Trabzon’un Köprübaşı ilçesi Taşlı Yaylası’nda yaz aylarında kasaplık yapan 61 yaşındaki Rafet Hancı’nın 5 tilki ile olan dostluğu yürekleri ısıtıyor. Hancı, her gün akşam saatlerinde yayladaki dükkanının önüne gelen tilkileri elleri ile besleyerek karınlarını doyuruyor.
Yaylalardan göç Doğu Karadeniz’de bir ay evvel sona erdi, yayla sakinleri köy ve ilçelerdeki konutlarına döndü. Lakin Köprübaşı ilçesi Taşlı Yaylası’nda kasap dükkânı olan Rafet Hancı, yayla dönemi bitmesine karşın Araklı ilçe merkezine dönemedi. Hancı, yaylada besleyip sahiplendiği 5 tilkisini yalnız bırakmak istemiyor.
Tilkileri uzun müddettir beslediğini ve ortalarında bağ oluştuğunu belirten Hancı, çektiği imgelerde "Oh be 5 tane tamamlandı, konuklarımız gelmiş. Konuklarımız güzel gelmiş. Kimse der mi ki ’Rafet amca al 4 kilo et parası göndereyim de yedir bunları’ Sayın tilki gardaşlar ben sizi yedireceğim, doyuracağım. Fakat ben gittikten sonra sizi yaradan Cenab-ı Allah illa ki aç bırakmaz, rızıklarını verir. Hengame etmeyin, gelin bakayım, alan gitsin rızkını" diyerek besledi.
Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.
Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.
Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.
Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.
Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.
Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.