Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
12 Ekim, 2021 11:34 tarihinde yayınlandı
0

Tarladan mutfağa uzanan pirinçte hasat başladı

Karabük’te ekimi yapılan çeltikte 700 ton ürün bekleniyor

Karabük’te, yaklaşık 500 dekar alanda ekimi yapılan Osmancık çeltiğinin hasadı başladı.
Üreticilerin ’beyaz altın’ olarak nitelendirdiği çeltik, yoğun mesai harcanarak 180 günlük serüvenin ardından hasadı başladı. Bu yıl havaların serin gitmesinden dolayı 20 gün gecikmeli olarak hasadına başlanan çeltik kurutma işleminden geçirildikten sonra pirinç olarak sofraların vazgeçilmez lezzeti haline geliyor.
Çeltik üreticileri hasadını yaptıkları çeltiği römorklara yükleyerek kömürle çalışan kurutma makinelerine getiriyor. Hasat edilen çeltikler, nem oranlarının uygun seviyeye düşürülmesi açısından 60 derecelik ısıyla ’tahıl kurutma ve temizleme makinesi’ ile yapılıyor.
Karabük’ün en büyük çeltik yetiştiricisi olan Halit Gömeç ve kardeşleri tarafından Mayıs ayında Cemaller köyü 106 bölgesinde 320 dekar alanda çeltik ekimi yapıldı. Ekimi eski usullerle yapılan çeltiğin hasadı ise biçerdöverle yapılıyor.
Biçerdöverle hasadı yapılan pirincin kurutma işlemi de Karabük’te ilk olan 10 ton kapasiteli ’tahıl kurutma ve temizleme makinesi’ ile yapılıyor.
Çiftçi Halit Gömeç, bu yıl rekoltenin iyi olduğunu ve yılın serin gitmesine rağmen rekoltede sıkıntı yaşamadıklarını söyledi.
Gecelerin serin geçmesine rağmen kayda değer verim kaybı olmadıklarını kaydeden Gömeç, “4 kardeş 320 dönüm alanda çeltik ekimini yaptık ve bu sene ortala ortama 650 – 700 ton ürün bekliyoruz” dedi.
Gömeç, devletin çeltik üretiminde kilogram başına uyguladığı desteğin 10 yıldır aynı olduğunu bunun giderilmesi gerektiğini de kaydederek, “Geçen sene fabrikaya Osmancık baldoyu 7 ile 7.20 liraya satarken, bu sene satışımız 7.50 TL civarında. Ancak girdilerimiz ise bu sene yüzde 100 ile 150 arasında” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin