Hatalı sollama kazaya neden oldu - Karabük Haber Postası
hatali sollama kazaya neden oldu bcrUDpZm
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
19 Kasım, 2024 20:30 tarihinde yayınlandı
0
0

Hatalı sollama kazaya neden oldu

Çaycuma-Bartın kara yolunda gece saatlerinde meydana gelen trafik kazasında seyir halinde olan aracın öndeki bir aracı sollaması ve sonrasında çarpması sonucu, otomobil direksiyon hakimiyetini kaybederek yolun alt tarafında bulunan seralara uçtu.

Edinilen bilgiye göre, kaza gece saat 00.30 sularında ilçenin Kayıkçılar mevkii Çaycuma-Bartın kara yolunda meydana geldi. Bakacakkadı istikametinden Bartın yönüne seyir halinde olan A.T. (37) idaresindeki 67 VD 308 plakalı Fiat marka araç önünde seyreden R.Ö. (50) yönetimindeki 06 DE 8372 plakalı Chevrolet marka otomobile sollama yaptığı esnada araca çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil yoldan çıkarak seraların olduğu alana uçtu.

Meydana gelen kaza sonucunda sürücüler R.Ö., A.T. ve diğer araç içinde bulunan isimleri henüz öğrenilemeyen toplamda 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında birinin hamile bir kadının olduğu öğrenildi. Kazanın ardından olay yerine çok sayıda 112 Acil Sağlık, Çaycuma Belediyesi İtfaiye Müdürülüğü ekipleri, bölge trafik ve jandarma sevk edildi.

Çarpmanın etkisiyle şarampole uçan otomobilde bulunan yaralılar itfaiyenin müdahalesiyle sıkıştıkları yerden çıkarılarak sağlık ekiplerine teslim edildi. Olay yerinde ilk müdahaleleri yapılan yaralılar daha sonra ambulanslarla Çaycuma Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Kazayla ilgili olarak soruşturma başlatıldı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay