Karamanoğlu Beyliği’nin son hükümdarının türbesi ilginç özellikleriyle dikkat çekiyor - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
18 Temmuz, 2024 12:15 tarihinde yayınlandı
0
0

Karamanoğlu Beyliği’nin son hükümdarının türbesi ilginç özellikleriyle dikkat çekiyor

Osmanlı Devleti’nin en önemli hükümdarları arasında yer alan Fatih Sultan Mehmed Han’ın hem halasının oğlu hem de kayınbiraderi olan Karamanoğlu Beyliği’nin son beyi Pir Ahmet Bey’in adını verdiği Pirahmet Köyü’ndeki türbesi ilginç özellikleriyle dikkat çekiyor.
Gümüşhane-Erzincan karayolu üzerinde yer alan Pirahmet köyünde metfun bulunan Karamanoğlu Pir Ahmet Bey aynı zamanda halasının oğlu ve kayınbiraderi olan Fatih Sultan Mehmed Han ile giriştiği mücadeleyi kaybedince sığındığı Uzun Hasan tarafından kendisine Bayburt ve Gümüşhane bölgesinin dirlik olarak verilmesiyle bu bölgeyi yurt tuttu ve 1474 yılında adının verildiği köyde vefat etti.
Konya ve Karaman dışında defnedilen tek Karamanoğlu beyi Pir Ahmed Bey’in Gümüşhane’de adının verildiği köyde bulunan türbe özellikleriyle ise dikkat çekiyor.
Pir Ahmed Bey’in memleketinden 800 kilometre uzakta bulunan Gümüşhane’nin merkeze bağlı Pirahmet köyünde 1534 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılan ve günümüze kadar ulaşan türbesinin hem yapı hem de bahçesindeki mezarlığıyla Türkiye’de benzeri olmayan özelliklere sahip olduğu ifade ediliyor.
Türbenin yer aldığı mezarlık alanına ise yüzlerce yıldır sadece 12 yaşından küçük çocuklar defnediliyor
Karamanoğlu Beylerinden Konya ve Karaman dışında defnedilen tek bey olan Pir Ahmed Bey’in türbesi çok sayıda ziyaretçi ağırlarken, türbenin cenaze kısmının yer aldığı sanduka Türkiye’deki tüm örneklerinin aksine girişten 4 basamak inilerek ulaşılan alt katta bulunuyor, üzeri mescit yapılan türbenin üzerinde namaz kılınırken, türbe bu özelliğiyle nadir görülen bir özelliğe ev sahipliği yapıyor. Türbenin yer aldığı mezarlık alanına ise yüzlerce yıldır sadece 12 yaşından küçük çocuklar defnediliyor.
Tarihçilere göre 1464-1469 yılları arasında idare ettiği beylik döneminde çalkantılı dönemler geçiren, ve bu dönemde intihar girişiminde bile bulunduğu iddia edilen Karamanoğlu Sultanzade Pir Ahmed Bey, Osmanlı ile yaşadığı inişli çıkışlı mücadele sonunda 1487 yılında fiilen ortadan kalkan Karamanoğlu Beyliği’nin genel bağımsızlık karakteri göz önüne alındığında son Karamanoğlu beyi olarak kabul ediliyor.
“Fatih Sultan Mehmet’in hem halasının oğlu hem de kayınbiraderi”
Pir Ahmed Bey’in Osmanlı ile ilgili akrabalık ilişkilerini anlatan Gümüşhane Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi tarihçi-yazar Serhat Doğan, “Pir Ahmed Bey Konya merkezli Karamanoğulları Beyliği’nin son hükümdarı. Doğumuyla alakalı kesin bir kayıt elimizde yok ama ölümünü kesin olarak biliyoruz 1474. Beylik süresini biliyoruz 1464’te Karamanoğulları Beyliği’nin başına geçiyor. İnişli çıkışlı bir siyasi hayatı var ve 1474’te de Uzun Hasan’ın kendisine dirlik olarak verdiği şu anki Pirahmet Köyü’nde hayatını kaybediyor. Tabi popüler kültürün diziler aracılığıyla bizim hatırlamamıza yeniden vesile olduğu isimlerden birisi Pir Ahmed Bey. Akrabalık ilişkileri çok çetrefilli Osmanlı hükümdarı Çelebi Mehmed’in kızı İlaldı Hatun Pirahmed Bey’in annesi. İlaldı Hatun aynı zamanda Fatih Sultan Mehmed’in halası. Çelebi Mehmed Karamanoğulları ile olan ilişkilerini düzeltmek için kızı İlaldı Hatun’u Karamanoğlu İbrahim Bey ile evlendiriyor. Bu evlilikten 6 erkek 1 de kız çocuk dünyaya geliyor. Bu 6 erkekten birisi Pir Ahmed Bey. Annesinin Osmanlı hanedanına mensup olması nedeniyle Pir Ahmed Bey daha sonra tahta çıkacak olan Fatih Sultan Mehmed ile hala çocukları. İlginçtir Fatih Sultan Mehmed tahta çıktıktan sonra Karamanoğulları Beyliği ile olan ilişkilerini düzeltmek için oradan bir evlilik yapıyor ve Pir Ahmed Bey’in kız kardeşi Gülşah Hatun’u sarayına eşi olarak getiriyor. Bu vesile ile de Fatih Sultan Mehmet ve Pir Ahmed Bey bir kayınbiraderlik ilişkisi de kuruyorlar” dedi.
“Türkiye’de çok az görülen bir türbe özelliğine sahip”
Türbenin barındırdığı özellikleriyle çok nadir bir yapıda olduğunu aktaran tarihçi-yazar Serhat Doğan, “Daha sonraki süreçte 1534’te Irakeyn Seferi sırasında Kanuni Sultan Süleyman tarafından buradaki türbenin yaptırıldığını biliyoruz. Dikdörtgen bir yapı üzerine inşa edilmiş bir klasik Osmanlı dönemi türbelerinden birisi. Buranın ilginç bir özelliği var sanduka kısmı türbenin alt tarafında üst tarafına daha sonra bir mescit inşa edilmiş ve bugün insanlar hemen sandukanın üstünde girip namazlarını kılabiliyorlar. Bu da Türkiye’de çok az görülen bir özellik olarak karşımıza çıkıyor” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay