Reklam
Reklam
671e36017823b
Haber Merkezi Avatarı
Haber Merkezi tarafından
27 Ekim, 2024 15:46 tarihinde yayınlandı
0

Türkiye’deki üniversite öğrencileri kitap okumada sınıfta kaldı

Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin okuma alışkanlıkları üzerine yapılan araştırmada, üniversitelilerin orta düzey veya zayıf okuyucu oldukları belirlendi.

Türkiye’deki devlet üniversitelerinde lisans eğitimi gören öğrencilerin okuma alışkanlıklarını inceleyen araştırmaya Türkiye’nin yedi bölgesindeki 19 devlet üniversitesinin 17 farklı fakültesinde eğitim alan bin 580 öğrenci katıldı. Elde edilen bilgilere göre, üniversite öğrencilerinin bir kısmının düzenli olarak kitap okuduğu belirlendi. Kitap okuma alışkanlığı kazanmada en önemli faktörün aile olduğu vurgulanırken, öğretmenler ve arkadaşların da etkili olduğu tespit edildi.

Öğrencilerin daha çok yerli eserleri tercih ettikleri, elektronik cihazları ve interneti kitap okuma amacıyla fazla kullanmadıkları gözlemlendi. Öğrencilerin tercih ettiği kitap türleri arasında macera ve bilim kurgu öne çıkarken, kitap seçiminde en etkili unsurun kitabın konusu olduğu belirlendi. Öğrencilerin büyük bir kısmının zengin bir kitaplığa sahip olmadığı ve kitap okumayı engelleyen en büyük etkenin telefon kullanımı olduğu tespit edildi.

Türkiye Okuma Kültürü Haritası Projesi verileri, okuma alışkanlıkları açısından 7-14 yaş aralığındaki çocukların güçlü okuyucu, üniversite öğrencilerinin ise orta düzey veya zayıf okuyucu olduklarını ortaya koyuyor. (Sudem Orbay, Şevval Gaye Güldür, Sude Naz Sevindi, Nafi İlhan, Atilla Beyazıt)

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorumlar

  1. Esat

    Çok yararlı olmuş herkesin eline sağlık

Yeni yorumlara kapalı.

s 27
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası
31 Mayıs, 2026 12:35 tarihinde yayınlandı
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

MEMLEKET Mİ, MENFAAT Mİ?

Türkiye’de siyasetin kamu yararına hizmet etmekten ziyade, menfaat, sosyal statü ve rant aracı olarak görüldüğü yönünde güçlü bir toplumsal kanı var. Bu durumun temel sebepleri; yapısal eşitsizlikler, denetim mekanizmalarındaki eksiklikler ve siyasi kültürün bir parçası haline gelmiş olan clientelism (kayırmacılık/himaye) ilişkileridir.

Son yıllarda toplumda bir kanı daha oluştu. Aslında bu Atatürk sonrası dönemde de bilinen bir gerçekti. Türkiyede bazı siyasetçilerin emperyal güçlerin kontrolünde olduğu kanısı. Kukla benzetmesi buradan geliyor.
Bu günlerde İsmet paşanın o meşhur sözünü sıkça hatırlıyoruz. “Hiçbir ülke yoktur ki, kendi içinden bizim kadar hain yetiştirebilsin.”

Ülkemize özgü bu durumun detaylarını şöyle özetleyebiliriz;
– Siyasal güç, devlet kaynaklarının, ihalelerin ve kamu yatırımlarının belirli kişi veya gruplara aktarılmasında (rant mekanizması) merkezi bir rol oynar. Kamu kaynaklarının dağıtımında siyasi tercihlerin öne çıkması, siyaseti ekonomik bir zenginleşme aracı haline getirir.
– Siyaset; kamuda işe alım, bürokratik atamalar ve yerel yönetim hizmetleri gibi konularda bir “ayrıcalık ve menfaat sağlama” aracı olarak işleyebilir. Seçmen-siyasetçi ilişkisi, hizmet odaklılıktan ziyade karşılıklı çıkara dayalı bir yapıya dönüşebilmektedir.
– Siyasi makamlar, özellikle milletvekilliği veya üst düzey yöneticilik, toplumsal saygınlık, dokunulmazlık ve geniş bir çevresel ağa (network) sahip olma (sosyal statü) anlamına gelmektedir. Bu durum bireyleri siyasi kariyer yapmaya iten en büyük motivasyonlardan biridir.

Siyaset bilimciler ve ekonomistler, bu döngünün kırılabilmesi için bireysel ahlaktan ziyade hukukun üstünlüğü, şeffaflık, kurumların bağımsızlığı ve hesap verilebilirlik gibi yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyor.

Siyasetçilerin asıl amacının memleket mi yoksa menfaat mi olduğu sorusu, toplumların ve siyaset bilimcilerin yüzyıllardır tartıştığı evrensel bir konudur. Bu soruya tek bir yanıt vermek yerine, konuya iki temel perspektiften bakmak gerekiyor.

1. İdealist Perspektif: Memleket Sevdası
Bu yaklaşıma göre siyaset, topluma hizmet etme, ülkeyi kalkındırma ve adalet sağlama aracıdır.

Kamu Yararı: Birçok siyasetçi, toplumsal sorunları çözmek ve gelecek nesillere daha iyi bir ülke bırakmak amacıyla yola çıkar.
Hizmet Motivasyonu: Bu gruptaki liderler için makam ve mevkiler, bireysel kazanç değil, memlekete hizmet etme fırsatıdır.
İlkeli Siyaset: “Önce ülkem ve milletim” anlayışını benimseyerek, zor zamanlarda kişisel veya partisel çıkarlarını arka plana itebilirler.

2. Realist ve Eleştirel Perspektif: Menfaat Odaklılık
Bu yaklaşıma göre ise siyaset, güç, nüfuz ve ekonomik kaynakların dağıtımı üzerinde kontrol sağlama mücadelesidir.

Güç ve Makam Tutkusu: konuya eleştirel bakanlar, siyasetçilerin öncelikli amacının kendi koltuklarını korumak ve güçlerini artırmak olduğunu savunur.
Kişisel ve Zümresel Çıkarlar: Siyasetin, bireysel menfaatlerin veya belirli destekçi grupların (lobiler, sermaye çevreleri) çıkarlarını korumak için bir araç olarak kullanıldığı yönünde yaygın bir toplumsal algı vardır.
Popülizm: Kısa vadeli seçim kazanımları için memleketin uzun vadeli çıkarlarının feda edilmesi, menfaat odaklı siyasetin bir göstergesi olarak kabul edilir.

Dengeleyici Unsurlar
Siyaset bilimciler, bir ülkedeki siyasetin “memleket” mi yoksa “menfaat” dengesinde mi ilerleyeceğini kurumsal denetim mekanizmalarının belirlediğini ifade eder.
Güçlü Kurumlar: Şeffaflık, hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü ve özgür medya gibi mekanizmalar geliştiğinde, siyasetçilerin şahsi menfaat devşirmesi zorlaşır.
Toplumsal Bilinç: Seçmenlerin siyasetçileri kişisel çıkarlara göre değil, somut memleket projelerine ve liyakate göre ödüllendirip cezalandırması sistemi hizmet odaklı olmaya zorlar.

Sonuç olarak, siyaset sahnesinde her iki motivasyona sahip aktörleri de görmek mümkündür. Bir siyasetçinin derdinin ne olduğunu anlamak için söylemlerinden ziyade aldığı kararlara, şeffaflığına ve topluma sağladığı somut faydalara bakılması gerekir.

Şimdi soruyorum, “Önce ülkem” diyen kaç siyasetçi ismi sayabilirsiniz?

İlyas Erbay