Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

MARZINC’den bilgilendirme toplantısı

Gündem Yayın: 25.09.2018 14:05
MARZINC’den bilgilendirme toplantısı

Karabük’te bulunan Marmara Geri Kazanım Tesisi’nde (MARZİNC) yönetim kurulu Komisyon Toplantısı’nda basın mensupları ile bir araya gelerek fabrika hakkında bilgi verdi.
Fabrika’nın İdari Bina Eğitim salonunda yapılan toplantıya MARZİNC Genel Müdürü Metin Altan’ın yanı sıra çok sayıda basın mensubu katıldı. Toplantıda konuşan Altan, demir-çelik fabrikalarından açığa çıkan atıklarının çevre kanun ve yönetmeliklerine uygun olarak geri kazanma veya bertaraf etmenin zorunlu olduğunu belirterek, Baca tozu geri kazanım tesisinin kurulması, demir-çelik firmaları için bir çevresel zorunluluk yatırımdır. Baca tozu, silobas tarzı kapalı ve lisanslı araçlarla çelik firmalarından tesise taşınmaktadır. Silobaslardaki baca tozu, stok silolarına kapalı sistemde pnömatik olarak boşaltılmaktadır” dedi.
Altan, Karabük Belediyesi tarafından 22 Mayıs’ta bağlantı kalite kontrol belgesi verildiğini ve Karabük Belediyesi tarafından kurulmuş olan komisyon kontrolünde bağımsız çevre laboratuarları tarafından alınan numunelerle aylık rutin analizlerle deşarj suyunun kalitesinin kontrol edildiğini ifade ederek şunları söyledi:

“Komisyon, Karabük Belediyesi, Kent Konseyi ve MARZİNC adına yetkili kimselerden oluşmaktadır. Atık suyun yeniden kullanılabilir limit değerlere indirilmesini sağlayarak su tüketiminin azaltılması ve deşarj kalitesinin iyileştirilmesi hedeflenmiş olup, bu hedefin ilk adımı olarak mevcut arıtma tesisi revize edilmiştir. Atık su deşarjını en aza indirerek su tüketimini azaltma ve deşarj suyu kalitesinin iyileştirilmesi hedefini gerçekleştirebilmek amacıyla yatırımlarımız devam etmektedir. MARZİNC, geri kazanım faaliyetlerinin standartlara uygun olduğunu alanında öncü kuruluş olan Bureau Veritas ile belgelemiştir.”
“33 MİLYON TL’LİK YATIRIM”
Genel Müdür Altan, fabrika olarak Karabük Belediyesi tarafından yapılan Kanyon Park Projesi için 15 milyon TL, bilim merkezi inşası için 12 milyon TL, Tıp Tedavi Merkezi için 6 milyon TL destek verdiklerini söyledi.

Paylaş:

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Manşet Yayın: 26.05.2024 14:00
VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Ekonomi bir bilim dalıdır. Ekonominin değişmez gerçekleri vardır.
Mesela;
▪︎ Faizlerin artırılması ile piyasada talep azalır. Bu sayede harcama eğilimi de azalmaya başlar.

▪︎ Faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir.

▪︎ 2002 yılından bu yana, TL’ nin değerlenmesinin arkasında “yüksek faiz düşük kur” sarmalı yatmaktadır. Türkiye’de, ülke riskinin yüksek olması, kaynaklarından daha fazlasını kullanması nedeniyle faizler dünya standartlarının çok üzerinde. Bu durumda da iş dünyası ve yatırımcılar kredi kullanamıyor. Kısır döngü de işte burada başlıyor.

Ekonomi; “bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme, üretileni bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü” şeklinde tanımlanıyor.
Yaşayabilmek için üretme ve bölüşme ! Görüldüğü gibi ekonominin temelinde üretim var. Ayrıca, ülkenin varlığını sürdürebilmesi için üretilenin adaletle ve hakkaniyetle bölüşülmesi gerekiyor.
Peki, günümüz Türkiyesinde yeteri kadar üretiyor muyuz?
Ürettiğimizi hakça bölüşüyor muyuz? Başka bir deyişle, gelir dağılımında adaleti sağlayabilmiş miyiz?
Bu sorulara evet diyebilir misiniz?

Ekonomimizin en istikrarlı yılları 1923 den1950 ye kadar olan dönemdir. Türk Lirasının da dünya ekonomisinde en değerli olduğu 27 yıl bu döneme denk geliyor.
Bu döneme baktığımızda, devlet destekli, üretime dayalı müthiş bir kalkınma hamlesi görüyoruz.
Bu ivme Atatürk’ün vefatından sonraki 12 yıl daha devam etti.

1950 den 1990 a kadar olan dönemde;
▪︎50 li yıllarda ABD ile yapılan ve elimizi kolumuzu bağlayan anlaşmalar, tarımımıza, eğitim sistemimize müdahaleler. Antikominist hedefleri olan Marshall yardımları.
▪︎ 1974 Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle maruz kaldığımız ağır ambargolar.
▪︎ 1980 askeri müdahalesi ve cunta yönetimi dönemi.
Bu 40 yıl da böyle heba oldu.

Sonrasında, 1990 – 2002 yıllarında yaşanan ekonomik bunalımların temel sebebi ise, siyasi istikrarsızlık, dolayısıyla orta ve uzun vadeli ekonomi politikasına sahip olamama durumudur. Bu dönemde Türkiye’de 6 farklı başbakan tarafından 11 farklı hükûmet kuruldu ve bu hükûmetlerin ortalama ömürleri 1 yıl civarında gerçekleşti.

Ülkenin enerjisini ve kaynaklarını terörle mücadeleye harcamasını da unutmayalım.
1984 yılından buyana terörle mücadele ediyoruz.

2002 den sonra tek parti iktidarı ile bir siyasi istikrar sağlandı. Terörle mücadelede de başarı sağlandı diyebiliriz. Peki buna rağmen neden ekonomik istikrar sağlanamadı? Bu sorunun o kadar çok yanıtı var ki, hangi birini yazayım.

Uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretmek yerine;
▪︎ Faizlerle oynayarak,
▪︎ Yüzyılın buluşu diye kur korumalı mevduat ismi altında ucube sistemlerden medet umarak,
▪︎ Vergileri artırarak, yeni vergiler icat ederek
▪︎ Karşılıksız para basarak bu sarmaldan çıkmamız mümkün değil.

Haberlere bakıyorum. Enflasyonda tek haneye düşecek mişiz. İhracatta tarihi rekorlar kırmışız!
Neye göre rekor? İhracatımız ithalatımızın önüne mi geçti? Cari fazla mı vermeye başladık?
İhracat rakamlarını verirken neden ithalat rakamlarını da vermiyorsunuz?
Ekonomide çuvallıyoruz ama algı yönetiminde maşallahımız var.

Gerçek şu ki, yeteri kadar üretmiyoruz ve üretmediğimiz için yoksullaşıyoruz. Bu gerçekleri görüp, topyekün bir üretim seferberliğini çoktan başlatmalıydık.

Athenanın o meşhur şarkısı geliyor aklıma;
Vurduk en dibe
Söyle şimdi nereye?
Yol almalısın
Ufak ufak yerine
Sıyrıl da gel buraya
Sıyrıl da gel buraya
Dön baba
Dön baba dönelim
Dön baba
Dön baba dönelim…