Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği önderliğinde ‘Birlikte Kazanacağız’ sloganıyla Nefes Kredisinin devamı niteliğinde olan KOBİ Destek Kredisi, protokol imzalayan bankalar tarafından verilmeye başlandı.
Karabük Ticaret ve Sanayi Odası tarafından KOBİ Destek Kredisi olan projede oda imkanları ve TOBB destekleriyle 4 Milyon TL’lik kaynak üyelere bankacılık mevzuatı çerçevesinde protokoldeki bankalar aracılığıyla kullandırılacak.
KOBİ Destek Kredisi hakkında açıklama yapan Karabük Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mescier, “Her şartta üyelerimizin uygun finansman kaynaklarına ulaşması, ülke ve Karabük ekonomisinin büyümesi ve gelişmesi amacıyla çalışan odamız ve TOBB, kaynaklarını harekete geçirdi. Bu gün itibariyle üyelerimiz odamızdan alacakları üyelik belgesi ile protokole imza atan 6 banka şubesine başvurabilecekler. KOBİ Destek Kredisi faizi aylık yüzde 1.85 olacak. Yani yıllık faiz yüzde 22 olacak. Bir üyemiz azami 200 bin lira kredi kullanabilecek. Ve kredi 6 ay anapara ödemesiz, sonrasında 12 eşit taksitli toplam 18 ay olacak. Kredinin yüzde 85’i Hazine destekli KGF kefaleti kapsamında olacak. Kredinin kullandırılması bu 6 bankanın mevzuatları çerçevesinde gerçekleşecek. KOBİ Destek Kredisinde üyelerimiz protokolü imzalayan Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank, İş Bankası, Yapı Kredi Bankası ve Garanti Bankası Karabük Şubelerine başvuruda bulunabilecek. Kredi Garanti Fonu’da kredilerde üyelerimize kefalet desteği sağlayacak. Bu proje ülkemiz ekonomisine sağlayacağı katkının yanı sıra zor zamanlarda insanlarımızın ve kurumlarımızın birlik ve beraberliğini göstermesi açısından da önem arz etmektedir. Bu vesileyle KOBİ Destek Kredisinin her aşamasında katkısı olan kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyor sağlanan kaynağın ülkemize, ilimize ve üyelerimize hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.


KOBİ destek kredisi başladı
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


