Karabük Postası tarafından
22 Mart, 2017 15:04 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

Özel ve Partner sporcular ilk kez Karabük’te buluşuyor

  Karabük Üniversitesi özel olimpiyatlara ev sahipliği yapacak. Özel ve Partner sporcular ilk kez Karabük’te buluşuyorlar. 1982 yılında Sabancı Ailesi tarafından kurulan Özel Olimpiyatlar Türkiye İletişim ve kaynak koordinatörü Atıl Berk, 24 Mart Cuma günü (yarın)saat 14.00’da  Karabük Üniversitesinde yapılacak olan Özel olimpiyatlara herkesi davet etti. Dernek hakkında bilgi aktaran BERK “Türkiye’de Özel Olimpiyat çalışmaları, ilk olarak 1982 yılında Prof. Dr. Hıfzı Özcan ile Kennedy Vakfı arasında imzalanan anlaşma sonucu Türkiye Spastik Çocuklar Derneği’nde başlatıldı. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı ve Türkiye Olimpiyat Komitesi tarafından tanınan ve desteklenen Özel Olimpiyatlar Türkiye, Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu’nun resmi programı olarak da benimsendi. Eğitim seminerleri, bölgesel karşılaşmalar, ulusal oyunlar ve uluslararası oyunlara katılım gibi etkinlikleri, bu Federasyonun programına alındı.Kuruluşundan itibaren Türkiye Spastik Çocuklar Derneği bünyesinde, bu derneğin ve Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nın desteği ile faaliyet gösteren Özel Olimpiyatlar Türkiye, 2003 yılına gelindiğinde 45 ilimize ulaşmış ve sporcu sayısı 5.000’e yükselmişti. Bu büyümenin gereği olarak 26 Kasım 2002’de Dr. Dilek Sabancı’nın başkanlığında, Sakıp Sabancı ve Prof. Dr. Hıfzı Özcan’ın Onur Üyelikleri ile kurulan Özel Sporcular Spor Eğitim ve Rehabilitasyon Derneği (ÖSSED) ile özerk bir statü kazandı. 24 Kasım 2005 tarihinde Derneğimiz ‘Türkiye’ adını da alarak Türkiye Özel Sporcular Spor Eğitim ve Rehabilitasyon Derneği (TÖSSED) oldu. 1982 yılında çalışmalarına başlayan Özel Olimpiyatlar Türkiye, 2015 yılına gelindiğinde 68 ilde, 15.000’e yaklaşan özel sporcu, diğer çocuk, genç ve erişkinle yoluna devam ediyor. Özel Olimpiyatlar Türkiye tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de devletin, kamu kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, gönüllülerin ve özel sektörün desteğiyle başarı kazanıyor ve gelişiyor. Özel Olimpiyatlar Türkiye, daha fazla spor dalında, daha geniş bir coğrafyada, daha çok sayıda özel eğitim gereksinimi olan bireye ulaşmayı hedefliyor” dedi    

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.