Karabük'te Eğitimde Yüksek Kalite - Karabük Haber Postası
677534e5c906e
Berkay Doğan Avatarı
Berkay Doğan tarafından
01 Ocak, 2025 15:28 tarihinde yayınlandı
0
0

Karabük’te Eğitimde Yüksek Kalite

Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetler Genel Müdürlüğü, eğitim kurumlarının kalite standartlarını yükseltmek ve yönetim sistemlerini geliştirmek amacıyla belgelendirme hizmetlerini yürütmeye devam ediyor.

Bu kapsamda, Karabük Bilim ve Sanat Merkezi ile Şehit Aybüke Yalçın Anaokulu, önemli bir başarıya imza atarak TSE EN ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, TSE EN ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi ve TSE EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi tetkiklerinde başarılı sonuçlar elde etti.

Karabük’te Bu başarı, ilgili belgelerin alınmasıyla taçlanmış oldu. TSE EN ISO 9001 belgesi, bir kuruluşun müşteri memnuniyetini artırmak ve sürekli gelişimi sağlamak amacıyla uyguladığı kalite yönetim sisteminin etkinliğini gösterirken; TSE EN ISO 45001 belgesi, iş sağlığı ve güvenliği yönetim sisteminin etkinliğini, TSE EN ISO 14001 belgesi ise çevre yönetim sisteminin sürdürülebilirliğini belgelemektedir. Bu üç belgenin aynı anda alınması, kurumların yönetim sistemlerindeki bütünlüğü ve etkinliği ortaya koymaktadır.

İl Milli Eğitim Müdürü Nevzat Akbaş, yapılan tetkiklerin ardından elde edilen başarılar dolayısıyla okul idarecilerini tebrik etti. Akbaş, “Karabük Bilim ve Sanat Merkezi ve Şehit Aybüke Yalçın Anaokulu’nun kazandığı bu belgeler, eğitimde kaliteyi artırma yolunda atılmış önemli bir adımdır. Diğer okullarımızın da benzer hedefler koyarak, bu başarıyı örnek almasını umuyorum” ifadelerini kullandı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay