Reklam
Reklam

“Savaşın Çocukları” Gözyaşları ile İzlendi

Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
10 Nisan, 2015 14:05 tarihinde yayınlandı
0

Yönetmenliğini Tülay Gökçimen’in yaptığı “Savaşın Çocukları” adlı belgesel film göz yaşları arasında izlendi. Belgesel filmde savaşta ailesini, vücudunun bir uzvunu veya doğup büyüdükleri toprakları yitiren çocukları ve onların psikolojilerini konu alıyor. Suriye’nin İdlib kentindeki Atme Mülteci kampında, sınır illerinde ve büyük şehirlerde yaşayan mülteci çocuklarla yapılan çekimlerde her çocuk kendi bulunduğu yerin sorunlarına ışık tutarken, izleyicilerin gözyaşlarını tutamadıkları gözlendi.
Filmin sonunda bir konuşma yapan Yönetmen Tülay Gökçimen; Yönetmeni ve kameramanı kendim olmama rağmen her izlediğimde derinden etkilenmeye devam ediyorum. İzlediğiniz gibi henüz süt dişleri dökülmemiş çocukların elleri ayakları yok. Allah onlara yardım etsin. Dünya üzerinde pek çok yerde Müslüman çocuklar katlediliyor. Artık duyarlı olma zamanı geldi, izleyici kalmama zamanı geldi diye düşünüyor, belgeselime yer verdiğiniz için başta Sayın Belediye başkanımız olmak üzere hepinize çok teşekkür ediyorum” dedi.
Filmi izlerken oldukça duygulandığı gözlenen Safranbolu Belediye Başkan Dr. Necdet Aksoy ise; Öncelikle böylesi bir gerçeği bizlere gösterdiği ve unutmamamız gerektiğini hatırlattığı için Tülay Gökçimen hanımefendiye teşekkür ediyorum” dedi.
Aksoy konuşmasını şöyle sürdürdü; “ Beklide en zor konuşmalardan birisi. Burada bulunana herkesin benimle aynı duyguları paylaştığına yürekten inanıyorum. Keşke bunlar hiç yaşanmasa idi. Keşke burada bulunana çocuklarımız bunları görmese idi. Ama ne yazık ki bunları birileri yaptı. Birileri çıkıp Suriye diye bas bas bağırınca bizim oralarda ne işimiz var diyenler, gelip bunu görsünler. Filmi izlerken çok duygulandım. Keşke o koltuk çok derin olsa da oradan hiç çıkamasan diye düşündüm. Çünkü bu çocukların Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de katledilişini birilerinin görmesi lazım. Evet ben Belediye Başkanıyım, Safranbolu’daki insanların huzurundan sorumluyum ama bunları görünce sadece Safranbolu için bi şeyler yapmanın yetmediğini görüyoruz. Vebalimiz çok büyük. Yine bunları gördükten sonra festivalimizi ya da diğer programlarımızı nasıl yapacağım düşünüyorum. Cenabı Hak bizleri affetsin. Bizlere bu kardeşlerimize yardım etmeyi nasip etisin inşallah.”
Gösterime sunulan filmde yalnızca ulaşılabilinene kampların gösterilebildiğini ifade eden Başkan Aksoy, ulaşılamayanlarda çok daha derin yaraların olduğunu, oradakilerin çok daha vahim durumda olduklarını söyledi.
Konuşmaların ardından Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy, Yönetmen Tülay Gökçimen’e teşekkür plaketi takdim etti.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ILHAN ALPBOGA 3
İlhan Alpboğa Avatarı
İlhan Alpboğa
22 Haziran, 2026 10:30 tarihinde yayınlandı
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0 0

Gördük işittik söylüyoruz.  22 Haziran 2026

Ahmet Ağabey

 

İmanımız var, biliyoruz elbette.

O’ndan geldik O’na döneceğiz.

Allah (c.c) rahmet eylesin Ahmet Ağabey’i de ebedi mekânına tevdi ettik.

“Yiğidim ne var ne yok.” Nidası ile sabahları telefon ederdi.

Saatlere varan telefon görüşmelerinde kendimizce vatanı kurtarırdık, daha kendimizi kurtaramadan.

Öyle bir candan;

“VATAN SANA CANIM FEDA.” Derdi ki, bütün azalarımız zangır-zangır titrerdi.

Çok çalıştı.

Vatanını, evlatlarını, yakınlarını, sevdiklerini çok sevdi.

Vatanını, Karabük’ü, üzerine mücevher titizliği ile titrediği Kardemir’i öylesine sevdi ki anlatamam.

Bakarken gözlerinden sakındığı eşi Nevcihan Ablayı kaybettikten sonra yalnızlaştırdı kendini.

Gitme dedik gitti.

Gel dedik gelmedi.

Sonrası, Ankara, rahatsızlıklar, hastane.

Kimilerine göre Ahmet Büyükbektaş.

Kendisine göre, korkusuzca yazarken Alparslan Başeğmez.

Memuriyet hayatında yazılarına başladığı için mahlas isim Alparslan Başeğmez.

Bizce erken oldu gidişi ama, biliyoruz herkes gibi “GEL” denilince gideceğiz.

Gönlü dünyalara sığmayan, vatan, Türk, bayrak denince birden şahlanan Ahmet Ağabey’in daracık mezarında göğsünün üzerinde şehitlerimizin kanı ile sulanmış al bayrağımız ile sonsuzluğa yürüdü.

Mekânın cennet olsun ağabey.

Hep dualarımızda, hatıralarımızda olacaksın.

Şimdi inşallah İstiklal Savaşı Gazisi Baban Recep çavuş, annen Şehri teyzeye kavuşmuşsundur.

Her zamanki gibi Öğlebeli Mezarlığından Recep Çavuş’un mezarının başından “Görev yapıldı.” Diye seni arayamayacağım ama yattığın yerde de yalnız bırakmayacağım.

İyi ki seni tanıdık.

İyi ki hayatımıza dokundun.

Güle güle ağabey, güle güle Karabük sevdalısı Erzurum’un yiğidi. Önden gidenlere selam götür bizden , Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, şehitlerimize selam söyle.

 

 

Atayın atayabildiğiniz kadar

Kardemir de boş bulunan yönetim kurulu üyeliklerine güya yönetim kurulu tarafından 2 yeni isim atandı.

Gelenek bozulmadı.

Yine parti havuzundan yeni üyeler.

Gürsel Erol;

Refah Partisi Kadıköy ilçe başkanı ve Kadıköy belediye başkan adayı olmuş, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Kurucular Kurulu Üyesi, TBMM 22. ve 24. dönem İstanbul Milletvekili. 2012 yılında TBMM Dilekçe Komisyonu Ekmek İsrafı Alt Komisyonu başkanlığı yapmış.

Ballı milletvekili emekliliği maaşı yetmemiş olmalı ki, buradan da huzur hakkı alsın demiş birileri demek ki?

Prof. Dr. Metin Yerebakan;

77 yaşında bir akademisyen.

Bakıyoruz Karabük ile bir bağı var mı?

Yok.

Bağı AKP ile.

Bu da Kardemir’e yönetim kurulu üyesi olmak için yeterli kendi mantıklarınca.

Parti ile bağı oğlu Prof. Dr. Halit Yerebakan.

Halit Yerebakan İstanbul Milletvekili ve AKP’ de sağlık politikalarından sorumlu genel başkan yardımcısı.

Kardemir.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ağır sanayi tesisi.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurun emrini verdiği tesis.

Şimdi birilerinin gelir kapısı olmuş.

Yazık.

Bu işlerden anlayan hiç mi Karabüklü yok?

Eski yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’in “Kendi yönettikleri şirketler kar ederken yönettikleri Kardemir zarar etmiş.” Dediklerinden hariç hiç mi sektörden yetkin insan yok?

Adının başındaki gibi, kara.

Atanan da, seçilen de, yaşayan da, çalışan de, yönetende yalelli.

Öyle olmasa böyle olur mu?

Atayın atayabildiğiniz kadar,

Devir sizin devran sizin.

Yetimin hakkı mı?

O da mahşere kalır.

 

Kimler kimlerle beraber?

 

Geçtiğimiz hafta bir fotoğraf düştü medyaya.

MHP Genel Başkanın odasında, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Bahçeli’nin kolunda samimi bir havada.

Ohhh, ne güzel. (Onlara göre tabii)

Dostum, 15 Temmuz Gazisi, emekli emniyet müdürü Av. Fatih Eryılmaz bu konu ile ilgili sosyal medyasında hafızaları tazeleyecek bilgi paylaşmış;

“Gölge CIA olarak bilinen düşünce kuruluşu görünümlü istihbarat şirketi Stratfor’un bazı belgeleri Wikileaks tarafından sızdırıldığında öğrenmiştik TR705 kod’ un kim olduğunu.

1980 öncesi, Diyarbakır’da, eşi ve çocuklarıyla Dilan Sinemasına giden bir subay, ailesinin gözleri önünde vurularak şehit edilmişti. Bu terör eylemini yaptığı iddia edilen kişi, TR705 kod’un abisi Vildan Saim Tanrıkulu’ydu. Olay sonrası İsviçre’ye kaçırılmış, 6 Şubat 1993 tarihli resmi gazetede ise bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarılmıştı.

TR705 buralarda fink atarken abisi de Avrupa’daki PKK terör örgütü toplantılarında boy göstermeye devam ediyor.

Satıldın ey Türk milleti. Sana düşen hala nenni-nenni.”

 

 

 

İdeoloji mi festival mi?

Altın Safran Belgesel Film Festivali 27. Kez perde dedi.

Kuruluş hikâyesinin içerisinde bulunduğumuz, şimdilerde unutulsa bile hiçbir zaman katkısını unutmayacağımız Prof. Dr. Atilla Koca hocamızın fikir babalığını yaptığı festival, Elif köse ile birlikte bölücü örgüt severlerin platosu haline geldi adeta.

Bir sene açılan kitap fuarında yaşananlar, bu sene ki mansiyon ödülü, bir başka festivalde sahne alan sanatçının arka ekranında ideolojik bakışlarının sembol isimlerinin yer aldığı görüntüler neler oluyor sorusunu akıllara getiriyor.

Festival nerelerden ne ses getirmiş diye bakarken Agos Gazetesindeki haber dikkatimizi çekti.

Gazete haberine göre,

“Ulusal Belgesel Film Yarışması jüri üyeleri yönetmen Pelin Esmer, görüntü yönetmeni Uğur İçbak ve sinema yazarı Burak Göral’dan oluşan jüri, Rıza Oylum imzalı “Yerli Yurtsuz” belgeselini Jüri Özel Ödülü’ne değer gördü.”

Haberde filmin öyküsü “Dördüncü kuşak demir ustası Yervant Demirci’nin, Mardin’in Derik ilçesinde başlayan Ermenistan’a uzanan Türkiye ve Ermenistan’daki, Ermeni-Türk-Kürt kimliğinin karmaşık serüvenini anlatıyor.” Şeklinde tanımlanıyor.

Bakar mısınız şu işe?

“Ermeni-Türk-Kürt kimliğinin karmaşık serüvenini anlatıyor.” Muş film.

Akıllarından bölücülük hiç çıkmıyor.

Daha önce hatırlatmıştık, şimdi bir kez daha hatırlatalım.

Kimseniz, neci iseniz, beyin loplarınızın altında ne yatıyorsa, bilin.

Bilin, Safranbolu sizin ideolojilerinizden daha büyüktür.

Haa, bu arada bu film Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi’nde özel bir gösterimle izleyicilerle buluşacakmış 30 Haziran’da.

 

 

 

Çelik işçisinin çalınan hayatları

 

Bundan 16 yıl önce 18 Haziran 2010

Kardemir’de bir sendikal mücadele başlamış, iki sendika üye kayıt telaşında.

Çelik işçileri Anayasa ve yasalardan doğan haklarını kullanarak mevcut sendikadan istifa ediyorlar.

Araya patron giriyor.

Mevcut sendika lehine ne gerekirse yapıyor.

Hatta özel güvenlik görevlileri beraber mesai yaptıkları işçi arkadaşlarına biber gazı sıkıp, jop sallıyorlar. Geleceğini patrona bağlayan sendikacıların da baskısı ile o patron 18 Haziran 2010 günü bir telefon mesajı ile 29 işçinin iş akdini fesih ediyor.

Mevcut sendikadan kopuşlar arttıkça patron-sendika ikilisi işten attıkları işçi sayısını 350’nin üzerine çıkarıyor.

Sonrası, yeniden işe alınanlar, beyaz yakalıların üye kaydı ile sarı sendika kazanıyor.

O dramları anlatmaya kalksak sayfalar yetmez.

Fetöcü hakim ve bilirkişilerin yanlı tutumları, idareyi saymaya bile gerek yok.

Çok ocaklar söndü, çok yuvalar yıkıldı.

Sebep olanlara işten atılanlar haklarını helal etmediler.

Etmeyecekler biliyorum.

O günün destan yazanlarını isim-isim biliyoruz.

Hayatta kalanların alınlarından öpüyoruz.

Onlar yenilmediler kahpeliğe kurban gittiler.

Tarih elbet tashihini bir gün yapacak.

 

 

Önce mescidi açın sonra ağlarsınız.

 

Aman Allah’ım.

Bir dokunduk kısaca.

Meğer arı kovanına çomak sokmuşuz.

Muhatapları susmayı ve yancılarla dertlerini anlatmaya çalışmayı denerken gelen mesajlarla okulda yaşananları anlatmaya kalksak off off.

Karabük Üniversitesi Safranbolu Şefik Yılmaz Dizdar Meslek Yüksek Okulu’ndaki mescit ve tuvalet sıkıntısından söz etmiştik.

Sağa sola ağlamakla idarecilik yapılsa idi beşikteki bebe de idareci olurdu.

Birbiri ile görüşmeyen öğretim görevlileri.

Birbiri ile mahkemelik görevliler.

Gruplaşmalar.

Ne ararsan var?

İntihal iddiaları.

Çekememezlik.

İdareci ne için var?

Bu işlerde araya girmek çözmek kimin işi?

Başörtülü müdür bacım.

Yancılar üzerinden ağlayacağına işini yap işini.

Okulun elden gitmiş ne neyin derdindesin?

Bu arada rektör hocayı sorar gibisiniz?

O, üniversite üzerinden şehri  “Açık hava genelevi” ilan eden kibir abideleri ile kurdele kesme peşinde.

Allah kimseyi O’nun durumuna düşürmesin.

 

 

Mareşal Fevzi Çakmak Camisi

 

Hani yıkılan Atatürk İlkokulu’nun yerine merkez camisi yapılıyor ya?

İşte Cami için bir teklif.

Adı Mareşal Fevzi Çakmak Camisi olsun?

Neden mi?

Cumhuriyetimizi kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ile kurulan Türk Ağır Sanayiinin ilk fabrikası Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarını yer olarak seçen kişi olduğu için.

Bizden önermesi.

Kabul görür mü?

Görmeli bizce.

 

 

Yenice Değirmen Yanı

 

Yenice Değirmen Yanı olarak bilinen yakınında Alabalık Tesisi de bulunan bölgede köprü altında, yıllardır hem Yeniceli, hem de Karabüklü vatandaşların rahatlıkla girip, yüzebildikleri derede, daha önceki sellerden dolayı yıkılan köprünün kalıntı beton parçalarının derenin dibinde kalması nedeni ile yer yer zeminde çukurlar oluşmuş. Bu durumda güvenlik açısından ciddi manada risk oluşturmuş. Bu bölgeye gelen ziyaretçilerin ekonomik kriz nedeniyle gidebilecekleri, hem kendileri hem de,  çocuklarını serinletebilecekleri başka böyle bir alan yok.

Yenice’nin Ablası Birsen Yirmibeş;

“Bu alanda gerekli dere temizliğinin yapılarak doğal hali bozulmadan bir havuz olsun.

Derinliği 1 metreyi geçmeyen bir havuz hem daha güvenli olacak hem de orman yangınları için su ikmali konusunda çok fayda sağlayacak.

Özellikle yaz aylarında köylerde ciddi su sıkıntısı yaşanıyor genelde ormanlarda yaz aylarında yangın yaşanıyor. Buradan helikopterler bile su ikmali yapabilir.” Diyor.

Siz ne dersiniz?

Mantıklı önerilere de açık olmak lazım.

Yerel dinamiklerin fikrini değerlendirmek lazım değil mi?

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.