Kastamonu Üniversitesi, Cezayir’deki Kasdi Merbah University of Ouargla idari işçisine yönelik verilen eğitim muvaffakiyetle tamamlandı.
Kastamonu Üniversitesi ile Cezayir’deki Kasdi Merbah University of Ouargla (KMU) ortasında imzalanan ikili iş birliği protokolü çerçevesinde, KMU idari çalışanına yönelik hizmet içi eğitim programı düzenlendi. Eğitimde, yükseköğretimde eğitim sistemlerinin dijitalleşmesi, laboratuvar idaresi, kalite garanti sistemleri, idare sistemlerinin akreditasyonu ve gayeye dayalı idare üzere hususlar ele alındı. Eğitim programının birinci günü, Kastamonu Üniversitesi Merkezi Araştırma Laboratuvarı’ndan Doç. Dr. Funda Terzi ve İlahiyat Fakültesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Ihab Said İbrahim İbrahim tarafından gerçekleştirilen “Laboratuvar İdaresi, Bakımı ve Yapılan Bilimsel Faaliyetler” başlıklı sunumla başladı. Sunumda, laboratuvar aygıtlarının kullanımı, bakımı ve tahlil süreçleri üzere mevzular ele alındı.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Yücel ve İlahiyat Fakültesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Ihab Said İbrahim İbrahim, “Hedefe Dayalı Yönetim” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. İştirakçiler, maksat odaklı idare sistemlerinin temel bileşenlerini ve faaliyetlerin amaçlarla bağını ayrıntılı formda öğrenme fırsatı buldu.
Bilgi Süreç Daire Başkanlığı’ndan Murat Yayla ve İlahiyat Fakültesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Ahmed Nureddin Kattan, “Eğitim Sistemlerinin Dijitalleşmesi” bahisli bir sunum yaptı. Sunumda, dijitalleşmenin tarihi, Kastamonu Üniversitesi’nde kullanılan sistemler ve dijitalleşmenin eğitim üzerindeki tesirleri ele alındı.
Eğitimin son gününde Kalite Koordinatörlüğü’nden Öğretim Vazifelisi Ayça Parıltı Aydoğan ve Dr. Öğretim Üyesi Ahmed Nureddin Kattan’ın “Üniversitemizdeki Kalite Süreçleri” başlıklı sunumuyla tamamlandı. Sunumda, kalite süreçlerinin uygulanması ve takibi ile ilgili bilgiler aktarıldı. İştirakçiler, Kastamonu Üniversitesi’nin kalite süreçlerinden etkilendiklerini ve bu alanda iş birliği yapmayı istek ettiklerini belirtti.
Orogramın son gününde iştirakçilere sertifikaları takdim edildi. Sertifika merasimine Kastamonu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan, Dış Bağlantılar Genel Koordinatörü Doç. Dr. Mustafa Öztürk Akcaoğlu ile akademik ve idari işçi katıldı. İştirakçiler, varlıklı içerikli bu eğitim programından duydukları memnuniyeti lisana getirerek, iş birliğinin devam etmesi temennisinde bulundu.


Kastamonu Üniversitesi’nden Cezayir heyetine eğitim
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


