KIBRIS DOSYASI (BM ve AB tarih sürecinden yansımalarıyla) ''Geçmişi ne kadar çok unutursak, geleceği korumak o kadar zor olur…'' (Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK)
Bu konseyin daimi üyeleri, ne yazık ki, her defasında Kıbrıs Türk Halkı’nın 1975 Helsinki nihai senedinin 8’inci maddesine göre kendi statülerini belirleme hakkını görmezden gelmiş ve Kıbrıs Türk Halkının kendi özgür iradesi ile seçmiş olduğu yönetimini daima illegal olarak tanımlamıştır!
İşte asıl çifte standart ve insanlık ayıbı olan da bu uygulamaydı…Tarihin hiç bir döneminde Kıbrıs Türk’ü Rum’un idaresinde yaşamamıştır..Ancak Kıbrıs Türk Halkının Ata’ları Kıbrıs adasında tam 307 yıl boyunca hakkın adaletin ve medeniyetin temsilcileri olmuştur.
Asıl kabul edilemeyen gerçekte bu değil midir?
Güvenlik Konseyinin göz ardı ettiği bu önemli gerçeklerin analizini bitirmeden, 550 sayılı kararın içerisinde bahse konu olan Maraş’ın herhangi bölümüne kendi sakinlerinin dışında ki insanların yerleştirilmemesi konusuna da değinmek istiyorum.
Hemen şu hususun altını çizmek gerekirse, Maraş bölgesinin büyük bir bölümü Osmanlı Vakıflarına aittir. ( Lala Mustafa Paşa ve Aptullah Paşa Vakıfları ) Uluslararası hukuk vakıf arazilerinin hiçbir nedenle bir başka hükmi şahsiyete ve millete devredilemeyeceğine amirdir.
Ancak, 1878 Yılında Osmanlı’nın adayı İngiltereye kiralaması ve sonra ki dönemde gelişen olaylar, İngiltere’nin bilinen o tarihsel oyunu sonucunda ada’yı ilhak etmesiyle gelişen süreç, Rum’ların tapu kayıtları ile oynamaları ve bu duruma göz yumulması sonucunda; Osmanlı vakıflarına ait olan bu arazilerin büyük bir bölümüne Rum’lar tarafından el konulmuştur!
Yine bu kararın içerisinde geçen ve Maraş bölgesinin BM yönetimine terk edilmesinin istenmesinin önemli diğer bir nedeni de; Maraş’ta ki turizm yatırımlarının büyük bir bölümünün BM’lere üye olan ülkelere ait olmasından kaynaklanmaktadır!
Gerçekten de 16 Ağustos 1974 tarihinde Maraş bölgesi ele geçirildiğinde bu bölgede ki turistik tesisler, göz kamaştıracak zenginliklere sahipti…
BM ve Güvenlik Konseyinin almış olduğu kararlar neyi ifade ederse etsin! Sonuç olarak K.K.T.C Kuzey Kıbrıs’ta bağımsız ve egemen bir devlettir.
Bu devlet, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme hakkını kullanması ile oluşturulmuştur. Devletlerarası hukukun ‘’devlet’’ ve ‘’tanıma’’ ile ilgili tüm normları ortaya konulmuştur.
K.K.T.C’yi diğer devletlerin tanıyıp tanımamalarına bakılmaksızın devletlerarası hukukta ve uluslararası ilişkilerde bir devlet olarak K.K.T.C vardır, bir devlet olarak da işlem görmek hakkına sahiptir.
Ancak bu hak ve hukuku, ne yazık ki, bu güne kadar Türkiye dışında gören, tanıyan bir başka ülke olmamıştır!
Rum tarafının hamisi ve Kıbrıs’ın diğer garantörü Yunanistan’ın Dış İşleri Bakanlarından Bayan Dora Bakoyanni bir dönemde, Alman Der Tagesspegel dergisi ile yapmış olduğu söyleşide; Türkiye’nin AB nezdindeki yükümlülüklerinin Kıbrıs’ı da kapsadığını söyleyerek Türkiye’yi Rumları tanımaya çağırmıştı!
Yunanistan’da hangi siyasi yönetim, iktidara gelirse, bu politikanın dışında bir uygulama beklenmemelidir!
Türkiye’nin AB ile müzakerelere resmen başlamış olduğu 17 Aralık 2004 tarihi ile birlikte Kıbrıs konusu, hiç olmaması gereken AB ile yapılan müzakereler zeminine taşınmıştır!
Ülkemizin AB ile yapmış olduğu görüşmelerin son 14 yıllık tarihsel sürecine bakıldığında ve açıklanan her ilerleme raporunun odağında, güney Kıbrıs Rum kesimini tanıyın baskısı gelmiştir!
Bu baskı; tüm AB üyelerine ama özellikle Yunanistan ve bu birliğin içinde olmaması gereken güney Rum kesimine aittir!
Kıbrıs konusunun çözümünün BM zemininde gerçekleşmesi gerekliliğinin iki de bir gündeme getirilmesi de bir çözüm sağlamayacaktır. Bunun nedeni ise yukarıda tarihsel sürecini belirtmiş olduğum Güvenlik Konseyi kararları ile net bir şekilde ortaya konulmuştur.
- ve AB’nin Kıbrıs konusunu çözüme kavuşturabilmesi için Rum tarafının dayatmış olduğu ve ‘Rum Ulusal Konseyinin’ 65 yıldır değişmeyen tüm taleplerinin Kıbrıs Türk Halkı tarafından kabul edilmesi gerekliliği vardır!
- BM de alınan kararların öngördüğü şekilde iki toplumlu-iki kesimli federasyon temelinde tek devlete, tek egemenliğe, tek halka, tek vatandaşlığa, tek temsiliyete, tek ekonomiye dayalı olacak bir çözüm şekli kabul görecektir!
- AB’ye üye olan bir ülkede, garantörlere ihtiyaç yoktur! Dolayısı ile garantörlük ve ittifak antlaşmaları feshedilmelidir!
- Mevcut çözüm: AB ve BM üyesi olan sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamını ve anayasasının değiştirilmesi suretiyle iki eyaletli ve merkezi yanı güçlü bir federasyona dönüşmesini; bu çerçevede ülkenin, halkın, ekonominin ve kurumların yeniden birleşmesini öngörmelidir.
- Varılacak çözüm, BM kararlarına ve sözleşmesine AB ilke ve değerlerine, AB hukukuna, insan hakları sözleşmelerine uygun olmalıdır.( Tüm Rum göçmenler geri dönme ve eski mülklerini elde etme hakkına sahip olmalıdır!)
İlgili Haberler
Yorumlar
Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır. Kaba ve kişisel saldırı içeren yorumlar yayımlanmaz.
Henüz yorum yok.
İlk yorumu sen yaz, tartışmayı başlat.


