blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
05 Kasım, 2025 16:37 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Grip ve soğuk algınlığı belirtileri ve tedavi yolları

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Funda Karaduman Yalçın, "Grip ve soğuk algınlığı, birbirine benzeyen fakat iki farklı hastalıktır. İki hastalıkta da burun akıntısı, öksürük ve halsizlik belirtileri baş göstermektedir. Bu belirtileri ağır yaşayanların kesinlikle bir tabibe görünmesi hayat kalitesi açısından kıymet taşımaktadır" dedi.
Grip ve soğuk algınlığı hakkında bilgi veren Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Funda Karaduman Yalçın, bu hastalıklarının tarifi, belirtileri ve korunmanın yolları hakkında bilgiler vererek ihtarlarda bulundu.
Uzm. Dr. Yalçın, "Grip ve soğuk algınlığı halk ortasında sıkça karıştırılsa da farklı virüslerin neden olduğu iki farklı teneffüs yolu enfeksiyonudur. Grip, influenza virüsü kaynaklıdır ve ani başlayan, daha ağır seyreden bir hastalıktır. Soğuk algınlığı ise çoklukla rinovirüs üzere daha hafif seyirli virüslerle ortaya çıkar. Her iki hastalıkta da burun akıntısı, öksürük ve halsizlik görülebilir. Fakat gripte tablo daha şiddetlidir: Grip belirtileri; yüksek ateş, titreme, kas ağrıları, baş ağrısı, ağır halsizlik, kuru öksürük. Soğuk algınlığı belirtileri ise, Hafif ateş, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, hapşırma, hafif öksürüktür. Gripte hastanın günlük hayatını sekteye uğratacak seviyede yorgunluk yaşadığını, soğuk algınlığında ise semptomların daha hafif seyretmektedir. Her iki hastalıkta da antibiyotik kullanımı ekseriyetle gereksizdir zira nedenleri viraldir. Bu manada tedavide şu noktalara dikkat çekersek; gripte antiviral ilaçlar, bilhassa birinci 48 saatte başlanırsa tesirli olabilir. Soğuk algınlığında semptomları hafifletici destekleyici tedaviler (burun spreyi, ağrı kesici, bol sıvı tüketimi) kafidir. Her iki durumda da istirahat, hijyen kurallarına dikkat ve bağışıklık sistemini destekleyici beslenme değerlidir. Grip ve soğuk algınlığından korunmak için de şunlara dikkat etmeliyiz. Grip aşısı: Bilhassa risk grubundakiler (65 yaş üstü, kronik hastalığı olanlar) için her yıl önerilir. El hijyeni: Virüslerin yayılmasını önlemenin en tesirli yollarından biridir. Kapalı alanlarda maske kullanımı: Bilhassa salgın devirlerinde toplu alanlarda maske takmak bulaş riskini azaltır. Beslenme ve uyku nizamı: Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için istikrarlı beslenme ve kâfi uyku kuraldır. Grip ve soğuk algınlığı, kolay üzere görünse de bilhassa risk kümelerinde önemli komplikasyonlara yol açabilir. Belirtileri ciddiye almak, erken periyotta tabibe başvurmak ve kollayıcı tedbirleri ihmal etmemek toplum sıhhati açısından büyük kıymet taşır" diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
03 Şubat, 2026 16:52 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Dünya Sulak Alanlar Günü’ne OMÜ’den bilimsel katkı: Kızılırmak Deltası kitapla anlatıldı

Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından biri olan Kızılırmak Deltası, Dünya Sulak Alanlar Günü’nde yayımlanan kapsamlı bir bilimsel eserle mercek altına alındı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) öğretim üyeleri Prof. Dr. Cevdet Yılmaz ve Prof. Dr. Ali Kemal Ayan’ın editörlüğünü yaptığı "Kızılırmak Deltası-Doğa ve İnsan" adlı kitap, 25 bilim insanının katkısıyla 15 bölümden oluşuyor.
Sulak alanlar ve yayınladıkları kitap hakkında bilgi veren OMÜ Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, "Her yıl 2 Şubat’ta kutlanan Dünya Sulak Alanlar Günü, dünyadaki göller, sulak alanlar ve sucul ortamlara dikkat çekmek adına biz bilim insanları için önemli bir fırsattır. Sulak Alan kavramı; nehirler, göller, bataklıklar, sazlıklar, geçici su birikintileri, turbalıklar ve bataklıklar gibi habitatları kapsar. Sulak alanlar yeryüzündeki en hassas ekosistemlerin başında gelir. Biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesinde, suyun doğal filtrelemesinde, yeraltı suyu rezervlerinin dengelenmesinde ve özellikle kuşlar başta olmak üzere canlılar için yaşam alanı olarak hayati rol oynarlar. Bu kadar önemli ve hassas ekosistemler olmalarına karşılık sulak alanların da karşı karşıya olduğu birçok problem vardır. Bunların başında tarım arazisine dönüştürmek için kurutma, hızlı kentleşmeye bağlı olarak iskâna açma, altyapı projeleri sonucu atıklarla kirletilmeleri gelir. Günümüzde en önemli tehdit ise iklim değişimi sonucu gerçekleşmekte olan kuraklık tehdididir. Sulak alanların uluslararası düzeyde tanınması ve korunması yolunda atılan en önemli adım, 1971’de İran’ın Ramsar kentinde imzalanan Ramsar Sözleşmesi’dir. Türkiye, 1994’te bu sözleşmeye taraf olmuş ve hâlihazırda 14’ü Ramsar Alanı statüsünde olmak üzere ülkemizde yaklaşık 136 sulak alanı koruma altına almıştır" dedi.

"Türkiye’deki en önemli Ramsar alan Kızılırmak Deltası"
Türkiye’de yer alan en önemli Ramsar alanın Kızılırmak Deltası olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, "Kızılırmak Deltası aynı zamanda UNESCO Dünya Doğal Miras Alanları listesine girmek için aday bir sahadır. Bizler 25 bilim insanı olarak 15 Bölümde Kızılırmak Deltası’nı en kapsamlı şekilde araştırarak bu eseri meydana getirdik. Kitap Ondokuz Mayıs Üniversitemiz tarafından yayınlanmış güzel bir tevafuk olarak da bugün yani 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde üniversitemiz kütüphane görevlileri aracılığıyla matbaadan elimize ulaşmış bulunmaktadır. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, kitabın Samsun’a ve bilim camiasına hayırlı olmasını diliyoruz. Bu kitap UNESCO Dünya Miras Listesi’ne aday olan Kızılrmak Deltası ile ilgili olarak bugüne kadar yayınlanan en kapsamlı çalışmalardan biri olup, Kızılırmak Deltası’nın UNESCO adaylık sürecine güçlü bir katkı sunacağına inanıyoruz" diye konuştu.

"Araştırmacılara, karar vericilere ve doğa dostlarına yol gösterici olmasını temenni ediyoruz"
Kitabın diğer editörü ve aynı zamanda bölüm yazarlarından biri olan OMÜ Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Kemal Ayan da kitapla ilgili olarak, "2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü vesilesiyle Ondokuz Mayıs Üniversitemizin 177. yayını olarak yayımlanan bu eser, bilim camiasına nitelikli bir kaynak sunmanın yanı sıra, sulak alanların korunmasına yönelik farkındalığın artmasına da katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Doğa ile insan arasındaki hassas dengeyi merkeze alan bu çalışma, gelecek kuşaklara aktarılması gereken ortak bir mirasın bilimsel belgesi niteliğindedir. Bu eserin, Kızılırmak Deltası başta olmak üzere tüm sulak alanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda araştırmacılara, karar vericilere ve doğa dostlarına yol gösterici olmasını temenni ediyor; hazırlanmasında emeği geçen tüm bölüm yazarı hocalarımıza ve katkı sağlayıcılara teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Bizi sosyal medyadan takip edin