Rusya ile Ukrayna ortasında süren savaşın tesirleri Karadeniz’de giderek daha fazla hissediliyor. Patlayıcı husus riski taşıyan cisimler, son yıllarda Trabzon açıklarında tekraren ortaya çıkarken, bugün Ortahisar ilçesi açıklarında yaşanan patlama akıllara tekrar insansız deniz araçlarını getirdi.
Ortahisar ilçesinin yaklaşık 1 mil açığında bugün saat 16.50 sıralarında denizde şimdi belirlenemeyen bir nedenle patlama meydana geldi. İlçe merkezinin bir çok noktasından duyulan ve görülen patlama büyük paniğe neden olurken, patlama ile ilgili inceleme başlatıldı.
Öte yandan geçtiğimiz hafta 30 Eylül 2025 tarihinde Çarşıbaşı ilçesi açıklarında bir balıkçı teknesi tarafından fark edilen Ukrayna menşeili insansız deniz aracı Yoroz Limanı’na getirilerek askeri işçi tarafından açıkta denetimli halde patlatılarak imha edildi. Bölgedeki bu cins tehditler birinci defa yaşanmazken, 21 Şubat 2024’te Akçaabat açıklarında bulunan karşıt dönmüş teknede bomba kuşkusu üzerine Kıyı Güvenlik devreye girmiş, SAS komandoları dalış yaparak kuşkulu cismi fünye ile imha etmişti. Bu sabah ise Artvin’in Hopa ilçesi açıklarında denizde tekrar Trabzon’un Çarşıbaşı ilçesinde geçtiğimiz hafta bulunan insansız deniz aracına misal bir insansız deniz aracına rastlayan balıkçılar yetkililere haber verdi. Artvin’deki gelişmenin çabucak akabinde bugün de Trabzon açıklarında denizde bir patlama yaşandı.
Rusya-Ukrayna savaşında kullanılan mayınlar, insansız araçlar ve patlayıcı yüklü cisimler dalgalarla sürüklenerek bölge kıyılarına ulaşabiliyor. Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında vakit zaman imha edilen bu cisimler, yalnızca deniz güvenliği için değil, balıkçılık faaliyetleri ve sivil hayat için de önemli bir tehdit oluşturuyor.


Trabzon açıklarında denizde patlama
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

