Gümüşhane’nin Kürtün ilçesinde yaklaşık 70 metrelik uçuruma yuvarlanan kamyonet içerisindeki 2 kişi kazanın etkisiyle kamyonetten savrularak feci şekilde can verdi.
Kaza, gece saatlerinde Gümüşhane’nin Kürtün ilçesi Yaylalı Köyü’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Yaylalı Köyü’nden Kazıkbeli Yaylası’na hareket halindeki 28 ABY 165 plakalı kamyonetin ilk belirlemelere göre sürücüsü olduğu değerlendirilen Oktay Tozlu’nun (36) Yaylalı Köyü mevkiinde henüz belirlenemeyen bir sebeple direksiyon hakimiyetini kaybetmesiyle nedeniyle kamyonet yaklaşık 70 metrelik uçuruma yuvarlandı.
Kazayı sabah saatlerinde fark eden vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine 112 acil sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. Kazada kamyonetten dışarı savrulan sürücü Oktay Tozlu ile Muhammer Öztürk (38) olay yerine hayatını kaybetti. Sürücü Tozlu ve Öztürk’ün cansız bedenleri morga kaldırıldı.


Gümüşhane’de kamyonet 70 metrelik uçuruma yuvarlandı: 2 ölü
“BİR TAYYİP ERDOĞAN GİDER, BİN TAYYİP ERDOĞAN GELİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan TBMM Grubunda duygusal konuşma: “Bu hareket ümmet davasıdır”
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında duygusal bir konuşma yaptı. Erdoğan, “Bir Tayyip Erdoğan gider, bin Tayyip Erdoğan gelir” ifadeleriyle salondakiler tarafından ayakta alkışlandı.
Konuşmasına “sizinle dertleşmek istiyorum” diyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Bugün sizlerle biraz dertleşmek, kalbimle kelamım arasına perde koymadan açık yüreklilikle konuşmak istiyorum. Bugün özellikle gözlerinin ışıltısı her zaman yüreğimizi ısıtan gençlerimizle hasbihal etmek, gönlümden geçenleri onlarla paylaşmak arzusundayım. Şimdi değerli kardeşlerim, Yunus Emre’nin bizim için de çok anlamlı bir beyti var. Diyor ki. “Bu yol uzaktır. Menzili çoktur. Geçidi yoktur. Derin sular var.” Evet, biz bu yola çıkarken uzun bir yola çıktığımızın, menzili çok, geçidi yok bir yola çıktığımızın, derin sulardan geçeceğimiz bir yola çıktığımızın idrakiyle, şuuruyla, bilinciyle çıktık. Kimse bize kolay olacak demedi. En başta karşımızda merhum Menderes’in, merhum Polatkan’ın, merhum Zorlu’nun talihsiz hatıraları duruyordu. 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın tehditleri üzerimizde bir ağırlık olarak kendilerini hissettiriyordu. Kimilerimiz işkencelerden geçti. Kimilerimiz hapislerde yattı. Partilerimiz kapatıldı. Siyasi yürüyüşlerimiz engellendi. Yok sayıldık. Ötelendik. Dışlandık. Kendi öz yurdumuzda örselendik. Hiçbir zaman korkmadık. Hiçbir zaman vazgeçmedik. Çünkü bu hareket, bir kişiye, bir gruba çıkar sağlama hareketi değildi. Bu hareket, kişisel rant peşinde koşan bir hareket değildi. Bu hareket, köksüz bir hareket değildi. Saman alevi gibi parlayıp sönecek bir hareket hiç değildir. Bu hareket, ta en başından itibaren millet davasıdır. Memleket davasıdır. Büyük Türkiye davasıdır. Bu hareket ümmet davasıdır” dedi.
“BİR TAYYİP ERDOĞAN GİDER, BİN TAYYİP ERDOĞAN GELİR”
Konuşmasında “Bir Tayyip Erdoğan gider, bin Tayyip Erdoğan gelir.” Diyen Erdoğan, “Bize düşen bizden öncekilerden aldığımız sancağı yere düşürmeden bizden sonrakilere devretmektir. Bizden öncekiler bu davaya ömürlerini verdiler. Hamdolsun bizim yaptığımız da budur. Bu hareketin içinde doğduk, bu hareketle büyüdük. Allah’ın yardımıyla o dava taşını eğilmeden bükülmeden taşıdık ve taşımaya da devam ediyoruz” dedi. Erdoğan’ın bu sözleri salondakiler tarafından ayakta alkışlandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Aziz dava arkadaşlarım, basınımızın güzide mensupları, çok kıymetli misafirler, sizlere en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla ekranları başında, radyo kanallarında ve sosyal medya mecralarında şu anda bizleri takip eden tüm vatandaşlarıma selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Özellikle dünyanın 150’ye aşkın ülkesinde başları dik, alınları ak bir şekilde hayat ve haysiyet mücadelesi veren, gurbeti sılaya, acı vatanı ikinci vatana çeviren, başarılarıyla Türkiye’nin ve Türk milletinin kıvanç kaynağı olan yurt dışındaki tüm kardeşlerimize buradan en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum.
İki haftalık aranın ardından siz dava ve yol arkadaşlarımla bu yüce çatı altında ruberu hasbihal etmenin bahtiyarlığı içerisindeyim. Büyük bir coşkuyla gerçekleştirdiğimiz grup toplantımızın ülkemize, milletimize, demokrasimize hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Katılımlarıyla bizleri onurlandıran kıymetli misafirlerimize, heyecanımızı paylaşan genç arkadaşlarıma hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum. Rabbim muhabbetimizi kaim, dayanışmamızı daim eylesin.
Değerli kardeşlerim, dün biliyorsunuz Samsun’da istiklal meşalemizin yakılmasının 107. yıl dönümüydü. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı aralarında şampiyon sporcularımızın da olduğu 200’ü aşkın gencimizle Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde kutladık. Öncesinde cumartesi günü Kocaeli’nde, Kocaeli Spor Stadyumu’nun içini ve dışını hınca hınç dolduran gençlerimizle bir araya geldik. 207 üniversitemizden, 81 vilayetimizden gelen gençlerimizle, ülkemizde misafir olarak bulunan üniversiteli genç kardeşlerimizin heyecanına ortak olduk. Her yaştan, her kökenden, her gelir grubundan ve farklı hayat tarzından yüz bin gencimiz adeta bir insan seli olup Kocaeli’ne akmıştı. Kocaelili kardeşlerimiz de misafirlerine başarıyla ev sahipliği yaptılar. Türkiye’nin beşeri hazinesinin zenginliğine orada bir kere daha şahitlik ettik.
Başta CHP olmak üzere muhalefeti kıskandıran, muhalefetin gençlerle ilgili iddialarını tek tek çürüten bir şölene imza attık. Kocaeli’ndeki şölen, bizim sadece gençlerin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımızdan 14’üncüsüydü. Bunun dışında kongrelerimizde, sohbet toplantılarımızda, farklı etkinliklerde, özellikle de gençlerimizle yüzlerce defa bir araya geldik, hasbihal ettik. Bu programlarda gençlerle birlikte bütün vatandaşlarımıza gönlümüzün kapılarını açtık. Yunus’un, “Biz kimseye kin tutmayız. Kamu âlem birdir bize.” anlayışıyla bu ülkenin tüm gençlerini aynı samimiyetle bağrımıza bastık.
Yarım asra yaklaşan siyasi hayatı boyunca daima gençlerle yol yürümüş bir kardeşiniz olarak şunu bir defa çok net söylemek isterim. Gençleri hafife alan, gençlere sırtını dönen bir hareketin başarı şansı yoktur. Gençlerin omuz vermediği bir mücadele zafere ulaşamaz, kalıcı olamaz. Merhum Nurettin Topçu üstadımızın dediği gibi, gençlik geleceğin tohumudur. Bunun için gençliğe yüz çeviren, geleceğe yüz çevirmiş demektir. Şimdi bakınız değerli kardeşlerim. Biz kuruluşumuzdan itibaren gençlerin en çok rağbet ettiği adres olduk. Sadece gençler için siyaset yapmadık. Siyaseti gençlerle birlikte yaptık. Üstenci, kibirli, yargılayan, gençleri tehdit eden söylemleri kapımıza hiçbir zaman yaklaştırmadık. Önce gençleri anlamaya çalıştık. Gençlerle empati kurmayı denedik. Ders vermek yerine gençlere kulak vermeyi tercih ettik.
Gençlerimizin talep, beklenti ve sorunlarına yine gençlerimizle birlikte çözüm yolları geliştirdik. Ortak akılla çözüm ürettik. Üniversitede fikir teri döken gençlerimizi önemsediğimiz kadar, özellikle sanayide alın teri döken gençlerimize de ihtimam gösterdik. Başörtüleri dolayısıyla üniversiteye alınmayan gençlerimizin meseleleriyle ilgilendiğimiz kadar, henüz ömrünün baharındayken hayatın zorluklarını göğüslemek zorunda kalan gençlerimizin dertleriyle de ilgilendik. Çamlıca Camii’nde hafızlık icazet merasimine katıldığımız çocuklarımız gibi, AMATEM’lerde bağımlılık tedavisi gören yavrularımıza da şefkatle yaklaştık. İstiklal Marşı’mızı tüm dünyaya dinleten genç sporcularımızla iftihar ettiğimiz kadar, başımıza icat çıkaran genç mühendislerimizle de iftihar ettik. Yani gençler arasında ayrım yapan bir kadro olmadık. Bugün de değiliz. Bu ülkeye hizmet ettiğimiz müddetçe de asla böyle olmayacağız.
Değerli kardeşlerim, burada bir gerçeği tüm teşkilatıma tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Dün olduğu gibi bugün de gençlerimiz, yargılanmadan önce dinlenmeyi, yaftalanmadan önce anlaşılmayı bekliyor. Gençlerimiz, büyüklerinin sadece ders vermesini değil, kendilerine değer vermesini de istiyor. Biz işte bunu yapmanın derdindeyiz. Önyargısız bir şekilde, açık bir kalp ve açık bir zihinle gençlerimizi anlamaya, onların ruh dünyalarının derinliklerine inmeye çalışıyoruz. Gençlerimizi harflerle ayırıp doğum yılına göre onları kategorize edenlerin, bizim ne yapmaya çalıştığımızı kavramakta zorlanmaları gayet doğaldır.
Gençleri sarf malzemesi olarak, yolsuzluklarını örtmek için bir istismar aracı olarak görenlerin, AK Parti’nin gençlerle kurduğu hasbi ve harbi ilişkiyi kıskanmalarına şaşırmamak gerekir. Kardeşlerim, unutmayın. Tilki uzanamadığı üzüme koruk dermiş. Bunlar da gençlik şölenimize çamur ve iftira atarak kendi kifayetsizliklerini kapatmanın derdindedir. Hakareti siyaset zanneden CHP Genel Başkanı’nın gençleri tahkir eden, gençleri aşağılayan hezeyanlarının bizim nazarımızda hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü bırakın stadyumda 100 bin gençle şölen yapmayı, bunlar salonları bile doldurmakta artık zorlanıyorlar. Bir senedir oradan oraya sürükledikleri CHP’li vatandaşlarımız da bunlardan umutlarını kesmeye, ortaya saçılan pislikler sebebiyle uzaklaşmaya başladı.
Üzülerek görüyoruz ki Cumhuriyeti kurmakla övünen CHP, 3-5 kifayetsiz muhterisin elinde seçmenini utandıran bir parti haline döndü. Sokağa çıkmaya yüzleri yok. Vatandaşın, bilhassa da gençlerimizin yüzüne bakacak halleri yok. Tüm öfkeleri, bu hakikatin gençlerimiz tarafından da biliniyor olmasından kaynaklanıyor. Gençlerimiz, ağızlarından liyakati düşürmeyenlerin yönettikleri belediyeleri nasıl arpalığa çevirdiklerini çok net görüyor. Gençlerimiz, sürekli ahlaki üstünlükten dem vuranların nasıl bir ahlaksızlık batağına saplandıklarını çok net görüyor. Rüşvetsiz selam dahi almayanların içler acısı durumunu bu ülkenin gençleri elbette görüyor, takip ediyor. Bu açgözlülerle arasına mesafe koyuyor. Genel Başkan dahil, CHP’nin rahatsızlığının temel sebebi işte budur. Varsın beyefendiler rahatsız olsun.
Biz gençlere güvenmeye, gençlerimizin önünü açmaya devam edeceğiz. Milli ve manevi değerlerimiz ışığında gençlerimizin en iyi, en donanımlı, en şuurlu şekilde yetişmeleri için elimizden gelen çabayı harcayacağız. Türkiye’nin aydınlık yarınlarının teminatı olacak TEKNOFEST gençliğinin her alanda temayüz etmesi için seferberlik ruhuyla çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte tabii ki yapıcı eleştirileri dikkate alacak, eksik varsa giderecek, gençlerimizle gönül bağımızı güçlendirmeye yönelik iyi niyetli teklif, tespit ve tenkitlerin gereğini yerine getirmekte tereddüt göstermeyeceğiz.
Sevgili genç kardeşlerim sizi dinleyen, sizi doğru anlayan bir iktidar 23,5 buçuk yıldır iş başındadır. AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın gözünde bu ülkenin gençlerinin tamamı birdir, eşittir, aynı derecede sevgiye, hizmete, muhabbete layıktır. Sizin istikbalinizi her şeyden çok önemsiyoruz. Sporda, sanatta, bilimde, ilimde, siyasette hak ettiğiniz yere gelmenizi çok önemsiyoruz. Biz size inanıyoruz, güveniyoruz. Türkiye Yüzyılı’nın inşasını sizler tamamlayacaksınız. Yazacağınız başarı hikayeleriyle kıvanç kaynağı olacaksınız. Yazacağınız başarı hikayeleriyle hem ailelerinizin hem de milletimizin kıvanç kaynağı olacaksınız. Şunu lütfen hiçbir zaman unutmayın. Her karışında bir yiğidin yattığı bu mübarek topraklar sizin. Her şehri ayrı güzel, her köşesinden tarih fışkıran bu cennet vatan sizin. Dostlarına güven, düşmanlarına korku salan bu büyük devlet sizin. Mazisi zaferler ve mücadelelerle dolu bu necip millet sizin. Rengini aziz şehitlerimizin kanından alan bu şanlı bayrak sizin. Yeni Türkiye sizin eseriniz olacak. Büyük ve güçlü Türkiye inşallah sizlerin omuzlarında yükselecek. Bunun için bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep birlikte büyük Türkiye’yi bu asrın parlayan yıldızı yapacağız.
Aziz milletim, değerli milletvekili arkadaşlarım. Geçtiğimiz çarşamba günü itibarıyla Meclisimizin de teşekkül ettiği 14 Mayıs seçimlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Önümüzdeki perşembe günü ise Cumhurbaşkanı seçimlerinin ikinci turunun üzerinden 3 sene geçmiş olacak. Gerek Meclisimiz gerekse hükümetimiz, geride bırakmakta olduğumuz bu 3 seneyi önceki dönemlerde olduğu gibi dolu dolu geçirdi. Yine yaklaşık 3 ay sonra, 14 Ağustos’ta AK Partimizin kuruluşunun 25. yıl dönümünü kutlayacağız. Artık çeyrek asrı inşallah geride bırakmış olacağız. Aynı şekilde yaklaşık 5 ay sonra da kesintisiz iktidarımızın 24 yılını dolduracağız. Büyük AK Parti ailesi olarak hem süre bakımından hem de Türkiye’ye kazandırdığımız eserler bakımından aşılmaz rekorlara imza atmanın haklı gururunu yaşıyoruz.
Değerli yol ve dava arkadaşlarım. Bugün sizlerle biraz dertleşmek, kalbimle kelamım arasına perde koymadan açık yüreklilikle konuşmak istiyorum. Bugün özellikle gözlerinin ışıltısı her zaman yüreğimizi ısıtan gençlerimizle hasbihal etmek, gönlümden geçenleri onlarla paylaşmak arzusundayım. Şimdi değerli kardeşlerim, Yunus Emre’nin bizim için de çok anlamlı bir beyti var. Diyor ki. “Bu yol uzaktır. Menzili çoktur. Geçidi yoktur. Derin sular var.” Evet, biz bu yola çıkarken uzun bir yola çıktığımızın, menzili çok, geçidi yok bir yola çıktığımızın, derin sulardan geçeceğimiz bir yola çıktığımızın idrakiyle, şuuruyla, bilinciyle çıktık. Kimse bize kolay olacak demedi. En başta karşımızda merhum Menderes’in, merhum Polatkan’ın, merhum Zorlu’nun talihsiz hatıraları duruyordu. 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın tehditleri üzerimizde bir ağırlık olarak kendilerini hissettiriyordu. Kimilerimiz işkencelerden geçti. Kimilerimiz hapislerde yattı. Partilerimiz kapatıldı. Siyasi yürüyüşlerimiz engellendi. Yok sayıldık. Ötelendik. Dışlandık. Kendi öz yurdumuzda örselendik. Hiçbir zaman korkmadık. Hiçbir zaman vazgeçmedik. Çünkü bu hareket, bir kişiye, bir gruba çıkar sağlama hareketi değildi. Bu hareket, kişisel rant peşinde koşan bir hareket değildi. Bu hareket, köksüz bir hareket değildi. Saman alevi gibi parlayıp sönecek bir hareket hiç değildir. Bu hareket, ta en başından itibaren millet davasıdır. Memleket davasıdır. Büyük Türkiye davasıdır. Bu hareket ümmet davasıdır.
Bakın değerli kardeşlerim. Daha kurulduğumuz andan itibaren partimizi saf dışı bırakmak, hükümetimizi yıkmak için darbe senaryoları yazıldı. İktidarımızın henüz 5. yılında partimize kapatma davası açıldı. Muhtıralar gördük. Sokak hareketleri gördük. Yargı darbelerine, silahlı darbe girişimlerine, terör saldırılarına maruz kaldık. Huzur ortamını, güven ortamını, istikrarı, ekonomiyi, demokrasiyi hedef alan nice saldırıların, suikast girişimlerinin hedefi olduk. Sizin gördükleriniz, halkımızın gördükleri, görünmeyen nice saldırıyı, görünmeyen nice badireyi atlattık. Neydi derdimiz? Boyun eğebilirdik, teslim olabilirdik, uyum sağlayabilirdik, suyuna gidebilirdik, “Ağamsın, paşamsın.” diyebilirdik. Rahat yataklarımızda, sıcacık koltuklarımızda, etliye sütlüye karışmadan günümüzü gün edebilirdik. Bizden önceki pek çok hükümetin yaptığı gibi biz de rahatımızı bozmaz, riske girmez, idareimaslahatla işi götürebilirdik. Ama biz bunu yapmadık. Biz yollara düştük. Biz bir hayalin peşinde koştuk. Biz aşk ile millet davasına boynumuzu uzattık. Çünkü biz şunu biliyorduk. Tarihe bir borcumuz var. Ecdada ve şehitlerimize bir borcumuz var. Ümmete bir borcumuz var. Mazlumlara, yolda kalmışlara, yoksullara, aziz milletimize, aziz memleketimize bir borcumuz var. Bizim, bu davayı omuzlamış, karınca kararınca bir noktaya taşımış bizden önceki fedakâr, cefakar, cesur, mert dava adamlarına, bizim bu hareketin öncülerine bir borcumuz var. Bizim, Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle Allah ve ahlak demenin yasaklandığı karanlık günlerde hohlaya hohlaya buz dağını eriten iman dolu o yüreklere bir borcumuz var. O borcu ödemek için can vermek mi gerekiyor? Hiç tereddüt etmeyiz. Gerekirse o canı da veririz diyerek bu yollara revan olduk. Her zaman şunun idrakinde olduk. Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir.”

