Markus Gisdol: “Avrupa’da, Türkiye liglerine benzeyen bir lig yok” - Karabük Haber Postası
markus gisdol avrupada turkiye liglerine benzeyen bir lig yok fLFwABac jpg
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
01 Mart, 2024 20:36 tarihinde yayınlandı
0
0

Markus Gisdol: “Avrupa’da, Türkiye liglerine benzeyen bir lig yok”

Samsunspor Teknik Direktörü Markus Gisdol, takımların çok kısa sürelerde çok fazla teknik direktör değişikliğine gitmesini Türk futbolu adına doğru bulmadığını belirerek, Avrupa’da böyle bir durumun olmadığını söyledi.

Samsunspor’da göreve geldikten sonra başarılı bir performans ortaya koyan Markus Gisdol, Trendyol Süper Lig’de 32 puan topladı. ’Ligin en başarılı yabancı teknik direktörü’ olan Gisdol, söz konusu performansının sırlarını İhlas Haber Ajansı’na (İHA) verdiği özel röportajda açıkladı.

“Avrupa’da Türkiye liglerine benzeyen bir lig yok”

Süper Lig’in, Avrupa’daki hiçbir lige benzemediğini ve farklı alışkanlıkların olduğunu dile getiren Markus Gisdol, “Muhtemelen Avrupa’da Türkiye liglerine benzeyen bir lig yoktur. Özellikle Almanya’da böyle bir şey olmuyor. Belki de bu Türk kültürünün bir parçasıdır. Bunu olduğu şekilde kabul etmemiz gerekiyor. Samsun’a gelmeden önce de bazı arkadaşlarım ile konuşmuştum. Bana buradaki riskin büyük olduğunu söylemişlerdi. Kendimi iyi hissetmiştim. Bu sebepten dolayı da risk almak istedim. Risk aldığım için de mutluyum. Bahsettiğimiz konu belki de Türk kültürüne özgü bir şeydir. Her 3-4 ayda bir teknik direktör değişimi oluyorsa bu Türk futbolu adına ‘iyi bir şeydir’ diyemem. Çünkü yeni bir hoca geldiğinde sistemini, oyun stilini ortaya koymaya ve takıma öğretmeye çalışıyor. Bu da zaman alabiliyor. Hocaların başarılı olması için biraz zamana ihtiyaç duyulabiliyor. Çok fazla hoca değişikliği olmasının doğru olduğunu düşünmüyorum. Bence bu sık değişimler Türk futbolu için de iyi bir şey değil” dedi.

“Odağım sözleşme değil, kalan maçlarımız”

Sezon sonunda sözleşmesi sona erecek Alman teknik adam, odağının sözleşme görüşmeleri değil, kalan 11 maç olduğunun altını çizerek, “Şu an zor bir yoldayız. Sözleşme konularını konuşmak için ligin bitmesini beklememiz gerekiyor. Ligin sonuna geldiğimizde zaten bu konuşmalar başkanımızla olacaktır. Şimdi bir yolda ilerliyoruz ve konsantrasyon eksikliğine sebep olsun istemiyorum. Odaklanmak istediğimiz şey, kalan maçlar. Bir sonraki deplasmanda oynayacağımız maç, Başakşehir maçına odaklıyız” diye konuştu.

“Başarı, bir zincirin halkaları gibi hepimizin başarısıdır”

Elde ettikleri başarılı sonuçların tek sorumlusunun kendisi olmadığını ve çok iyi bir çalışma ortamının bulunduğunu da vurgulayan Gisdol, “İyi bir teknik heyetim var. Fuat Çapa ve Yüksel Yıldırım bana çok destek oldular, beni yalnız bırakmadılar. Buradaki ambiyansa beni çok iyi hazırladılar. Video analizlerimiz çok iyi. Samsunspor’dan teklif gelince tereddüt etmeden kabul ettim. Burada neler yapabileceğim hakkında uzun süre düşündüm. Takım için en iyisinin ne olacağına karar verdim. Samsunspor’a gelmeyi kabul ettikten sonra da çalışmalarımı bu yönde ilerlettim. Geldiğim ilk günden beri şehir ve taraftarlar beni çok iyi karşıladılar. Bu da benim Samsun’daki çalışmalarımı daha kolay bir ortamda gerçekleştirmemi sağladı. Kulübün kendi analiz departmanı da bana çok iyi destek veriyor. Analizleri yapıp, sorularıma cevap veriyor. Bu da benim maçlara en iyi şekilde hazırlanmama imkan sağlıyor. Bunun dışındaki takımdaki liderlerle de iletişimim çok iyi. Bir sorun olduğunda ya da bir karar almam gerektiğinde onlarla oturup, birlikte karar alıyoruz. Kısacası hep birlikte başarılı oluyoruz. Bir başarı varsa bu başarı, bir zincirin halkaları gibi hepimizin başarısıdır” şeklinde konuştu.

Markus Gisdol, 7. hafta sonunda 1 puanla teslim aldığı Samsunspor’u 32 puan toplayarak, 27. hafta sonunda 11. sıraya kadar yükseltti. Kırmızı-beyazlılar, Gisdol yönetiminde çıktığı 20 maçta 9 galibiyet, 5 beraberlik ve 6 mağlubiyet aldı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay