Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
25 Kasım, 2019 12:12 tarihinde yayınlandı
0

SEVGİ VE İNANÇLA GELEN MUCİZE

Öğretmenler Gününde yazdığı anısıyla dereceye giren Mehmet Dinçel İlkokulu öğretmenlerinden Sevgi Coşkun anısıyla dikkat çekerken, anısına konu olan bir mucizeye imza atan öğrencisi Ayfer Akılçağı’nın herkese örnek olacak azmini gazetemizle paylaştı

Yüzde 80 ortopedik engelli olan, yürüyemeyen, konuşma güçlüğü çeken Ayfer Akılçağı, şimdi yürüyor, yaşıtları gibi okuyor, duygularını en güzel şekilde anlatıyor. Öğretmeni için “o benim meleğim” diyen minik Ayfer de büyüyünce öğretmen olmak istiyor

Öğretmenler Günü tüm ülke genelinde kutlandı. Karabük’te de öğretmenler günü değişik etkinliklerle kutlanırken, etkinliklerde önemli bir ayrıntı dikkatlerimizden kaçmadı.

Öğretmenler günü nedeni ile öğretmenler arasında yapılan “mesleğe dair anı” yarışmasında anısını yazan ve anısıyla dereceye giren Mehmet Dinçel İlkokulu öğretmenlerinden Sevgi Coşkun anısına konu olan minik öğrencisi Ayfer Akılçağı’nın mucize değişimini gazetemize anlattı.

İNANÇ MUCİZE’NİN KAPISINI ARALADI

Ayfer ile Okul Müdürü odasında tanıştığında gözlerindeki ışıltı, engeline rağmen yüzündeki umut dolu gülücükten çok etkilendiğini ve bunun kendisine ışık olduğunu, anlatan Öğretmen Sevgi Coşkun “Bazı şeyler vardır anlatılmaz yaşanır. Bizim Ayfer olan hikayemiz böyle.    Mevsimlerden en güzeli hangisi derseniz seçim yapmakta zorlanırım ama en heyecan verici ay diye sorarsanız eylül derim. Çünkü ben öğretmenim.

Yaz tatilinin ardından çocukça bir heyecan başlar,yüreğinizde bir kıpırtı…. Okullar açılıyordur. Hele bir de birinci sınıf öğretmeni olacaksanız tadı bambaşkadır bu telaşın.Okulların açılmasına birkaç gün kala okul müdürümüz çağırdı odasına. Gittiğimde genç bir anne ve kucağında zayıf, küçük, minicik yüzlü fakat kocaman gülümseyen bir kız çocuğu vardı odada. Adı Ayfer’miş. Birinci sınıfa başlayacakmış. Çok istiyormuş okula gelmeyi. Fakat özel bir durumu varmış Ayfer’in. Yüzde seksen ortopedik engelli…Yürüyemiyor, kalem tutamıyor, konuşmakta da biraz zorlanıyormuş. ‘’Hocam’’ dedi genç anne;’’Ayfer sizin öğrenciniz olmak istiyor. Kabul eder misiniz?’’ Bakıştık Ayferle O ürkek gözlerin içinden büyük bir umut, altında ise kocaman gülümseyen minik dudaklar ruhuma aktı, içime baktı adeta. Tabii  dedim.Eğer Ayfer beni istiyorsa seve seve. Ve ilk ders…. Tanıştık öğrencilerimle, bana ‘’Öğretmenim’’ diyen ülkemin geleceği miniklerimle. Bir arkadaşınız daha var dedim onlara. Adı ‘’Ayfer.’’ Ben O’ nu sizden önce tanıdım. Çok iyi kalpli.  Fakat sizlerden biraz farklı Sizler gibi yürüyüp, koşamıyor. Sizler kadar da anlaşılır konuşamıyor. Ayfer de bizim sınıfın öğrencisi. Sizin kolaylıkla yaptığınız bazı şeyleri yapmakta zorlanıyor. Bunun için farklı bir masa da oturacak.Kalemi yere düştüğünde sizin gibi hemen alamayacak.Çantasından defterini, kitabını çıkarırken zorlanacak. Acaba kimler benimle beraber Ayfer’e yardımcı olur? Beni o kadar iyi anlamıştı ki o minik yürekler, hepsi elini kaldırdı havaya. Herkes olduğu gibi kabul etti Ayfer’i ve hepimiz O’nu çok sevdik, O da bizleri. Okula geldiği ilk gün, ilk sorusu şu oldu Ayfer’in; ‘’Öğretmenim ben yürüyebilecek miyim?’’ Bu ne zor bir soruydu, bu ne ağır bir soruydu benim için. Bir kez daha göz göze geldik Ayfer’le. ‘’Bunun cevabını şimdi veremem’’ dedim.’’Ama inanırsan kendine ve gayret edersen, doktorların da desteğiyle neden olmasın? Okulda olduğun sürece ben yanında olacağım. Arkadaşların da sana yardımcı olacak. Bakalım neler başaracağız?’’ İnandı Ayfer bana ve kendine. Tenefüslerde kucağımda güneşlendirdim kemikleri güçlensin diye. Annesi fizik doktoruna götürmeyi ihmal etmedi. Tahtaya yazı yazma sırası O’na geldiğinde masasını arkadaşlarıyla beraber taşıdık.Asla sen bunu yapamazsın demedik. O’da hep gayret etti. Zaman zaman evine ziyarete gittim. Orada sohbetimize devam ettik.Dört yıl geride kaldı. Ben bu dört yıl içinde bir mucize yaşadım. Bir peri masalı. Ayfer artık kimseden destek almaksızın yürüyor.Tenefüse çıkıyor,kantine alışverişe gidiyor, oyunlarda hakem oluyor ve tuvalet için artık evine gitmiyor.Utanmıştı ilk kez benimle tuvalete gittiğinde.Ellerini sabunlayıp üzerini düzelttiğimde boynuma sarılışındaki sıcaklığı, en değerli mücevhere değişmem inanın…Teşekkür ediyorum sevgili öğrencilerime,yaşlarının üstünde olgunlukta davrandıkları için.Velilerime teşekkür ediyorum, Ayfer’i kendi çocuklarınızdan ayırmadıkları için. Teşekkür ediyorum Ayfer’ime bana inandığı ve hayallerimizi gerçek kıldığı için” dedi

ANNE YILDIZ AKILÇAĞI ” O ÖĞRETMEN DEĞİL BİR MELEK”

Anne Yıldız Akılçağı ise yaşadıklarını anlatırken, duygulandı. Anne Yıldız Akılçağı,  “Kızım doğuştan engelli. Uzun süre tedavi gördük. Kızım yaşı 6 yaşına gelince yaşıtları gibi okula gitmek istedi. Bizim için zor bir karardı. Ama isteğini kırmamak için Şehit Mehmet Dinçel İlkokuluna getirdik. Sevgi öğretmenimizle bir yola koyulduk. Başlarda çok büyük beklenti içinde değildim doğrusu. Çünkü kızım yürüyemiyor, konuşma güçlüğü çekiyor, kalem bile tutamıyordu. Bugün geldiğimiz nokta beklentilerimizin çok üstünde. Biz mucizeyi yaşıyoruz. Sevgi Öğretmenimiz bize ışık oldu, adı gibi sevgisiyle, bitmez tükenmez azmi ve inancı ile bize mucizeyi yaşattı. Şu an çok mutluyum. Kızım kendisi yürüyor, konuşuyor, duygularını en güzel şekilde ifade ediyor. Okuyor yazıyor. Allahıma sonsuz şükür. Sevgi öğretmenimiz bize Allah’ın hediyesi, o bizim her şeyimiz, benim sırdaşım, dostum arkadaşım, yol gösterenim” dedi

“BENDE ÖĞRETMEN OLACAĞIM”

“Öğretmenimi ve arkadaşlarımı çok seviyorum” diyen minik Ayfer ise duygularını şöyle aktardı; “Öğretmenime bana inandığı için teşekkür ediyorum. Öğretmenimi ve arkadaşlarımızı çok seviyorum. Öğretmenim benim her şeyim. Öğretmenim benim için çok uğraştı. Bana çok inandı. Bende onu tabii. Artık tutunmadan, kimseye ihtiyaç olmadan yürüyorum. Arkadaşlarımla tenefüse çıkabiliyorum. Her şeyden önemlisi okuyup yazabiliyorum. Benim için büyük özen gösteren, anne gibi sarıp sarmalayan öğretmenime, benim elimi bırakmayan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Bende büyüyünce Sevgi öğretmenim gibi bir öğretmen olacağım.”

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin