevden alınan kişinin “araştırmacı” kadrosuna atanması gibi) liyakat ilkesinin etrafından dolaşılması sistemin etkinliğini kırmaktadır.

5. Kurumsal Gelenek ve “Sadakat” Kültürü
Bazı kurumlarda “işi bilenden ziyade, söz dinleyene” görev verilmesi bir yönetim kültürü haline gelmiştir. Bu durum, inisiyatif alabilen liyakatli kadrolar yerine, sadece talimatları uygulayan profillerin yükselmesine yol açarak kurumsal körlük ve stratejik zafiyet riski yaratmaktadır.

Sonuç olarak; liyakatin esas alınmaması yalnızca bireysel bir adaletsizlik değil, aynı zamanda kamu hizmetlerinin kalitesinin düşmesine ve milli güvenlik risklerinin oluşmasına neden olan yapısal bir sorundur.

Liyatle ilgili, yüce kitabımız, rehberimiz Kuran’ı Kerimden neden örnekler verdim?
Çünkü, esas alınması gereken en doğru ve gerçek rehber Kuran’ı Kerim dir. Buna rağmen, Liyakat ve Ehliyetin gözardı edildiği örnekleri görmek kaygı verici.

Ülkemizin temel sorunu budur. Bu sadece mevcut iktidarın değil, gelmiş geçmiş tüm iktidarların uyguladığı yanlış bir yönetim şeklidir.

Liyakatsiz atamalar ve ülkenin bundan gördüğü zarar ayrı bir yazı konusudur.

Özetle, gelişmiş ve ahlaklı toplumlarda Liyatsizliğe ve Nepotizme yer yoktur.

İlyas Erbay