Karabük’ün Yenice ilçesinde sel afeti nedeniyle ağır hasar gören 4 ev yıkılırken, yıkım kararı verilen 8 ev de yıkım öncesi vatandaşlar tarafından boşaltılmaya başlandı.
Batı Karadeniz Bölgesinde Haziran ayının son haftasında meydana gelen sel afetinden en çok etkilenen ilçelerden biri de Karabük’ün Yenice ilçesi olmuştu. İlçeye bağlı Tır köyünde afet sonrası bir ev yan yatarken bazı evler de ağır hasar görmüştü. Bölgede yapılan hasar tespitlerinin ardından köyde bulunan 4 ev ilk etapta yıkıldıktan sonra dere yatağına yakın alanda yer alan 8 ev içinde yıkım kararı verildi.
Kurban bayramını buruk bir şekilde yaşayan vatandaşlar yarım asırlık evlerinin gözyaşları içinde boşaltmaya başladı.
Sel sonrası ağır hasar gören evleri yıkılan Münevver Akbıyık, 50 yıllık birikimlerinin yok olduğunu söyleyerek, “ Devlet evimizi yapacağını söyledi. Yetim torunlarım var. İnşallah onların boynu bükük kalmaz” dedi.
Gözyaşları içinde yıllarını verdiği evinin yıkım kararı alındığını anlatan Ali Rıza Onan, “3 tane sel geçirdik ve hiç bir şey olmadı. Ama dere yatağına yakın diye yıkım kararı aldı. Devletimiz güçlü. Bizim devletimiz gibi güçlü devlet nerede var. Dünya devletleri Türkiye’ye parmak ısırıyor. Bana yardım etmesin, benden aşağıda olanlar var. Devlet bugün olmazsa yarın yıkılacak ve seni mağdur etmem diyor. Açık açık söylüyor” dedi.
Bayram sonrası yıkılacak olan 8 ev için tahliye kararı verildiği köyde vatandaşlar evlerindeki eşyalarını boşaltmaya devam ediyor.
Öte yandan, yaşanan sel afetinde büyük hasar gören ve yolların göçtüğü Şeker kanyonunda ise vatandaşlar tehlikeye rağmen doğa yürüyüşü yaparak, zarar gören alanları geziyor. (İHA)


Sel afeti sonrası yıkım kararı verilen evler boşaltılmaya başlandı
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


