Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde yaşlı çiftin otomobili uyudukları sırada kundaklandı, evlerinin taşlandı. Sesleri duyunca uyanan çift büyük korku yaşadıklarını söyledi.
Olay, 12 Eylül’de Kastamonu’nun İnebolu ilçesi Yukarı Karaca Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, mahallede yaşayan Necmettin(70) ve Zehra(65) Siriş, gece uyurken evlerinin camı taş atılarak kırıldı. Sesi duyunca uyanan çift korku ile dışarı çıktı. Çift, park halindeki otomobillerinin ateşe verildiğini ve camlarının kırıldığını gördü. Kendi imkanları ile yangını söndürmeye çalışan çift durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri tarafından yapılan müdahale ile otomobildeki yangın söndürüldü. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı. Olayı gerçekleştiren şahıs ya da şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunan çift, otomobilin kırılan camlarını ve yanan tavanını tamir ettirdi. Yaşanan olayla ilgili konuşan çift, tekrar aynı olayın yaşanmasından korktuklarını söyledi.
“Aracın benzin deposuna alevlerin ulaşmasına çok az kalmıştı”
Necmettin Siriş, büyük korku yaşadıklarını belirterek, “Sabah namaz kıldım. Daha sonra tekrar uyumak için yatağa girdim. Saat 05.00 sıralarında bir ses geldi. Sesi duyunca yataktan fırladık. ’Kim o’ diye bağırdık, kimse yoktu. El feneri ile dışarı çıktım. Aracın üzerindeki brandanın yandığını gördüm. Aracın camları kırılmıştı. Aracın benzin deposuna alevlerin ulaşmasına çok az kalmıştı. Mazallah bomba gibi patlardı” dedi.
“Yapanın bulunmasını istiyoruz”
Olayı gerçekleştiren şahsın yakalanmasını isteyen Zehra Siriş ise, “Sesleri duyunca hemen uyandık. Eşim dışarı çıktı. Ben korkuyla çıkamadım, biraz bekledikten sonra çıktım. Arabanın üzeri yanmıştı. Branda da erimişti. Biz yapanın bulunmasını istiyoruz” diye konuştu.


Yaşlı çiftin evi taşlandı, park halindeki otomobili kundaklandı
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

