Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

GİDEREK ZORLAŞAN HAYAT…

Manşet Yayın: 10.01.2024 15:51
GİDEREK ZORLAŞAN HAYAT…

Tarih sayfaları 2000’li yıllarda yaşayanları insanlık âleminin en şanssız nesilleri olarak yazacaktır. Çünkü milenyum yıllarının başlamasıyla birlikte bu evrende yaşanan olayların acımasızlığı insanların üzerine bir kâbus gibi çökmüş, yaşam mücadelesi veren milyonları adeta yok etmektedir.

Dünyanın hemen hemen her yerinde savaş var. Savaş yoksa bile türlü kargaşalarla birlikte ekonomik anlamda giderek zorlaşan bir hayat mücadelesi var…

Böylesine olumsuzluklarla, acımasızlıklarla dolu karmakarışık bir mücadeleyle çalkalanan dünyamızda ülkemizin etkilenmemesi mümkün mü?

Bu olumsuzlukların günlük hayatımızdaki etkilerini her gün yaşıyor, bu olumsuzluklarla mücadele etmeye çalışıyoruz.

Her sabah gün başlarken kimilerimiz işine gitmek için, kimilerimiz okula yetişmek için, kimilerimiz dost ziyaretine gitmek için, kimilerimiz ev yaşamının sıkıntısını üzerinden atmak için sokağa çıkıyoruz.

Şöyle bir etrafınıza bakınız lütfen…

Sokaktaki insanlarımızın yüz ifadelerinde ne görüyorsunuz?

Hayata küsmüş, çevresiyle ilgilenmeyen, ellerindeki cep telefonlarıyla adeta bütünleşmiş, hiç ama hiç gülümsemeyen, giysilerinin içine adeta hapsolmuş, bezginliği ile etrafında olumlu ne varsa hepsini görmezden gelen insanlardan başka kim var?

Aynı mahallede, aynı apartman da oturup da, birbirlerine selam dahi vermeyen, acil yardıma ihtiyacı olanlarına dahi yüz çeviren, komşuluk hatırının ne demek olduğunu bilmeyen insanlarla dolu, sokaklarında değil kuş sesleri, çocuk seslerinin bile kalmadığı bir yaşam…

2000’li yıllar öncesinde en azından insanlar birbirlerine selam verir, yardıma ihtiyacı olanlara sırt çevirmezdi.

Sokaklarında neşe içinde oynayan çocukların, meyve ağaçlarıyla dolu bahçelerin, bu ağaçlarda cıvıldayan kuşların, o sokağın çomarının, sarmanının sevildiği beslendiği, onlara her türlü hoşgörünün gösterildiği, kızlarımızın kadınlarımızın yüzlercesinin cinayetlere kurban gitmediği, doğanın doğa canlılarının katledilmediği, fakir fukaraya sessizce hiçbir gösterişe kaçmadan yardım edildiği bir toplum yaşardı bu ülkede.

Bu özelliklerimizle dünya bizi tanırken, parmakla gösterirken, şimdilerde bir tanesine bile rastladığımızda, demek ki hala varmış diyoruz; manşet haber oluyor her yerde…

Tamam, dünyamızda yaşanan her kargaşa bizleri de etkiliyor!

Ama bunun bir sınırı olması gerekmez mi? Bu sınırı düzenlemek ülke yönetiminde olanların görevi değil mi?

Toplumumuzu derinden etkileyen, yaşam kalitemizi düşüren her ne varsa bunları ortadan kaldırmak, tabii ki ülkemizin yönetiminde söz sahibi olanların en önemli görevidir.

Her gün başka bir sıkıntı ile oluşan gündemi milyonlar yaşıyor, o sıkıntının ağırlığı altında nefes almaya çalışıyor.

Böylesi bir gündeme en çarpıcı örnek, günümüzdeki emeklilerimizin verdiği yaşam mücadelesidir.

Yeni yılın maaş artışını beklerken, açıklanan artış oranlarıyla yaşadıkları hayal kırıklığı ile ne yapacaklarını şaşırdılar!

İşçisi emeklisinin de, memur emeklisinin de maaş artış yüzdesi farklı…

Neden?

Bu insanlarımız hayatlarının son dönemindeyken biraz olsun rahat, güzel bir yaşamı hak etmediler mi?

Milyonlarca emeklimizin içinden hala yüz binlercesi çalışıyor, az da olsa yaşam bütçesine katkı sağlamanın peşinde…

Avrupalı emekliler hayatın tüm güzelliklerini yaşarken, bizim emeklilerimiz nasıl ayakta kalırız onun derdinde…

Emeklilerimizin kimisi ucuz et, ekmek, gıda kuyruğunda, kimisi kar kış sıcak demeden elinde kâğıt mendil, yara bandı satarak aile bütçesine katkı sağlamanın çaresizliğinde…

Evlatlarına harçlık veremeyen babalara, torunlarına bir gofret dahi alamayan dedelere ne demeli?

Sorarım, bu devirde kimi emeklilerimizin 7500 lira ile geçinebilmesi tam bir mucize değil de ne?

Vermiş olduğum örnek, giderek zorlaşan hayatımızda yaşananlardan sadece bir tanesi…

Eğitimi, ticareti, tarımı, üretimi, adaleti, sosyal yapıyı, terörü, dış ilişkileri… Bunlarla ilgili türlü olumsuz örnekleri sıralasak sayfalar yetmez…

Pekiyi, yaşamımızın hiç mi güzel tarafı yok?

Tabii ki var.

Bunların en önemlisi savaşın yaşanmadığı, türlü olumsuzluklara, güçlüklere karşı omuz omuza mücadele verdiğimiz güzel bir vatanımız var. En büyük gücümüz, yaşadığımız en güzel şey de budur bence.

Kardeşçe yaşadığımız bu güzel vatanda bugüne değin her türlü güçlüğü nasıl bertaraf ettikse 2000’li yılların bu güçlüklerini de yeneceğiz.

Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim.

Yeter ki kardeşçe yaşamaya devam edelim.

Yeter ki çok ama çok çalışalım.

Yeter ki hayatta en hakiki kılavuz ilimdir diyelim.

Yeter ki her seçim döneminde oy verip, en doğru olanı seçelim.

Yeter ki hâkimiyetin kayıtsız şartsız milletin olduğunu unutmayalım…

 

www.atillacilingir.com

 

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Tokat’ta film gibi olay: Kendi ölüm haberini okudu, yaşadığından şüphe etti

Gündem Yayın: 02.03.2024 04:48
İhlas Haber Ajansı
Tokat’ta film gibi olay: Kendi ölüm haberini okudu, yaşadığından şüphe etti

Tokat’taki bir otelde çıkan yangında panikleyen Umut Muzaffer Gezen, 3. kattan atlayarak ağır yaralanmıştı. Olay sonrası çıkan kendi ölüm haberlerini okuyan Gezen, o anları gülerek anlattı.

23 Şubat 2023 tarihinde GOP Bulvarı üzerinde bulunan bir otelde çıkan yangın paniğe neden oldu. Yangın sırasında otel odasında bulunan ve asker olduğu iddia edilen 20 yaşındaki Umut Muzaffer Gezen alevlerin arasından kaçmak için 3. kattan aşağı atladı. Olay sonrası ağır yaralanan genç, olay yerine çağrılan sağlık ekipleri tarafından hızla üniversite hastanesine kaldırıldı. Olay sonrası bazı haber sitelerinde gencin öldüğüne dair haberler yapıldı. Hastanede ilk müdahalesi yapılan Gezen, daha sonra bilinci açıldı. Sağlık durumu iyi olan Gezen’e hastane çalışanları hakkında çıkan haberleri okuttu. Kemal Sunal filmindeki gibi kendi ölüm haberini okuyan Gezen, kendinden de şüphe etti. Başından yaralanan, ayağında kırık olan ve belinden geçireceği ameliyat gününü bekleyen Gezen, kendi haberlerini gülerek okudu.

Umut Muzaffer Gezen, “Tokat’ta otel odasında çıkan yangında panikleyip 3. kattan atladım. Öldüm diye haberlere çıktım. Hayattayım. Şükür halime. Bundan daha ötesi olamaz. İlaçlarımı aldıktan sonra uyudum. Uyuduğumdan dolayı yangın çıkmış fark etmedim. Bir anda uyandım. Panikle camdan atladım. Atlamasaydım belki şu anda burada değildim. Hayatta değildim. Askerdim, er olarak geldim. Acemi birliğine geldim. Bir gün için konaklamak için oraya geldim ve yangın çıktı onda da. Askerlik de kaldı şimdi. Kendim hastanedeyim. Ameliyat olacağım. Belimde bir rahatsızlık var. Allah’a şükür ameliyat olduktan sonra iyi olacağım. Başka da bir şeyim yok. Başımda pek fazla bir şey yok. Şöyle söyleyeyim. Sol ayağımda bir kırık var. Başımda çok kılcal çatlaklar var. Bir de belden ameliyat olacağım o kadar. Olay olduğu gün öldü dediler. Sağ olsun ambulans ekipleri tarafından hastaneye buraya Tokat Gaziosmanpaşa’ya kaldırıldım. Buraya geldim. İlk şuurum yerinde değildi. Şimdi çok iyiyim. Her şeyim yerinde. Yemek yedim. Su içtim. Sonra dediler bir şeyler göstereceğiz. Dedim abi ne göstereceksiniz. Öldün, şu oldu, bu oldu. Kemal Sunal’ın filmi gibi. Ben iyiydim halbuki haberleri seyrediyorduk. Beraber hemşire abiler, arkadaşlarla burada. Yiyordum, içiyordum, iyiydim yani bir şeyim yoktu ama hani bu da bir olay oldu. Başımızdan geldi, geçti. Bir deneyim oldu benim için. Film gibi bir sahne oldu benim için. Kemal Sunal’ın sahnesi gerçek oldu. Gerçekten öldü diyor yani. Hani ben öldüm artık yokum. O hesap oldu. Kendimden şüphe ettim” dedi.

Anne Gözde Gezen ise “Ben hayatta kaldığına çok şükrediyorum. Çok şükür hayatta. Bunda da bir vardır hayır. Belki askeri birliğine teslim olsa da üstüne daha kötü bir şey gelecekti. Çok şükür hayatta iyi. Omuriliğinde bir sıkıntı var. Omuriliğinde bir kırık var. İnşallah buradan yürüyerek çıkacağız” diye konuştu.