Kastamonu Üniversitesi’nin dayanağıyla üretilen biyomalzeme patentle tescillendi.
Kastamonu Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi’nin (TTO) takviyesiyle, “Toz Metalurjisi Prosedürü ile TiNbVMoCr Yüksek Entropi Alaşımının Biyomalzeme Olarak Üretimi” başlıklı buluş, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillendi. Patent sürecini muvaffakiyetle tamamlayan takımın başında Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akkaş bulunurken, başka buluşçular olarak Öğretim Vazifelisi Metin Çetin ve Doktora öğrencisi Gülseren Sakarya yer aldı. Buluş, biyomalzeme üretiminde yenilikçi bir yaklaşım sunuyor.
Tescil edilen patent, yüksek entropi alaşımlarının (HEA) biyomalzeme üretiminde kullanılmasını hedefliyor. Bu karışım, biyo uyumlulukları ve dayanıklılıkları sayesinde tıbbi implant ve protezlerde kullanım potansiyeline sahip. Titanyum, niyobyum, vanadyum, molibden ve krom üzere elementlerden oluşan karışım, biyomedikal uygulamalarda kıymetli bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, patent tesciliyle ilgili yaptığı açıklamada, Kastamonu Üniversitesi’nin akademik çalışmalara ve araştırmalara verdiği değeri vurguladı. Rektör Topal, “Üniversitemiz, bilimsel üretkenliğini artırarak ülkemizin teknoloji ve inovasyon alanındaki maksatlarına katkı sağlamaya devam ediyor. Patent tescili alan akademisyenimizi tebrik ediyor, muvaffakiyetlerinin devamını diliyorum. Ayrıyeten, bu süreçte göstermiş oldukları işbirliği ve dayanak için Türk Patent ve Marka Kurumu’na da teşekkürlerimi sunuyorum” formunda konuştu.


Kastamonu Üniversitesi’nden yenilikçi biyomalzeme patent başarısı
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


