Reklam
Reklam
ramazan2
Berkay Doğan Avatarı
Berkay Doğan tarafından
28 Şubat, 2025 15:43 tarihinde yayınlandı
0

Osmanlı’dan Günümüze Ramazan Gelenekleri Değişime Uğradı

Osmanlı döneminde Ramazan ayı, ibadetle birlikte sosyal yardımlaşma, dayanışma ve eğlenceyle iç içe geçen bir zaman dilimi olarak yaşanıyordu. Günümüzde Ramazan’ın ruhu korunmaya devam etse de, şehirleşme, teknolojik gelişmeler ve sosyal hayatın değişmesiyle birlikte gelenekler de değişim geçirdi.

Çocuklara küçük hediyeler
Osmanlı’da çocukları oruca teşvik etmek ve Ramazan coşkusunu hissettirmek amacıyla küçük hediyeler verilirdi. Günümüzde bu gelenek bazı ailelerde sürdürülüyor.

Ramazan’ı aydınlatan mahyalar
Osmanlı’da camilere asılan ışıklı yazılar, Ramazan’ın gelişini müjdeliyordu. Büyük camilerde bu gelenek günümüzde de devam ettirilerek Ramazan yaşatılıyor.

Diş kirası geleneği
Ramazan’da iftar sofralarına katılan misafirlere sadece yemek ikram edilmez, aynı zamanda “diş kirası” adı altında hediyeler de sunulurdu. Günümüzde bu gelenek büyük oranda unutulsa da bazı bölgelerde hala yaşatılıyor.

Osmanlı’da iftar sofraları
Osmanlı’da zengin sofralar kurulurken, misafirlere çeşitli ikramlar sunulurdu. Günümüzde ise bu geleneğin yerini hayır kurumları ve vakıfların kurduğu iftar çadırları aldı.

Top atışıyla vakit belirleme
Osmanlı döneminde iftar ve sahur vakitlerini duyurmak amacıyla belirli noktalardan top atışı yapılırdı. Günümüzde bu uygulama çoğunlukla sembolik olarak devam ettirilse de, teknolojinin gelişmesiyle ezan ve dijital uygulamalar vakit belirlemede daha çok tercih ediliyor.

Ramazan ayı, zaman içinde değişen gelenekleriyle birlikte toplumsal dayanışmayı ve birlikteliği güçlendiren özel bir dönem olmaya devam ediyor.

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin