Dezavantajlı bölgelerde yaş aralığı 7 ila 13 olan çocukların kendi sosyal becerilerini keşfetmelerini ve geliştirmelerini hedefleyen bir sosyal sorumluluk projeleri derneği olan Sosyal Ben Derneği Karabük Temsilcileri Selda Kondakçı, Lale Yahşi ve Hatice Özcan Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy’u makamında ziyaret ettiler.
Ziyarette Derneğin çalışmaları hakkında Başkan Aksoy’a bilgiler veren Leyla Yahşi Derneğin misyonunu şöyle özetledi.
“Bir kişinin daha lise çağında inanarak başlattığı maceramızda şu anda neredeyse tüm dünyada tamamı üniversite öğrencilerinden oluşan 300’ü aşkın gönüllümüzle birlikte, çocuklarımızın kendi yeteneklerini keşfetmelerini sağlayarak daha mutlu ve özgüvenli bireyler olarak yetişmesi için çalışıyoruz. Bu bilinçle gerçekleştirdiğimiz tüm çalışmalarımızda misyonumuz çocuklarımızın; kişisel gelişimlerini desteklemek, kendilerine güven kazanmalarını sağlayarak daha mutlu bireyler yaratmak, paylaşımcılık ve toplumsal yaşam bilincini kazandırmak, ufuklarını genişletmek ve tüm bunların sürekliliğini sağlamaktır. Bu kapsamda Karabük ilçelerinde de çeşitli çalışmalar yapmaktayız. Bizler Sayın belediye Başkanımızdan da destek istemeye geldik. Çünkü biliyoruz ki Belediye Başkanımız özellikle çocukların bölgedeki en büyük destekçisi. Gerçekleştirdiği projelere bakmak bunun için yeterli”
Başkan Aksoy ise “Öncelikle gençlerimizin böylesi önemli bir misyonu yüklenmiş olmaları beni ziyadesi ile mutlu etmiştir. Konu bir de dezavantajlı çocuklarımız olunca bizim için daha da önem kazanıyor” dedi.
Safranbolu Belediyesinin de dezavantajlılar ile ilgili oldukça önemli projeler gerçekleştirdiğini kaydeden Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy; Belediye olarak dezavantajlı kardeşlerimize, çocuklarımıza yönelik çalışmaların aralıksız devam ettiğini, yeni projeler ürettiklerini, bunları inşallah yakında vatandaşlarla paylaşacaklarını ifade ederken, engelli vatandaşların Safranbolu sokaklarında rahatça dolaşabilmesi, huzur içerisinde aktivitelerini gerçekleştirebilmeleri ve topluma kazandırılmaları adına elinden geleninin en iyisini yapma gayreti içerisinde olacağını söyledi.
Aksoy ziyaretlerinden dolayı Sosyal Ben Derneği Karabük Temsilcilerine teşekkür ederken kendilerine destek vermekten büyük mutluluk duyacaklarını ifade etti.
Sosyal Ben Karabük Temsilcileri ziyaret sonunda Başkan Aksoy’a Derneğin hediyesi olan bir şemsiye armağan ettiler.


Sosyal Ben Derneği Karabük Temsilcileri Başkan Aksoy’u Ziyaret Etti
ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.
Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.
Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.
Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:
1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.
2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.
3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.
4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.
5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.
6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.
Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.
İlyas Erbay


