"Nefes Kredisi" Karabük'te Esnafa Nefes Olmadı - Karabük Haber Postası
vvvv 3
Haber Merkezi Avatarı
Haber Merkezi tarafından
30 Temmuz, 2025 14:49 tarihinde yayınlandı
0
0

“Nefes Kredisi” Karabük’te Esnafa Nefes Olmadı

TOBB ve KGF iş birliğiyle hayata geçirilen ve küçük işletmelere can suyu olması beklenen Nefes Kredisi, Karabük’te esnafı hayal kırıklığına uğrattı

Küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ) ekonomik açıdan rahatlatmak amacıyla hayata geçirilen ve adıyla umut vadeden “Nefes Kredisi”, Karabük’te beklenen etkiyi yaratamadı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Kredi Garanti Fonu (KGF) iş birliğiyle başlatılan bu kredi desteği, teoride esnafa “nefes” aldıracaktı. Ancak Karabük’te tablo tam tersine dönerken,  belirsizlik, karmaşa ve hayal kırıklığı yarattı.

GÜZEL BİR NİYETLE BAŞLADI AMA.

İlk duyurular umut vericiydi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)  açıklamasında; kredi miktarının 2,5 milyon TL’ye kadar çıkabileceği, ilk 6 ay ödemesiz olacağı, 24 ila 36 ay vade seçeneklerinin sunulacağı ve %37-38 civarında faizle işletmelere nefes aldıracağı söylenmişti.

Ancak sahada ortaya çıkan tablo, açıklamalarla çelişti. Karabük’te başvuru yapan birçok esnaf, kredi limitinin en fazla 1 milyon TL olduğunu gördü. Üstelik ödemesiz denilen ilk 6 ay sadece anapara için geçerliydi; faiz ödemeleri ise başvuru yapıldıktan hemen sonra başlamaktaydı. Zaten ayakta kalmakta zorlanan birçok işletme için bu koşullar, umut yerine stres yarattı.

RAKAMLAR NE DİYOR?

Yaklaşık verilere göre, 1 milyon TL kredi çeken bir işletme:

24 ay vadeyle toplamda 1 milyon 533 bin TL,

36 ay vadeyle ise 1 milyon 763 bin TL geri ödeme yapmak zorunda kalıyor.

Üstelik bu süreçte ilk aylarda yalnızca faiz ödemesi yapılıyor ve bu rakam ilk 6 ay için aylık yaklaşık 33 bin TL’yi buluyor. Ödemeler başladığında ise 24 ay vade  için  aylık 72 bin TL’ye, 36 ay vade için aylık 50 bin TL’ye  çıkıyor. Bu şartlar altında, bırakın “nefes almayı”, birçok işletme bu kredinin yükünü nasıl kaldıracağını kara kara düşünüyor.

İŞİN BİR DE TEKNİK BOYUTU VAR

Krediye ulaşmak da başlı başına ayrı bir sorun. Başvuru yapan işletmelerin büyük bölümü, bankalardan “Limit tanımlanmadı.” “Sistem şu anda açık değil.” “Kullandırılamıyor.” yanıtlarını alıyor.

Bazı başvurular başvuru yapıldığından beri beklemede. Esnaf, kredi için ne zaman dönüş yapılacağını dahi bilmiyor. Bu durum, “bu destek gerçekten bize mi veriliyor, yoksa vitrin için mi duyuruldu?” sorusunu da beraberinde getiriyor.

Üstelik aynı esnaf, aynı bankaya normal ticari kredi başvurusu yaptığında –biraz daha yüksek faizle bile olsa– bir günde işlem tamamlanıyor, kredi hesaba geçiyor. Yani daha maliyetli ama daha net bir süreç var ortada. Buna karşılık, adı “Nefes” olan bir kredi, hız ve şeffaflıktan uzak bir şekilde yürütülüyor.

SADECE KARABÜK DEĞİL, ANADOLU’NUN GENELİNDE BENZER SESLER

Karabük’te yaşananlar sadece yerel bir sorun değil. Anadolu’nun pek çok şehrinde benzer şikayetlerin dile getirildiği söyleniyor. Ekonomik darboğazdan geçen bazı KOBİ’ler ve bazı esnaflar, belirsizlik içinde boğulduklarını söylüyor. Kredi sistemlerinin en azından net, ulaşılabilir ve eşitlikçi olması gerektiğini vurguluyorlar.

“ADI NEFES AMA BİZ DAHA DA DARALIYORUZ”

Karabüklü bazı esnaflar durumu şöyle özetliyor:

“Devlet destekli bir kredi diye umutlandık. Ama başvuru sonrası bankada bize ayrılan bir limit olmadığını öğrendik. O zaman neden ilan ediliyor? Nefes almamız gerekiyordu ama prosedürler ve belirsizlik bizi daha da sıkıyor. Üstelik aldığımız kredi, geri ödemede bizi daha da borçlandırıyor.”

SİSTEMİ GÖZDEN GEÇİRİN

Esnafın çağrısı net: “Madem böyle bir destek planlandı, o zaman koşulları herkes için net, uygulanabilir ve adil hale getirin. Kimlerin faydalanabileceği, hangi şehirde ne kadar kaynak ayrıldığı açıkça ilan edilsin. Kredi almak için belirsiz bir süre bekleyip hâlâ yanıt alamıyorsak, ortada bir sistem sorunu var demektir.”

TOBB ve KGF’nin iyi niyetli adımlarına rağmen, sahadaki uygulama ciddi bir güven erozyonuna neden olmuş durumda. Karabük’te  yaşanan bu durum, Nefes Kredisi’nin revize edilmesini, limitlerin netleştirilmesini ve sürecin dijital olarak daha hızlı ve şeffaf yürütülmesini adeta zorunlu kılıyor.

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay