Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
04 Mart, 2022 12:24 tarihinde yayınlandı
0

Safranbolu’da 8 Mart Programı Belli Oldu

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü programı 3. Toplantının ardından belli oldu.

Belediye Başkanı Elif Köse’nin Başkanlığında, Sivil Toplum Kuruluşları ve Siyasi Parti Kadın Temsilcilerinin bir araya geldiği toplantılarda birbirinden güzel fikirler ortaya çıkarken, ortak kararların alınması ile 8 Mart programı ortaya çıktı.

Konu ile ilgili bir açıklama yapan Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, Safranbolu’nun 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü adına yakışır bir biçimde birbirinden güzel ve özel programlarla yaşayacağını söyledi.

Başkan Köse şöyle devam etti, “8 Mart 2022 Salı günü saat 14.00’de başlayacak ve yürüyüşten söyleşilere, fidan dikiminden tiyatroya, dayanışma yürüyüşünden müzik dinletilerine kadar pek çok programın sahne olacağı etkinliklerin yanı sıra iz bırakan ve işkence gören kadınların anılması ve farkındalık oluşturulmasını da amaçladık.

Gerçekleştirilecek olan programlara Safranbolulu kadınların katılımını beklediklerini ifade eden Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, “ Yalnızca kadınlarımızı değil bizim gibi düşünen erkekleri de davet ediyoruz. Burada amacımız 8 Martın amacına uygun bir şekilde yaşanması. Bu arada toplantılara katılarak birbirinden değerli fikirleri bizimle paylaşan ve programın oluşmasına emeği geçen Siyasi partili ve Sivil Toplum Kuruluşlarının kadın temsilcilerine yürekten teşekkür ediyorum” dedi.

 

Bizi sosyal medyadan takip edin
fikret
Fikret Gökçe Avatarı
Fikret Gökçe
20 Mayıs, 2026 09:37 tarihinde yayınlandı
0

SAMSUN’DA İLK GÜN

19 Mayıs 2026

İngiliz Yüzbaşı Hurst karargahının penceresinden iskeleyi izlerken şaşkınlık içindeydi. Elindeki dürbünü masaya bıraktı ve kalemini alarak not defterine şunları yazdı:
19 Mayıs
Miladi : 1919
Hicri : 1335
Türki : 0001
İngiliz Yüzbaşı şaşkın, kendi kalemiyle yazdığı tarihe bakıyordu.,
(Milattan Sonra Samsun, Ertuğrul KAPUSUZOĞLU, 2007 Ankara, Öztepe Matbaası)

Zaten sabahtan beri şehrin çarşı ve sokaklarında siyah çizmeli, külot pantolonlu ve kara kalpaklı adamların çoğalması endişelerini artırmıştı. Gerçi İngilizler 9 Mart ve 17 Mayıs günleri Samsun’a asker çıkarmışlardı ama ortalık karışırsa bu güç yeterli olacak mıydı ?

Bölgedeki Rum ahali Pontus Devletini kurmak amacıyla oluşturdukları çetelerle Türk köylerini basıyor masum halka zulüm ve vahşet uyguluyordu. Bu sırada İngilizler’de boş durmuyor işgal gücü gemileriyle Rusya’daki Bolşevik rejimin baskısı altındaki Rumları Samsun ve diğer Karadeniz illerine taşıyarak Rum nüfusun çoğalmasını sağlıyorlardı.

Türk köylerini basarak cinayetler işleyen, ev ve mallarını yağmalayan, ırz ve namuslarına tecavüz eden bu çeteler 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi ve İstanbul’un işgaliyle iyice azıtmış ve saldırılarını artırmışlardı.

Bafra’nın Kelek Köyü’nde İstavri’nin ve Aleko’nun çetesi ile Yayla Köyü’nde Kel Sava’nın çetesi,
Samsun’un Taflan Köyü’nde Lefter’in ve Andon’un çetesi ile Eğribel Köyü’nde Anastas çetesi, Beylik Köyü’nde Sarı İstil çetesi,
Havza’nın Küpçüdağı Köyü’nde Piç Vasil ve Elmalıca Köyü’nde Eleni çetesi,
Balık Köyü’nde, Endik ve Karapınarlı Köyü’nde Kara İlya çetesi
Kirazlı Köyü’nde Kara Sava ve Osmanbeyli Köyü’nde Piço’nun çetesi,
Aynıdere Köyü’nde Deli Yani, Baraltı Köyü’nde Fali, Kapıkaya Köyü’nde Totoroğlu Agapiyus ve Kavaklıoğlu çeteleri, Bakırpınar Köyü’nde İstavri, Alaçam Köyü’nde Gördükoğlu Simon, Aynıdere Köyü’nde Timuroğlu Yani, ve Zünbül Köyü’nde Totoroğlu çeteleri (Kutsal İsyan, Hasan İzzettin DİNAMO, 2. Cilt, 1986 Sh : 73)

Çetelerle halkı yerinden yurdundan etmeye çalışanların yanı sıra kiliseler de boş durmuyor sanki; bu vahşet ve zulüm Türkler tarafından kendilerine uygulanıyormuş algısını yaratarak İstanbul’daki işgal güçlerinin desteğini alıyor, Patrikhane ile Mavri Mira, Etniki Eterya gibi örgütlerle tüm dünyayı aldatıyor, taraftar kazanıyorlardı.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesiyle yenik düşen Osmanlının orduları dağıtılmış, Çanakkale’yi geçemeyen düşman donanması 1918 yılı Kasım ayı başlarında 55 parçadan oluşan savaş gemisiyle boğaza demirlemiş, top namlularını İstanbul’a çevirmişti. 22’si İngiliz, 14’ü Fransız, 15’i İtalyan ve 4’ü Yunan savaş gemilerinden oluşan bu düşman donanması İstanbulluların yüreğinde yaralar açıyor, adeta Çanakkale’nin intikamını alıyordu. (Anadolu İhtilali, Sabahattin SELEK, 1966, Sh ; 185)

Filistin ve Irak’taki ordulardan artakalan birlikleri komuta ettiği 7 nci orduda toplayan M. Kemal Paşa Şam’a kadar çekilmeyi başarmış, Mütarekenin imzalanması üzerine aldığı emirle İstanbul’a çağrılmıştı. Adana’dan trenle Haydarpaşa’ya ulaşan Kemal Paşa, 13 Kasım günü Kartal istimbotuyla Sirkeci’ye geçerlerken düşman gemilerini görünce yanındaki yaveri Cevat ABBAS’a “Geldikleri gibi giderler” tarihi sözünü bu acı manzaranın yarattığı etkiyle söylemişti.

Tam 250 gün bunu gerçekleştirmek için arkadaşlarıyla çalışmalar yaptı, çareler aradı. Bu çabaların sonunda Karadeniz ve Doğu Anadolu’da yaşanan kargaşanın yatıştırılması konusunda işgal güçleri ve sadaretin ikna olması üzerine 9 ncu Ordu Müfettişi olarak görevlendirildi.

15 Mayıs’ta Yunan İzmir’de işgale başlamıştı. 16 Mayıs’ta 23 kişiden oluşan karargahıyla Bandırma Vapuruyla İstanbul’dan Samsun’a yola çıktı. Karargahı dışında gemide iki yolcu daha bulunuyordu. Bunlar, Sinop Mutasarraflığına yeni atanan Mazhar TEVFİK ile vizesi olmadığı için Kemal Paşa’dan habersiz gemiye gizlice binen Albay Refet BELE idi. Bandırma yol alırken ambarlarda bulunan 18 atı kontrola gelen yaverlerden biri O’nu atların arasında bir sandığın üzerinde sigara içerken gördüğünde çok şaşırmıştı. Bandırma Tophane rıhtımından ayrıldıktan sonra İngiliz askerleri tarafından Kız Kulesi önünde durdurulmuş, gemide bulunanların pasaport yerine geçen ekteki bu vizeleri kontrol edilmiş, ama ambarda saklanan Refet BELE’yi görememişlerdi. Daha yola çıkmadan “ sen bize sonra katılırsın” dediği Refet Albayın gemide olduğunu öğrenen Kemal Paşa biraz kızdı ama sonra olayı tebessümle geçiştirdi.

Bandırma’nın süvarisi Kayserili İsmail Hakkı (DURUSU), 27 yıllık tecrübesi olan iyi bir kaptandı. Karadeniz’e çıktıklarında Paşa O’na kıyıya yakın bir rota izlemesini, bir tehlike sezildiğinde en yakındaki karaya çıkılmasını söyledi. (Tek Adam, Şevket Süreyya Aydemir, 1. Cilt, 1966)

Gerçekten de, bu görevlendirmeden sonra kuşku duyan işgal güçleri Bandırma’nın peşine bir İngiliz torpidosu takmış, yakaladığı yerde batırmasını emretmişlerdi.

Gemide mürettebat olarak bulunan 25 kişi, Kemal Paşa’nın Çanakkale’de tanıdığı deli yürekli bir asker olan, İstanbul’un ünlü kabadayısı Cambaz Mehmet’in adamlarıydı. Hepsi de işlerinin ehli olan denizci ve aynı zamanda fedailerdi. Ayrıca bir başçavuşun emrinde olan gözü pek 25 asker de Bandırma’nın yolcularındandı.

İkinci gün Sinop’a vardıklarında onlarla birlikte gemide olan ve bu şehre yeni atanan Mutasarrıf Mazhar TEVFİK’i burada bıraktılar. Paşa, 15 Mayıs’ta İzmir’in işgal edilmesiyle başlayan durumu çok merak ediyordu. Yol boyunca bu konuda hiçbir bilgi alamadığı için endişeliydi. Mazhar TEVFİK’in durumu öğrenip kendisini derhal bilgilendirmesini istedi. Bu sırada Bandırma’yı batırmak için peşlerindeki İngiliz torpidosunun yarattığı kuşku nedeniyle Samsun’a karadan gitmeyi düşündüler ama, mutasarrıftan gelen bilgi üzerine hem yol olmadığından hem de güvenli bulmadıklarından vaz geçtiler.

Nihayet 3 ncü gün sabahında Samsun’daydılar. Bandırma liman önünde demir attı.

Bölgenin en önemli geçim kaynağı olan tütünün gemilere yüklenmesi amacıyla 1840’lı yıllarda Fransızlar tarafından yapılan, kapitülasyonlar sonucu Reji idaresince yeniden düzenlenerek kullanılan Tütün İskelesi önünde Kemal Paşa’nın geleceği önceden duyurulan halk toplanmış, Bandırma’nın bacasından yükselen dumanlara bakarak yolcularını indirmesini bekliyordu. İskelenin başında Rumlar, biraz daha gerisinde daha az sayıda Türkler yer almışlardı. Yüzbaşı Hurst askerlerini topluluğun çevresinde konuşlandırmış, güvenlik önlemleri almıştı. Biraz sonra askerlerinin arkasında Karakalpaklı adamların yer aldığını görünce endişelendi.

İskele ayaklarına bağlanmış 15-20 kadar sandal emin olmak için elleri küreklerin sapında bekliyorlardı. Bandırma’nın direğinde dalgalanan 9 ncu Ordu Komutanlık flamasını ilk fark eden Binbaşı Mahmut Ekrem bağırıyordu. “Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Kemal.,” Bekleşen topluluk arasında bir dalgalanma ve sarsılma yaşanırken Mahmut Ekrem sandallara koşuyor, Kenan Reis’in oğlu Havuzlu İsmail’in sandalına atlıyor, bütün sandalcılar İsmail’in peşinde asılıyorlardı küreklere.,

Yüzbaşı Hurst elinde dürbün hem olanları izliyor, hem de denizi tarıyor, acaba İngiliz torpidosu yetişebilecek mi, bu duruma bir son verecek mi diye., Anlaşılan bütün gece uyuyamamış, bu soruya yanıt aramış, beynini delen düşüncelerle oldukça gerilmişti.

Havuzlu İsmail’in sandalından çevik bir hareketle iskeleye atlayan Kemal Paşa vakur ve dik bir duruşla ilerlerken Rumlar alkış ve tezahüratla “YASHA KEĞMAL PASHA, KEĞMAL PASHA ÇOK YASA” diye bağırıyorlardı. Sanıyorlardı ki; yaptıkları propaganda ve söyledikleri yalanların etkisiyle Kemal Paşa Türkleri sindirmeye gelmişti. O, onlara hiç bakmadı. Başını çevirdi, sessiz ve korku içindeki Türklere sevgiyle baktı ve onlara doğru ilerledi.

Karşılamaya gelen bazı askeri ve mülki yetkililerin ellerini sıktıktan sonra Mıntıka oteline yerleşti. Paşa burada hemen karargahını kurarak çalışmaya başladı ve önce annesine sağ salim Samsun’a ulaştığına dair bir telgraf gönderdi. Daha sonra kendisine bağlı dört tümenli Erzurum’daki 15. Kolordu’nun bir ay önce başına geçen Kazım KARABEKİR Paşa ile ve iki tümenli Sivas’taki kolordusuyla irtibata geçti. İzmir’deki gelişmeleri ve Anadolu’da neler olup bittiğini merak ediyor, bir an önce öğrenmek istiyordu. Ankara’da 20 Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya da bir telgraf çekerek Samsun’a geldiğini, sıkı bir şekilde haberleşmeyi ve İzmir olayları hakkında ayrıntılı bilgiler istediğini belirtti. Ayrıca İstanbul’la da temas kurarak Hükümet ve Genel Kurmay yetkililerine bölgedeki durum hakkında bilgi verdi.

Sıra şehirdeki pasif ve kararsız yöneticilere gelmişti. Önce Tümen karargahına gitti. Tümen komutanı hakkında zaten yeterli bilgiyi almıştı. Hemen görevine son verdi ve yerine Albay Refet Bele’yi görevlendirdi. Ardından dirayetten yoksun mutasarrıf İbrahim Ethem Beyi de görevden alarak yeni mutasarrıf atanıncaya kadar bu görevin yürütülmesini de Refet Bele’ye verdi.

Akşam saatlerinde balkona çıktı, sigarasını yaktı. Bugünden sonra neler yaşanacağını, ne sorunlarla karşılaşacağını, hangi kararları alacağını düşünmeye başladı.

Aynı saatlerde çok iyi Türkçe bilen Yüzbaşı Hurst, gözlerini Mıntıka oteli ve çevresinden ayıramıyor en hafif bir ses ve hareketlenmeye yorum yapmaya çalışıyordu

Fikret GÖKÇE Kıbrıs Gazisi – Mak. Müh.

 

59e3f10d 2a1b 4e59 8c59 3e9f142aa0b6