Yangında harabeye dönen tabiat parkı, yeniden ayağa kaldırıldı - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
13 Kasım, 2023 20:00 tarihinde yayınlandı
0
0

Yangında harabeye dönen tabiat parkı, yeniden ayağa kaldırıldı

Kastamonu’nun Tosya ilçesinde Roma döneminden günümüze kadar gelen ve 2018 yılında çıkan yangında harabeye dönen Dipsizgöl Tabiat Parkı, yaklaşık 4 yıldır süren çalışmaların ardından kapılarını yeniden açtı.

Kastamonu’nun Tosya ilçe merkezine 25 kilometre uzaklıkta bulunan, bin 550 rakımlı noktada 40 metreyi aşan derinlikte olan, dört bir yanı gürgen, meşe ve devasa karaçam ağaçları ile kaplı doğa harikası Dipsizgöl Tabiat Parkı 2018 yılında çıkan yangın sonrası harabeye dönerek kullanılamaz hale gelmişti. Yangın sonrası başlatılan çalışmalar neticesinde Dipsizgöl Tabiat Parkı, yeniden ayağa kaldırıldı. Roma döneminden günümüze kadar ulaşan ve ’Doceia’ ismiyle de bilinen Dipsizgöl Tabiat Parkı, restorasyon ve yenileme çalışmalarının yaklaşık 4 yıl sonra tamamlanmasıyla birlikte kapılarını ziyaretçilere yeniden açtı. Doğa harikası göl ve muhteşem manzarasıyla ziyaretçilerine keyif sunan Dipsizgöl Tabiat Parkı’nda toplam 12 bin adet fidan dikildi. Tabiat parkının tamamı ışıklandırılarak, localar yerleştirildi ve ailelerin rahat yemek yiyebileceği üstü kapalı mangal alanları ve kamelyalar oluşturuldu. Grafiti sanatçıları için de bölümlerin ayrıldığı Dipsizgöl Tabiat Parkı’nda ailelerin konaklayabileceği, tamamı gölü görebilen bungalov evler ormanlık alanının içerisine yerleştirildi.

Off-road sporu yapılabilecek olan tesiste organik yöresel gıdalar kullanılacak. Köylerden temin edilecek olan gıda ürünleri Tosya’da kırsal alanda yaşayanlara da gelir kapısı olacak. Hitit buğdayı olarak bilinen siyez buğdayı ile yapılan doğal ürünler de misafirlere ikram edilecek.

“Göl kenarında yürüyüş ya da piknik yapılabilir, kamp yapılabilir veya doğa yürüyüşlerine çıkılabilir”

Dipsizgöl Tabiat Parkı’nın 13 bungalovdan oluştuğunu söyleyen tabiat parkı işletmecisi Hatice Kübra Cesur, “4 yatak kapasiteli taş evimiz var. Burada yaklaşık 40 kişi konaklayabiliyor. Ziyaretçilerimiz göl kenarında yürüyüş yapabilir, piknik yapabilir, kamp yapabilir veya doğa yürüyüşlerine çıkabilirler. Piknik alanımıza 120 kişiyi alabiliyoruz ya da restoranımızdan faydalanabiliyor. Arap turistlerden ya da Avrupalı turistlerden çok fazla talep görüyoruz. Bungalov ve doğal yaşama ihtiyaç duyuluyor. Bu yüzden talebe göre Tabiat Parkı’nda tüm misafirlerimizi ağırlayacağız. Bölgemizde yaklaşık 500 kişiyi ağırlayacak düğün kapasitesi olan bir tesis bulunmuyor. Tesisimizde düğün, nişan gibi organizasyonları yapacağız” dedi.

“İnsanlar burada sağlık ya da mental olarak kendilerini iyi hissedecekler”

Ziyaretçilerin doğa ile iç içe vakit geçirebileceğini belirten Cesur, “Burası daha önce yıkık bir şekildeydi. Hiçbir yapı yoktu, yapılar tamamen eskimişti. Tabiat Parkı hak ettiği değeri göremiyordu. Doğal bir gölümüz var, Türkiye’de sadece 4 tane bulunan krater gölünden bir tanesi. Biz inanıyoruz ki yaptığımız yatırımlara değdi. Burası yüksek rakımlı bir yer. İnsanlar buraya geldiklerinde sağlık ya da mental kendilerini iyi hissedecekler. Umarım bundan güzel dönüşlerde alırız” diye konuştu.

“Avrupa, Asya ve Orta Doğu’dan bölgemize büyük bir talep var”

Turizm firmalarıyla görüşmelerinin sürdüğünü anlatan Cesur, “Tabiat Parkı’nda karavanları ağırlayabiliriz. Çadır alanımız bulunuyor, burası çok kapsamlı bir tesis oldu. Hem çadır hem karavan hem kamp hem bungalovdan insanlar yararlanabilsin hem de kendi başlarına çadırlarını kurup karavanlarında kalabilirler. Hazırlıklarımız bitti, tesisimiz ziyaretçilerini bekliyor. Tesisimiz, D-100 karayoluna 8 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Buraya her araç gelebilir. Doğaya ilgi duyan çok büyük bir kitle var, bunları havalimanından alıp tabiat parkına kadar getirecekler. Burada çok eşsiz bir tatil fırsatı yakalanacak. Hem bu çevremize faydalı olacak, insanlar Kastamonu’da böyle bir doğal gölün olduğunu bilecek hem de buradan sınırsız hizmet alacaklar. Çok talep var, turizm firmalarıyla şu anda görüşmelerimiz sürüyor. Şu anda Orta Doğu, Avrupa ya da Asya’dan gelen ziyaretçilerden talep görüyoruz. Turizmi bu tesisin bölgemizde canlandıracağına inanıyorum” şeklinde konuştu.

“Doğaya veya bir tane bile ağaca hiçbir şekilde zarar vermedik”

Doğaya ya da herhangi bir ağaca zarar vermediklerini söyleyen Kübra Cesur, “Hiçbir şekilde herhangi bir ağacı ya da herhangi bir şekilde burada doğanın yapısını bozacak şekilde bir şey yapmadık. Milli Park ile sürekli koordineli çalışarak hiçbir şekilde doğaya zarar vermedik. Bizler doğa aşığı insanlarız. Bir ağaç, bir dal bizler için çok çok önemli, zaten sloganımız doğaya ellerinizle dokunun, bizler de doğaya ellerimizle dokunmak için buradayız” ifadelerini kullandı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay