Başbakan Ahmet Davutoğlu, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) heyetiyle bir araya geldi. Başbakan Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz gün öğle yemeğinde MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak’la Karabük Şube Başkanı Ahmet Nur’un da bulunduğu sekiz kişilik heyet ile bir araya geldi. Çankaya Köşkü’ndeki öğle yemeği basına kapalı gerçekleşti.
MÜSİAD Karabük Şube Başkanı Ahmet Nur, MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak ile birlikte 6 Bakan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu’na hayırlı olsun ziyaretlerinde bulunduklarını söyleyerek, “ Güzel bir ortamdı. Başbakanımız bizi heyet olarak kabul etti ve uzun bir görüşme oldu. Orada MÜSİAD Genel Başkanımız 64 hükümetten beklentilerini rapor halinde Başbakanımıza sundu. MÜSİAD olarak iş dünyasının beklentilerini ve MÜSİAD’ın görüşlerini aktardı. Başbakanımız Ahmet Davutoğlu ise, yapıcı ve önerici tekliflere her zaman açık olduklarını ülkenin geleceği için 4 yıllık süreçte radikal bazı kararlar alacağını ve MÜSİAD’ın vereceği desteklerden dolayı memnuniyeti anlattı. Genel Başkanımız Nail bey, Başbakana barış adında 4 maddelik bir rapor sundu. Ekonomik, çalışma, sosyal ve siyasal barış adı altındaydı. Bunlar sağlandığı daha güzel ve huzur içinde yaşayacağı bir ülke olacağı konusunda MÜSİAD’ın görüşünü aktardı. Çok güzel ve verimli bir görüşme oldu” dedi.
Başkan Nur ayrıca, seçimlerde bütün toplumu heyecanlandıran asgari ücret konusunda ise Başbakan’ın kararlılığını bir kez daha gördüklerini de kaydederek, “ İşverenlerin sıkıntılarını göz ününde olarak bin 300 liralık asgari ücret ile ilgili MÜSİAD’ın da bir çalışması var. Başbakanımız bunu paylaşarak işveren ve devlet olarak kimseyi üzmeden ortak bir yol bulunacağı müjdesini verdi” diye kaydetti.
Başkan Ahmet Nur ayrıca, 1 Kasım seçimlerinden dolayı partilerine verdikleri destekten dolayı Başbakan’ın Karabük’e de özellikle selam gönderdiğini kaydederek, yeni bir şube olmalarına rağmen MÜSİAD Genel Başkanı Nail Opak’ında kendilerini bu heyete davet ederek onurlandırdıklarını kaydetti.


MÜSİAD’ın Başbakan Ziyaretine Başkan Nur da Katıldı
ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.
Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.
Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.
Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:
1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.
2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.
3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.
4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.
5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.
6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.
Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.
İlyas Erbay


