Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

Yavru köpek ve Karaca’yı kurtardılar

Gündem Yayın: 08.10.2021 08:51
Yavru köpek ve Karaca’yı kurtardılar

Karabük’te başı bitkisel bir yağ kutusuna sıkışmış yavru köpek, kendisini fark eden kadın sürücü tarafından kurtarılırken, başı demir bariyerlere sıkışan karacayı ise orman muhafaza memuru kurtardı.
Safranbolu ilçesinde kreş sahibi Gülsüm Çavuşoğlu (30), Karabük – Eskipazar karayolu Ankara yönüne seyir halindeyken Çayköy mevkiinde yol ortasında başı bitkisel bir yağ kutusuna sıkışmış olan yavru köpeği fark etti. Aracından inen Çavuşoğlu, yol kenarında dikkatli bir şekilde davranarak köpeğin başını sıkıştığı kutudan kurtardı. ‘İşte bu’ diyerek sevinen Çavuşoğlu, daha sonra aracından aldığı mamayla yavru köpeği besledi. Tüm yaşananlar ise Çavuşoğlu’nun cep telefonu kamerasına yansıdı.
Gülsüm Çavuşoğlu, “Köpeği yol ortasında sağa sola savrulurken gördüm. Ben karşıya geçtim ama gözleri görmediği için yavru köpek sağa sola gitmeye devam ediyordu. İçim el vermediği için dönme gereği duydum. Köpeği kenara çekerek dikkatli bir şekilde başındakini çıkarmaya çalıştım ve çıkardım. Çok açtı, kaburgaları görülüyordu. Tamamen tesadüf olan bagajımdaki mamayla onu besledim. Aslında bir bağ kuruldu aramızda. En kısa zamanda ziyaretine gitmeyi düşünüyorum” dedi.
Başı demir bariyere sıkışan karacayı kurtardı
Safranbolu ilçesini Eflani ilçesine bağlayan yolun Kırıklar mevkiinde ise göreve giden orman muhafaza memuru, yol kenarındaki demir bariyerlere başı sıkışan karacayı gördü. Orman muhafaza memuru, karacanın başını sıkıştığı yerden kurtardı. Karaca bir süre sonra ayağa kalkıp ormanlık alana koşarak gözlerden kayboldu. O anlar ise bir vatandaşın cep telefonu kamerasıyla görüntülendi.

Paylaş:

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Manşet Yayın: 26.05.2024 14:00
VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Ekonomi bir bilim dalıdır. Ekonominin değişmez gerçekleri vardır.
Mesela;
▪︎ Faizlerin artırılması ile piyasada talep azalır. Bu sayede harcama eğilimi de azalmaya başlar.

▪︎ Faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir.

▪︎ 2002 yılından bu yana, TL’ nin değerlenmesinin arkasında “yüksek faiz düşük kur” sarmalı yatmaktadır. Türkiye’de, ülke riskinin yüksek olması, kaynaklarından daha fazlasını kullanması nedeniyle faizler dünya standartlarının çok üzerinde. Bu durumda da iş dünyası ve yatırımcılar kredi kullanamıyor. Kısır döngü de işte burada başlıyor.

Ekonomi; “bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme, üretileni bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü” şeklinde tanımlanıyor.
Yaşayabilmek için üretme ve bölüşme ! Görüldüğü gibi ekonominin temelinde üretim var. Ayrıca, ülkenin varlığını sürdürebilmesi için üretilenin adaletle ve hakkaniyetle bölüşülmesi gerekiyor.
Peki, günümüz Türkiyesinde yeteri kadar üretiyor muyuz?
Ürettiğimizi hakça bölüşüyor muyuz? Başka bir deyişle, gelir dağılımında adaleti sağlayabilmiş miyiz?
Bu sorulara evet diyebilir misiniz?

Ekonomimizin en istikrarlı yılları 1923 den1950 ye kadar olan dönemdir. Türk Lirasının da dünya ekonomisinde en değerli olduğu 27 yıl bu döneme denk geliyor.
Bu döneme baktığımızda, devlet destekli, üretime dayalı müthiş bir kalkınma hamlesi görüyoruz.
Bu ivme Atatürk’ün vefatından sonraki 12 yıl daha devam etti.

1950 den 1990 a kadar olan dönemde;
▪︎50 li yıllarda ABD ile yapılan ve elimizi kolumuzu bağlayan anlaşmalar, tarımımıza, eğitim sistemimize müdahaleler. Antikominist hedefleri olan Marshall yardımları.
▪︎ 1974 Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle maruz kaldığımız ağır ambargolar.
▪︎ 1980 askeri müdahalesi ve cunta yönetimi dönemi.
Bu 40 yıl da böyle heba oldu.

Sonrasında, 1990 – 2002 yıllarında yaşanan ekonomik bunalımların temel sebebi ise, siyasi istikrarsızlık, dolayısıyla orta ve uzun vadeli ekonomi politikasına sahip olamama durumudur. Bu dönemde Türkiye’de 6 farklı başbakan tarafından 11 farklı hükûmet kuruldu ve bu hükûmetlerin ortalama ömürleri 1 yıl civarında gerçekleşti.

Ülkenin enerjisini ve kaynaklarını terörle mücadeleye harcamasını da unutmayalım.
1984 yılından buyana terörle mücadele ediyoruz.

2002 den sonra tek parti iktidarı ile bir siyasi istikrar sağlandı. Terörle mücadelede de başarı sağlandı diyebiliriz. Peki buna rağmen neden ekonomik istikrar sağlanamadı? Bu sorunun o kadar çok yanıtı var ki, hangi birini yazayım.

Uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretmek yerine;
▪︎ Faizlerle oynayarak,
▪︎ Yüzyılın buluşu diye kur korumalı mevduat ismi altında ucube sistemlerden medet umarak,
▪︎ Vergileri artırarak, yeni vergiler icat ederek
▪︎ Karşılıksız para basarak bu sarmaldan çıkmamız mümkün değil.

Haberlere bakıyorum. Enflasyonda tek haneye düşecek mişiz. İhracatta tarihi rekorlar kırmışız!
Neye göre rekor? İhracatımız ithalatımızın önüne mi geçti? Cari fazla mı vermeye başladık?
İhracat rakamlarını verirken neden ithalat rakamlarını da vermiyorsunuz?
Ekonomide çuvallıyoruz ama algı yönetiminde maşallahımız var.

Gerçek şu ki, yeteri kadar üretmiyoruz ve üretmediğimiz için yoksullaşıyoruz. Bu gerçekleri görüp, topyekün bir üretim seferberliğini çoktan başlatmalıydık.

Athenanın o meşhur şarkısı geliyor aklıma;
Vurduk en dibe
Söyle şimdi nereye?
Yol almalısın
Ufak ufak yerine
Sıyrıl da gel buraya
Sıyrıl da gel buraya
Dön baba
Dön baba dönelim
Dön baba
Dön baba dönelim…