Karabük’te musluk suyu içilemiyor - Karabük Haber Postası
aaa
Haber Merkezi Avatarı
Haber Merkezi tarafından
18 Ocak, 2026 15:04 tarihinde yayınlandı
0
2

Karabük’te musluk suyu içilemiyor

Türkiye genelinde musluk suyunun içilebilir nitelikte olduğu iller açıklandı. Arıtma tesislerinden çıkan suyun kalite verileri esas alınarak hazırlanan 2026 değerlendirme raporunda Karabük yer almadı.

Arıtma tesislerinden çıkan suyun içme suyu kriterlerini karşıladığı illeri kapsayan ve toplam 30 ili içeren listede Karabük’ün bulunmaması, kentte şebeke suyunun doğrudan içilebilir standartlara ulaşamadığını ortaya koydu.

Açıklanan listeye göre musluk suyunun içilebildiği iller şu şekilde sıralandı:
Sakarya, Antalya, Ankara, Bursa, İzmir, İstanbul, Rize, Trabzon, Artvin, Kayseri, Nevşehir, Çankırı, Samsun, Konya, Eskişehir, Kocaeli, Tekirdağ, Isparta, Kahramanmaraş, Denizli, Balıkesir, Mersin, Giresun, Bolu, Çanakkale, Ordu, Zonguldak, Aydın, Muğla ve Edirne.

Listede yer alan illerde arıtma tesislerinden çıkan suyun, içme suyu standartlarını karşıladığı belirtilirken, Karabük’ün bu listenin dışında kalması dikkat çekti.

Kentte uzun süredir çok sayıda vatandaşın musluk suyunu içme amaçlı kullanmadığı, damacana ve hazır suya yöneldiği bilinirken, açıklanan verilerin bu durumu resmî olarak da ortaya koyduğu ifade ediliyor. Vatandaşlar ise içme suyunun bir lüks değil, temel bir kamu hizmeti olduğuna dikkat çekerek; Karabük’te şebeke suyunun neden içilebilir standartlara ulaşamadığı, hangi eksikliklerin bulunduğu ve sorunun ne zaman çözüleceği konusunda yetkililerden kamuoyuna açık ve net bir açıklama beklediklerini dile getiriyor.

Bizi sosyal medyadan takip edin

2 Yorum

  1. Kemal

    Özkan bey çalışıyor ama kaldırım sosyal tesis yol gibi şeyler öncelik hayati önem taşıyan şeyler olmalı suyun arıtmalı olması trafik sorumu battı çıktı akıllı kavşak boşuna yapıldı buraların dizaynı önemli şeyler bunları karabükte yap ömür boyu vekil seçil

Yeni yorumlara kapalı.

xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay