Komandolar ayak sesleri ve marşlarla caddeyi inletti
Bolu’da, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 102’nci yıldönümü kutlamalarında 2’inci Komando Tugay Komutanlığındaki komandoların tören geçişi renkli görüntülere sahne olurken, mavi bereliler marşlarla ve ayak sesleriyle caddeyi inletti
Bolu’da 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 102’nci yıldönümü Anıtpark’ta Atatürk anıtına çelenk bırakılmasıyla başladı. Anıtpark’ta düzenlenen tören sonrası Valilik meydanında devam eden kutlamalarda öğrencilerin okuduğu şiirlerin ardından Gençlik Merkezi Folklor ekibinin gösterisi ilgiyle izlendi. Ardından jimnastik, eskrim, mehteran gösterisi yapıldı.
Komandolar caddeyi inletti
Törende, iç güvenlik harekatlarındaki üstün başarılarından dolayı Türkiye’nin çift sancaklı tek tugayı olan Bolu 2’inci Komando Tugay Komutanlığındaki komandoların geçişi renkli görüntülere sahne oldu. Sis bombaları altında yürüyen mavi bereliler törene katılan vatandaşlar tarafından dakikalarca alkışlandı. Komandoların marşlarla geçişi sırasında vatandaşlar da ellerinde Türk bayraklarıyla askerlere sevgi gösterilerinde bulundu. Mavi berelilerin marşlarla geçişi caddeyi inletti.
Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.
Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.
Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.
Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.
Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.
Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.