“Türkiye silahlı çatışma ortamına sürükleniyor”
Karabük Barosu tarafından Avukatlar Haftası dolayısıyla Hürriyet Caddesi üzerinde basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına çok sayıda Avukat katıldı. Baro Başkanı Av. Rıdvan Erdoğan, yargıdaki son gelişmeleri değerlendirerek sert açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin kargaşa ve silahlı çatışma ortamına sürüklendiğini ifade eden Erdoğan açıklamasında şu görüşlere yer verdi “ Şahsım ve yönetim kurulu üyesi arkadaşlarım adına tüm meslektaşlarımızın Avukatlar Haftası’nı yürekten kutluyor, vefat eden meslek büyüklerimizi, üstadlarımızı saygıyla, rahmetle anıyoruz. 2015 yılının Avukatlar Haftası’nı kutladığımız şu günde ülkemizin, milletimizin ve mesleğimizin karşı karşıya olduğu vahim bazı gelişmeleri dile getirmeyi tarihsel bir görev sayıyoruz.
Bugün herkesçe malumdur ki, anayasanın fiilen askıya alındığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırıldığı, avukatlık mesleğinin itibarsız hale getirilmek istendiği, yargının yok sayıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Öyle bir dönemdeyiz ki, anayasa ile düzenlenmiş olan parlamenter rejimin bekleme odasına alındığı bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilmekte, bazı iktidar sözcüleri televizyon ekranlarında anayasayı paramparça etmekten söz etmektedirler.
31 Mart 2015 günü Çağlayan adliyesinde yaşanan terör saldırısı ve devamında gelişen olaylar içinde bulunduğumuz vahim tabloyu maalesef daha da derinleştirmiştir.31 Mart günü şehit edilen merhum Cumhuriyet Savcımız Mehmet Selim Kiraz’ı bir kez daha saygıyla rahmetle anıyoruz. Yakınlarına ve yargı camiasına bir kez daha başsağlığı diliyoruz. Bu terör eylemini bir kez daha şiddetle kınıyoruz. Bu terörist eylemi yargının tamamına yapılmış olarak görüyoruz.Bu konuda savcı ve hakimlerimizle dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz.
Ancak şunu da belirtmek zorundayız ki, ülkemizde avukatlar ve barolar saldırıya uğradığında yada hukuksuz bir eylem ile karşılaştığında savcı ve hakimlerimiz aynı dayanışmayı maalesef göstermemektedirler. Üzülerek ifade edelim ki, bundan 22 ay önce yine Çağlayan adliyesinde güvenlik güçleri tarafından meslektaşlarımız hukuksuz biçimde yaka paça gözaltına alınırken ve cüppeleriyle yerlerde sürüklenirken meslek camiası olarak yanımızda çok fazla kişiyi bulamamıştık. Bunu da burada hatırlatma zorunluluğu duyuyoruz.Şayet avukatların cüppeleriyle yerlerde sürüklendiği ve şiddete maruz kaldığı o günlerde hakimlerimiz, savcılarımız ve tüm yargı tek vücut olarak avukatların yanında yer alsaydı bugün belki farklı bir noktada olacaktık.
Yine üzülerek ifade edelim ki; Çağlayan adliyesinde yaşanan vahim terör eyleminin devamında yaşanan olaylar yargının kurucu unsurları olan avukatlar, hakimler ve savcılar arasındaki hukuku tamamen ortadan kaldıracak niteliktedir. Çağlayan’daki menfur terör eylemi bahane edilerek meslek camiamızın top yekün hedef alınması, adeta bu cinayetin avukatların üzerine yıkılmaya çalışılması mesleğimize yönelecek çok daha vahim başka saldırıların da habercisi gibidir. İlgili makamların cinayet sonrasında yasaya açıkça aykırı biçimde avukatların üzerinin aranması talimatı vermeleri ve devamında Çağlayan adliyesinde İstanbul Barosu Başkanı Sayın Ümit Kocasakal ve yönetim kurulu üyeleri ile İstanbul Barosu avukatlarına fiili müdahalede bulunulması siyasi iktidarın temel özgürlükler ve savunma dokunulmazlığı konusunda bazı kırmızı çizgileri aştığını ve bundan sonra da aşacağını göstermektedir.
Yangına körükle gitmeyi marifet sayanlar tüm toplum kesimlerini sindirip ezdikten sonra toplumun eğitimli aydın kesimlerine karşı savaş ilan etmiş, bu noktada avukatlar öncelikli hedef olmuştur. Günden güne otoriterleşen, yargıyı yürütmeye bağlayan, savunma mesleğini de işlevsiz kılmaya çalışan siyasi iktidarın baskı ve tehditlerinin önümüzdeki süreçte daha da artacağı, yaşamın tüm alanlarında yaygınlaşacağına dair endişeler giderek artmaktadır.
İktidar sözcüleri gerilimi artıran, toplumu ayrıştıran ve kutuplaştıran söylemleri ile bu endişeleri haklı çıkarmaktadırlar.
Son yaşadığımız olaylar bize açıkça göstermektedir ki, ülkemizde siyasi kutuplaşmadan ve kamplaşmadan nemalananlar kan dökülmesini de göze almış durumdadırlar. Gelinen noktada ülkemiz maalesef bir kargaşaya ve silahlı çatışma ortamına doğru sürüklenmektedir. Son günlerde artış gösteren silahlı eylemler bunu göstermektedir.
Tek adam rejimini savunan siyasi iktidar ve destekçileri hukuku önemsemeyen, tarihten ders almayan, sosyoloji ve psikoloji biliminin verilerini inkar eden tavır ve anlayışlarıyla bu kötüye gidişi analiz edecek durumda değillerdir.
Biz Karabük Barosu olarak bu kötüye gidişi görüyoruz, uyarı görevimizi yapıyoruz ve tarihe not düşüyoruz. Yaşanan bu gelişmelerin avukatlara, barolara ve Türkiye Barolar Birliğine de olağanüstü görevler yüklediğine inanıyoruz.Tutuklanma ve gözaltına alınma korkusuyla yaşayan halkımıza umut aşılamayı, önderlik etmeyi, anayasal düzeni, demokrasiyi ve hukuk devletini yeniden inşa için çalışmayı avukatların ve baroların tarihsel görevi olarak görüyoruz.Hiç bir meslektaşımız , hiçbir baromuz bu kutsal görevden kaçmayacaktır, kaçmamalıdır.
Karabük halkı ve Türk Milleti umudunu asla yitirmemelidir.Ulusumuzun aydınlık öncüleri olan avukatları ve baroları susturarak halkımızı kendi dar dünya görüşlerinin cenderesi içine hapsetmek isteyenler tarih boyunca olduğu gibi yine kaybedeceklerdir.Yargıyı ve baroları dizayn ederek saadet zinciri kurmak isteyenlere karşı mücadele bayrağı daha da yükseltilecek, demokrasimizin sarsılmaz kaleleri olan barolar asla susmayacaktır.
Türk Milleti’nin aydınlık güçleri er yada geç galip gelecek, anayasal hukuk devleti ve milli demokratik düzen mutlaka tesis edilecektir.Bağımsız Savunma, Bağımsız Yargı ve Bağımsız Türkiye ülkümüz mutlaka gerçekleşecektir.Bu duygu ve düşüncelerle meslektaşlarımızın Avukatlar Haftasını bir kez daha kutluyor, savunmanın özgür, yargının bağımsız olduğu aydınlık bir gelecek diliyoruz.”


Karabük Barosundan Uyarı
Bakan Gürlek açıklamıştı: 20 yıllık faili meçhul olayı zanlıları adliyede
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, 2006 yılından bu yana faili meçhul kalan bir kadın cesedinin kimliğinin tespit edildiğini ve olayla ilgili 3 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiğini açıklamasının ardından, Samsun’un Bafra ilçesinde 20 yıllık cinayet dosyası kapsamında gözaltına alınan şüpheliler adliyeye sevk edildi.
Samsun’un Bafra ilçesinde 14 Mart 2006 tarihinde Ozan Çayı’nda bulunan ve uzun yıllar kimliği tespit edilemeyen kadın cesedine ilişkin faili meçhul cinayet dosyasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Bafra Cumhuriyet Başsavcılığı, 4 Mayıs 2026 tarihinde Samsun İl Jandarma Komutanlığı’na gönderdiği yazıda, JASAT personelinden özel bir ekip kurulmasını istedi. Yazıda, Ozan Çayı’nda bulunan cesedin 25 yaşlarında bir kadına ait olduğunun değerlendirildiği, ölümün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı meydana geldiği ve dosyada bugüne kadar herhangi bir gelişme kaydedilemediği belirtildi.
Yalova’da 2004 yılından bu yana kayıp olarak aranan Gülcan Yazıcı
Soruşturmanın yeniden derinleştirilmesiyle birlikte JASAT ekipleri, 2005-2006 yılları arasında kayıp ihbarı verilen kadınlara ilişkin daraltılmış çalışma yaptı. Yapılan analizlerde, cesedin Yalova’da 2004 yılında kayıp olarak aranan Gülcan Yazıcı’ya ait olabileceği değerlendirildi.
Bu kapsamda Gülcan Yazıcı’nın kızı Sultan Orta’dan DNA örneği alındı. Bafra Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla buluntu cesetten elde edilen DNA profili ile kızından alınan biyolojik örnekler karşılaştırıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda, kimliği meçhul cesedin DNA profili ile SO kodlu kişinin DNA profili karşılaştırıldı. Raporda, kimliği meçhul şahsın yüzde 99,99 ihtimalle SO kodlu kişinin biyolojik annesi olabileceği tespit edildi. Böylece 2006 yılında Ozan Çayı’nda bulunan kadın cesedinin, kayıp olarak aranan Gülcan Yazıcı’ya ait olabileceği yönündeki değerlendirme DNA raporuyla güçlendi.
17 Kasım 2005’te kızının doğum günü için Bafra’ya gelmiş
Dosyada yer alan araştırma ve analiz tutanağına göre, Gülcan Yazıcı’nın 17 Kasım 2005’te kızının doğum günü için Bafra’ya geldiği, çocukları Sultan ve Selim’i ziyaret ettiği, bir süre sonra köyden ayrıldığı, kızına bir telefon numarası verdiği ve daha sonra kendisinden bir daha haber alınamadığı belirtildi.
JASAT ekiplerinin yaptığı çalışmada, Ozan Mahallesi ile Boğazkaya ve Darboğaz Mahallelerinin birbirine yakın olduğu, Gülcan Yazıcı’nın son görüldüğü yer ile cesedin bulunduğu bölge arasında bağlantı kurulduğu ifade edildi.
Soruşturma kapsamında, dosyada adı geçen N.Y., B.A. ve O.O. isimli şahısların “olası şüpheli” olarak değerlendirildiği, bu kişilerin ikametlerinde arama yapılması ve eş zamanlı olarak gözaltına alınmaları için işlem başlatıldığı öğrenildi.
Zanlılar Bafra Adliyesi’nde
Savcılığın talimatı doğrultusunda, şüphelilerin adreslerinde 2 Haziran günü saat 07.00 ile 12.00 arasında yapılan aramalar sonucunda 3 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan şahıslar, geniş güvenlik önlemleri altında Bafra Adliyesi’ne sevk edildi.
Yaklaşık 20 yıldır faili meçhul olarak kalan cinayet dosyasında, DNA raporları ve JASAT ekiplerinin yürüttüğü çalışmalarla önemli delillere ulaşıldığı belirtilirken, soruşturmanın çok yönlü olarak sürdürüldüğü öğrenildi.


