Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

Kanyon Düğün Salonlarının temeli atıldı

Gündem Yayın: 27.09.2018 14:03
Kanyon Düğün Salonlarının temeli atıldı

Karabük Belediyesi tarafından yapımı devam eden kanyon vadi projesi kapsamında yer alan ‘Kanyon Düğün Salonları’nın temeli düzenlenen tören ile atıldı.
Kısa zamanda bitirilecek olan Kanyon Düğün Salonları temel atma törenine Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili, Başkan Yardımcısı Fatma Danışman, meclis üyeleri, daire müdürleri, mahalle muhtarları ve vatandaşlar katıldılar.
Temeli atılan düğün salonlarının Karabük’te geçim sıkıntısı çeken insanlar ve Karabük için yapılan bir düğün salonu olduğunu belirten Vergili, “Burada düğün yapmak için herkes sıraya girecek ve herkesin de ücreti farklı olacaktır. Çok cüzi bir fiyat sayesinde her kesimden insanımız düğünlerini burada rahatlıkla yapabilecektir. Karabük’ümüze hayırlı olsun, spor vadimizin açılışını da çok yakında yine burada gerçekleştireceğiz bu da şimdiden hepimize hayırlı olsun. Müteahhit Bey 240 gün süre almış, biz bu süreyi kabul etmiyoruz ve benim Başkanlık dönemim bitmeden önce buranın açılışının yapılması ile ilgili daha hızlı bir şekilde çalışmalarını istiyoruz” dedi.
“Yapılan işler oy almak amacıyla yapılmadı”
Temel atma töreni öncesi konuşan Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili, dokuz buçuk yıldır görevde olduklarını ve bu yıl sürecinde Karabük’te yapılan değişimleri bütün Türkiye’nin izlediğini söyeleyerek, “Biz bugün 100 bin nüfuslu bir şehir ölçeğinin üzerinde, 1 Milyon nüfus düzeyindeymişiz gibi iş yapmaktayız. Görmüş olduğunuz Kanyon köprünün bugün ki değeri 50 Trilyonun üzerindedir. 100 bin nüfus ölçekli hiçbir belediye bu yapmakta olduğumuz işleri başaramaz. Şimdilerde yaptığımız işleri herkes unutmaya başladı, birileri kendi kendine konuşuyor. Biliyorsunuz artık bu sosyal medyada eline bir klavye alan herkes 3-5 satır yazmaya başlıyor. Mezbahayı, hali, hurdacılar sitesini, yapılmaz denilen battı çıktıyı, kent meydanını, kütüphaneyi, asansörleri, yürüyen merdivenler ve köprüleri, 103 adet parkı unuttular. Bu park yerlerinin çoğu da Karabük Belediyesi tarafından para ile satın alındı. Unutulsun problem değil. Biz bu işlerin tamamını Allah rızası için yaptık. Bu yapmış olduğumuz işlerin hiç birisi oy almak amacıyla yapılmadı. Yapmış olduğumuz işlerin tamamı Karabük’ün ihtiyacı olduğu için yapıldı. Karabük’te asfaltsız yerimiz kalmadı, su probleminin tamamını çözdük. Şehir şebekelerinde Atatürk, Yeni, Soğuksu, Kartaltepe, Yenişehir, Yeşil ve Kurtuluş Mahallelerimizde değişmeyen hiçbir su şebekesi hattı kalmadı. Türkiye’nin en ucuz suyunu Karabük dağıtıyor” diye konuştu.
“BIRAKIN KARDEMİR KENDİSİ ÇÖZSÜN”
Vergili son günlerde Karabük’te bazı problemler ortaya çıktığını kaydederek, “Karabükspor’umuzu devlet zamanında taşıyan Türkiye Demir-Çelik İşletmeleriydi. Bütün tüccarlarımız ve esnafımız demir çelikten alacağı mal karşılığı Karabükspor’a verdikleri paralar ile Karabükspor’u yaşatıyordu. Öyle bir güne geldik ki Karabükspor’un içi tamamen boşaltıldı. Birileri de ‘Karabükspor’a neden Karabük halkı sahip çıkmıyor’ deme noktasına kadar getirdi. Devletten sonra KARDEMİR oldu. Reklamlarını formalara, tribünlere ve stadyumlara koydular. Bazı başkan olma meraklısı arkadaşlarımız da birçok şeyi unutarak, biz Karabükspor’a sahip çıkıyoruz kampanyası ile hareket ediyorlar. Bırakın KARDEMİR bu takımı bu hale nasıl getirdiyse, bu hadiseyi de kendisi çözsün. Hiç kimse başkan adayı olmasın gelsinler başkanlarını kendileri atasınlar. Başkanı atayacak yetkinin KARDEMİR’de olması Karabükspor’un kulüp tüzüğünde de mevcuttur” ifadelerini kullandı.
“MİLYONLARCA TON CÜRUF DAĞLARA TEPELERE DÖKÜLÜYOR”
Karabük Mahallesinin ortasındaki skal kırma tesisleri nedeni ile mahallenin her tarafının toz toprak içerisinde kaldığını dile getiren Vergili şunları söyledi: “ Derenin kenarına yıllardan bu yana sıcak cevher döküyorsun, çok mu zor oraya bir duvar çekip kapalı bir alanda bu cürufu dökmek? Rüzgâr estiği zaman her taraf toz bulutu haline geliyor. Aynı şekilde milyonlarca ton cüruf dağlara tepelere dökülüyor. O cürufların içerisinde atılmaması gereken, atık yönetmeliğine göre farklı bir şekilde depolanması gereken bazı malzemeler de var. Çok yakında bu malzemeleri de analize yollayacağım. Ben bu cürufları farklı şekilde oraya buraya serpip sonrasında “Biz burada 5 bin kişiye ekmek veriyoruz” diyemezsin. Eğer yılbaşında 450 Milyon kâr elde ediyorsan ki bugün ki değeri 750 Milyon demektir. Çünkü demiri stoklarında tutuyorlar. Bu kadar kârlı bir durumda 50 Milyon lirasını Karabük’ün çevresiyle ilgili, Karabük’ün sosyal olgularıyla ilgili harcayamıyorsan ben buranın sahibiyim diye konuşmaya da hakkın yoktur. Her olaydan faydalanan sizlersiniz. Ne bir işçi kooperatifiniz, ne bir işçi kulübünüz, ne de bir tane ağaç dikmişliğiniz var”
“KARDEMİR BİR DAHA ÇEVRE KİRLİLİĞİNE SEBEBİYET VEREMEYECEK”
“KARDEMİR’deki atık su arıtmalarının hiç birisi çalışmamaktadır” diyen Vergili “Öncelikle Karabük mahallesinde iyileştirmeler yapacak. Ne kadar cürufu varsa hepsini temizleyecek. Önüne bir duvar çekecek ve dökmüş olduğu o sıcak materyalleri kimseye göstermeyecek. Dağları tekrardan rehabilite edip, uygun olmayan atıkları depolara sevk edecek. Karabük’e en az 1 Milyon ağaç dikecek. Taahhüt etmiş olduğu; yılsonuna kadar da tüm baca ve filtrelerini düzene sokup burada bir daha çevre kirliliği oluşmasına sebebiyet vermeyecek. Bizim bunlara yaptırımımız ne? Biz kabadayı değiliz. Tek bir yaptırımımız var o da hukuk kuralları çerçevesindedir.

Paylaş:

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Manşet Yayın: 26.05.2024 14:00
VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Ekonomi bir bilim dalıdır. Ekonominin değişmez gerçekleri vardır.
Mesela;
▪︎ Faizlerin artırılması ile piyasada talep azalır. Bu sayede harcama eğilimi de azalmaya başlar.

▪︎ Faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir.

▪︎ 2002 yılından bu yana, TL’ nin değerlenmesinin arkasında “yüksek faiz düşük kur” sarmalı yatmaktadır. Türkiye’de, ülke riskinin yüksek olması, kaynaklarından daha fazlasını kullanması nedeniyle faizler dünya standartlarının çok üzerinde. Bu durumda da iş dünyası ve yatırımcılar kredi kullanamıyor. Kısır döngü de işte burada başlıyor.

Ekonomi; “bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme, üretileni bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü” şeklinde tanımlanıyor.
Yaşayabilmek için üretme ve bölüşme ! Görüldüğü gibi ekonominin temelinde üretim var. Ayrıca, ülkenin varlığını sürdürebilmesi için üretilenin adaletle ve hakkaniyetle bölüşülmesi gerekiyor.
Peki, günümüz Türkiyesinde yeteri kadar üretiyor muyuz?
Ürettiğimizi hakça bölüşüyor muyuz? Başka bir deyişle, gelir dağılımında adaleti sağlayabilmiş miyiz?
Bu sorulara evet diyebilir misiniz?

Ekonomimizin en istikrarlı yılları 1923 den1950 ye kadar olan dönemdir. Türk Lirasının da dünya ekonomisinde en değerli olduğu 27 yıl bu döneme denk geliyor.
Bu döneme baktığımızda, devlet destekli, üretime dayalı müthiş bir kalkınma hamlesi görüyoruz.
Bu ivme Atatürk’ün vefatından sonraki 12 yıl daha devam etti.

1950 den 1990 a kadar olan dönemde;
▪︎50 li yıllarda ABD ile yapılan ve elimizi kolumuzu bağlayan anlaşmalar, tarımımıza, eğitim sistemimize müdahaleler. Antikominist hedefleri olan Marshall yardımları.
▪︎ 1974 Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle maruz kaldığımız ağır ambargolar.
▪︎ 1980 askeri müdahalesi ve cunta yönetimi dönemi.
Bu 40 yıl da böyle heba oldu.

Sonrasında, 1990 – 2002 yıllarında yaşanan ekonomik bunalımların temel sebebi ise, siyasi istikrarsızlık, dolayısıyla orta ve uzun vadeli ekonomi politikasına sahip olamama durumudur. Bu dönemde Türkiye’de 6 farklı başbakan tarafından 11 farklı hükûmet kuruldu ve bu hükûmetlerin ortalama ömürleri 1 yıl civarında gerçekleşti.

Ülkenin enerjisini ve kaynaklarını terörle mücadeleye harcamasını da unutmayalım.
1984 yılından buyana terörle mücadele ediyoruz.

2002 den sonra tek parti iktidarı ile bir siyasi istikrar sağlandı. Terörle mücadelede de başarı sağlandı diyebiliriz. Peki buna rağmen neden ekonomik istikrar sağlanamadı? Bu sorunun o kadar çok yanıtı var ki, hangi birini yazayım.

Uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretmek yerine;
▪︎ Faizlerle oynayarak,
▪︎ Yüzyılın buluşu diye kur korumalı mevduat ismi altında ucube sistemlerden medet umarak,
▪︎ Vergileri artırarak, yeni vergiler icat ederek
▪︎ Karşılıksız para basarak bu sarmaldan çıkmamız mümkün değil.

Haberlere bakıyorum. Enflasyonda tek haneye düşecek mişiz. İhracatta tarihi rekorlar kırmışız!
Neye göre rekor? İhracatımız ithalatımızın önüne mi geçti? Cari fazla mı vermeye başladık?
İhracat rakamlarını verirken neden ithalat rakamlarını da vermiyorsunuz?
Ekonomide çuvallıyoruz ama algı yönetiminde maşallahımız var.

Gerçek şu ki, yeteri kadar üretmiyoruz ve üretmediğimiz için yoksullaşıyoruz. Bu gerçekleri görüp, topyekün bir üretim seferberliğini çoktan başlatmalıydık.

Athenanın o meşhur şarkısı geliyor aklıma;
Vurduk en dibe
Söyle şimdi nereye?
Yol almalısın
Ufak ufak yerine
Sıyrıl da gel buraya
Sıyrıl da gel buraya
Dön baba
Dön baba dönelim
Dön baba
Dön baba dönelim…