Samsun’da tesirini artıran kavurucu sıcaklardan bunalan mandalar, soluğu Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti’nin serin sularında aldı. Ortaya çıkan kartpostallık imajlar, tabiatın sıcakla uğraşını gözler önüne serdi.
Termometrelerin 32 dereceyi, nem oranının ise yüzde 90’ı bulduğu Samsun’da hissedilen sıcaklık 40 dereceye kadar yükseldi. Bu çok sıcaklıklar, yalnızca insanları değil, bölgenin simgesi haline gelen manda popülasyonunu da olumsuz etkiledi.
Sıcaktan bunalan mandalar, toplu halde girdikleri Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti’ndeki sulak alanlarda serinlerken ortaya eşsiz kareler çıktı. Bu anlar, Cumhuriyet Savcısı ve kuş fotoğrafçısı Vedat Soğukpınar tarafından fotoğraflanırken, mandaların su keyfine vakit zaman akbalıkçıllar da eşlik etti.
Kızılırmak Deltası’nda sıcaklardan kaçanlar yalnızca mandalar değil. Balıkçıllar, leylekler, flamingolar ve daha birçok yaban hayvanı da göllere girerek serinlemeye çalışıyor. Bu durum, deltanın varlıklı biyoçeşitliliği ve doğal hayatın korunmasının ne kadar değerli olduğunu bir kere daha gösterdi.
Jeffrey Epstein Dosyası Üzerinden Pedofili: Psikolojik, Pedagojik ve Toplumsal Bir Çürüme Okuması
Son dönemde yeniden gündeme gelen Jeffrey Epstein dosyası, yalnızca bireysel bir suç hikayesi değil çocukların sistematik biçimde istismar edildiği, güç ve sessizliğin suçla birleştiği küresel bir ahlaki kırılmanın göstergesidir. Bu dosya, pedofiliyi yalnızca “sapmış bireylerin davranışı” olarak ele almanın ne denli yetersiz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Pedofili: Bir Cinsel Yönelim Değil, Psikiyatrik Bir Bozukluk
Pedofili, psikoloji literatüründe açıkça tanımlanmış bir parafilik bozukluktur. Çocuğun bedensel, duygusal ve zihinsel gelişimini hiçe sayan; rıza kavramını bilinçli olarak çarpıtan bu yapı, empati yoksunluğu, güç ihtiyacı ve kontrol dürtüsüyle beslenir.
Pedofilik bireylerde sıklıkla görülen ortak özellikler şunlardır:
Çocuğu “birey” değil, “nesne” olarak görme
Güçlü–zayıf dengesini istismar etme
Suçu rasyonalize eden bilişsel çarpıtmalar
Utançtan çok hak görme duygusu
Epstein dosyasında dikkat çeken nokta, bu patolojinin yalnızca bireysel değil, örgütlü ve korunmuş olmasıdır. Bu durum, psikolojik bozukluğun toplumsal sistemler tarafından nasıl görünmez kılınabildiğini göstermektedir.
Pedagojik Açıdan En Büyük Tahribat: Güven Duygusunun Yıkımı
Pedagoji, çocuğun dünyaya duyduğu temel güven üzerine inşa edilir. Oysa cinsel istismar, çocuğun yalnızca bedenine değil; zihnine, benlik algısına ve insanlığa dair inancına zarar verir.
Bu inanç, yalnızca bireysel bir travma değil, kuşaklar arası bir yaradır.
Epstein vakasının en ürkütücü yönlerinden biri, suçun uzun yıllar boyunca para, statü ve güç aracılığıyla örtbas edilebilmiş olmasıdır. Bu durum toplumda sessiz bir mesaj üretir:
“Güçlüysen, dokunulmazsın.”
Pedofiliye dair asıl ahlaki çöküş, suçun varlığı değil; suskunlukla normalleştirilmesidir. Medyada, dijital platformlarda ve popüler kültürde çocuk bedeninin nesneleştirilmesi; “özgürlük” söylemi altında sınırların belirsizleştirilmesi, toplumsal bağışıklığı zayıflatmaktadır.
Ahlak, yalnızca bireysel erdem değil; toplumsal bir koruma mekanizmasıdır. Bu mekanizma zayıfladığında, en savunmasız olan çocuklar hedef hâline gelir.
Ne Yapılmalı?
Pedofiliyi romantize eden ya da relativize eden tüm söylemler açık biçimde reddedilmelidir.
Çocuklara erken yaşta beden sınırları ve güvenli temas eğitimi verilmelidir.
Aileler, “ayıp” kavramı ile değil, açık iletişim ile çocuklarını korumalıdır.
Hukuk, psikoloji ve pedagojinin birlikte çalıştığı çok disiplinli koruma sistemleri güçlendirilmelidir.
Jeffrey Epstein dosyası bize şunu hatırlatıyor:
Bir toplum, çocuklarını ne kadar koruyorsa o kadar medenidir.
Sessizlik suç ortaklığına, görmezden gelmek ise travmanın sürekliliğine hizmet eder.
Pedofili, bireysel bir sapma değil; ahlaki, psikolojik ve pedagojik bir alarmdır.
Bu alarmı susturmak değil, ciddiyetle dinlemek zorundayız.