Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
22 Mayıs, 2015 08:20 tarihinde yayınlandı
0

TMMOB, Zonguldak 2. Kent Sempozyumu

ZONGULDAK Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından 21-22 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Zonguldak 2. Kent Sempozyumu GMİS’te başladı.
TMMOB Zonguldak il Koordinasyon Kurulu tarafından düzenlenen sempozyuma çok sayıda mimar, mühendis ve davetli katıldı. Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan sempozyumun açılışında konuşan Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir, “TMMOB’un düzenlediği ikinci sempozyumdayız.
Gerçekten bu sempozyumlar nerede yapılırsa yapılsın çok önemlidir. Bilimsel verileri, bilimsel aklı ve ortak düşünceyi bir arada tutabilmek ve o şehrin gelişmesini sağlamada çok önemli katkıları olmaktadır. Bu anlamda çok değerli oda birliği arkadaşlar ve yönetimi bu çalışmaları yapmaya çalışıyorlar. Biz de yerel yönetimler olarak bunları önemsiyoruz” dedi.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı Mehmet Soğancı ise “Hepimiz biliyoruz ki bu gün sayısı 475 bine ulaşan mimar, mühendis ve şehir plancılarını temsil öden yasal bir örgütlenmedir. Temel olarak üyelerin hak ve çıkarlarını halkımızın çıkarları temelinde korumak geliştirmek ve onların mesleki, sosyal, kültürel gelişimlerini sağlamak mesleki birikimlerini de toplum yararına kullanmalarının zeminini oluşturmakla yükümlüdür. Birliğimiz bağımsız, demokratik, eşit ve özgür bir Türkiye için çalışmalarını da bütünsel bir anlayışla ve etkinleştirerek sürdürme kararlılığını da kendi tarihi boyunca göstermiştir. Meslek alanlarımızla ilgili çalışma dönemlerinde 200’ü aşkın etkinlik yapıp, Türkiye fotoğraflarını çekiyoruz. Bizim bulunduğumuz noktada doğruları ve gerçekleri ifade etmek istiyoruz. Bu gün itibariyle 46. ve Türkiye’nin değişik yerlerinde kent sempozyumları düzenliyoruz. Kentlerin fotoğraflarını çektik. Türkiye’nin fotoğrafı ortaya çıksın diye” şeklinde konuştu.
Makine Mühendisleri Odası Başkanı Birhan Şahin de “Yaşanabilir Bir Zonguldak İçin Öneriler” konulu sunumunu yaptı.
Sempozyumda ise 22 bildiri sunulacak.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay