İstanbul’da müsilaj uyanıyor - Karabük Haber Postası
5653 jpg
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
10 Haziran, 2024 14:32 tarihinde yayınlandı
0
0

İstanbul’da müsilaj uyanıyor

İstanbul Boğazı köpüklerle doldu, Avcılar sahillerinde ise müsilaj görülmeye başlandı. İstanbul Boğazı’nda oluşan köpüklerin müsilajı hatırlattığını belirten İstanbul Çevre Konseyi Genel Sekreteri Zafer Murat Çetintaş, “Müsilaj uyuyor, uykuda olan müsilajı kışın uyuyan ayılara benzetiyorum” dedi.

Marmara Denizi’nde 2020 yıllarında en üst seviyede görülen müsilaj Türkiye’nin gündeminde yer almış önlenmesi için çalışmalar başlatılmıştı. Uzmanlara göre deniz kirliliği, havaların ısınması gibi nedenlerle ortaya çıkan müsilaj deniz hayatını olumsuz etkiliyor. Balıkların ölmesine sebep oluyor. İnsan sağlığına da etkiliyor. Çocuklarda kusma ve ishal vakalarının artmasına neden oluyor. İstanbul Boğazı’nda havadan çekilen görüntülerde gemilerin geçişi sonrası oluşan köpüklerin kaybolmadığı ve Boğaz’ın her köşesini kapladığı görülüyor.

İstanbul’da müsilaj uyanıyor

Avcılar sahilinde müsilaj

Avcılar sahillerinde ise müsilaj havadan çekilen görüntülerde net bir şekilde ortaya çıktı. Müsilaj Avcılar açıklarında kilometrelerce uzunlukta uzun ve ince bir çizgi şeklinde görüntülenirken, uzmanlar ise müsilajın görüldüğü yerlerde denize girilmemesi yönünde uyarılarda bulundu.

İstanbul’da müsilaj uyanıyor

“Uykuda olan müsilajı kışın uyuyan ayılara benzetiyorum”

İstanbul Boğazı’nda oluşan köpüklerin 2020 yılından itibaren denizlerde görülen musilajı hatırlattığını ifade eden İstanbul Çevre Konseyi Genel Sekreteri Zafer Murat Çetintaş, “Yaklaşık 30 yıl önce müsilajı gündeme getirmiştim. Bunun oluşumu giderek hızlanıyor. Müsilaj uyuyor, uykuda olan musilajı kışın uyuyan ayılara benzetiyorum. Kışın uyur yazın uyanmaya başladığında tekrar ortaya çıkar, müsilaj da böyledir. Hava ve su ısındıkça ortaya çıkıyor. İstanbul Boğazı’nda üst akıntılar var. Üst akıntılar Karadeniz’den aşağı doğru geliyor. Karadeniz kıyıları olan ülkelerin kirliliği de bize geliyor. Tüm dünya denizlerinde müsilaj vardır. Karadeniz’deki kirlilik boğazlara girmeye başladığında suların da ısınmasıyla müsilaj oluşmaya başlıyor. Özellikle Boğaz’ın akıntısız yerlerinde oluşuyor” dedi.

İstanbul’da müsilaj uyanıyor

“Müsilajı görür görmez kaçın denize girmeyin”

İstanbul Boğazı’nın daha fazla incelenerek temizlenmesi gerektiğini ifade eden Çetintaş, “Müsilajın deniz canlılarına büyük zararı vardır. Özellikle balıkların ölümüne yol açabiliyor. Oksijen eksikliğinden balıklar kitleler haline ölebiliyor. Çocuklar kirli denildiği zaman dinlemiyor denize giriyorlar. Bu kirlilikten mikrop kapıyorlar. Müsilaj dönemlerinde çocuklarda ishal ve kusma vakaları ile karşı karşıya kaldık. Verilere baktığınız zaman özellikle yazın haziran ila eylül ayı içerisinde hastanelere giden çocuk hastalarda artış olduğunu bunların içerisinde ishal ve kusma vakalarının yüksek olduğunu görebilirsiniz. Müsilajı görür görmez kaçın denize girmeyin” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
8fa904a0 0c3b 4268 af5e a3a5ea46ac51
İsmail AKCA Avatarı
İsmail AKCA
10 Nisan, 2026 09:53 tarihinde yayınlandı
0
0

Zemin mi çöküyor, yoksa akıl mı..?

Karabük’te yaşananlar artık bir “zemin sorunu” değil.

Bu, açık ve net bir yönetim zaafıdır.

Yeşil Mahalle Taşkent Caddesi’nde başlayan süreç aslında hepimizin bildiği o klasik hikâyenin yeni bir versiyonu: Önce bir inşaat başlar, sonra çatlaklar oluşur, ardından “inceleme başlatıldı” açıklamaları gelir…

Ve en sonunda iş ciddiye bindiğinde tahliyeler başlar.

Nitekim öyle de oldu.

Karabük Valisi Oktay Çağatay’ın ikamet ettiği Valilik Konutu boşaltılıyor. Bu, sıradan bir gelişme değildir.

Bu, “tehlike artık görmezden gelinemiyor” demektir.

Şimdi soralım:
Devletin en üst yerel yöneticisinin kaldığı bina bile risk altındaysa, bu şehirde kim güvende?

Asıl mesele şu: Bu noktaya nasıl gelindi?
Heyelan riski taşıdığı bilinen bir bölgede nasıl olur da yeni bir konut projesine onay verilir?
Zemin etütleri gerçekten yapıldı mı, yoksa prosedür tamamlamak için mi hazırlandı?
Ve en kritik soru: Bu izinleri verenler bugün neredeler?

Üstelik tehlike tek bir binayla sınırlı değil.

Aynı bölgede Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bulunuyor.

Hemen üst kesimlerde KYK Yurtları var.

Yani risk, sadece bir yapıyı değil; birden fazla kamu kurumunu ve koskoca bir mahalleyi ilgilendiriyor.

Ama biz ne yapıyoruz?
Önce izin veriyoruz.
Sonra çatlakları izliyoruz.
Ardından “önlem alıyoruz.”

Bu bir yönetim refleksi değil, bu gecikmiş paniktir.

Her şey olup bittikten sonra devreye giren denetim mekanizmasının kimseye faydası yok.

Denetim, felaket kapıya dayandığında değil; ilk kazma vurulmadan önce yapılır.

Bugün Valilik Konutu boşaltılıyor. Yarın ne olacak?
Bir okul mu? Bir yurt mu? Bir apartman mı?

Bu soruların cevabını kimse bilmek istemez.

Ama bu soruların sorulması bile aslında gerçeği ortaya koyuyor:
Ortada ciddi bir ihmal ihtimali var.

Bu şehir kaderine terk edilemez.
Bu sorular cevapsız bırakılamaz.
Ve en önemlisi, bu iş “oldu bitti”ye getirilemez.

Çünkü mesele sadece çatlayan toprak ya da asfalt değil…