Altın Safran Belgesel Film Festivali Düzenleme Komitesi Komite Başkanı – Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy Başkanlığında Belediye Meclis Salonunda toplandı.
Programının uymamasından dolayı toplantıya katılamayan Safranbolu Kaymakamı Murat Bulacak’ın dışında tam kadro toplanan Komitede; 2015 yılında 16. sı düzenlenen Altın Safran Belgesel Film Festivalinin değerlendirilmesi yapılırken, Safranbolu Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Zülfiye Eraslan Özcan tarafından festival boyunca yapılan etkinlik ve çalışmalar slayt eşliğinde anlatıldı.
Daha sonra komite üyeleri 2015 yılındaki ve bir sonraki yıl yapılacak olan festival hakkındaki düşüncelerini, fikirlerini dile getirdiler.
Toplantının son bölümünde tüm üyelerden festival halka daha fazla nasıl yansıtılabilir, yeni alt tema hakkındaki düşünceleri gibi fikirleri soruldu ve karşılıklı istişarelerde bulunuldu.
Toplantı sonunda festivalin tüm olumsuz faktörlere karşın özellikle ulusal basında geniş yer aldığını kaydeden Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy; “ Bir memlekette sanat etkinlikleri az insanın katılımı ile yapılır ama git gide yaygınlaşır. Buna örnek verecek olursak, belgesele ilk yıldaki ilgi ile şimdiki ilgi, belgesele olan merakın çok daha arttığını düşünmekteyim. Bununla birlikte halkımızın fotoğraf, belgesel hatta yan temaya bile daha duyarlı olduğunu görmekteyiz. Toplum yönünden katılımın çok daha fazla olacağını düşünmekteyim “ dedi.
Komite Üyelerinin Muallimler Birliği Binasının yeniden kazandırılmasının önemine değindikleri toplantıda, Muallimler Birliği Binasının Safranbolu’ya kazandırılmasının şerefine nail olduklarını kaydeden Başkan Aksoy şöyle konuştu. “ Bunu bir şeref olarak görüyorum çünkü, Safranbolu’nun 1940’lı yıllarda çekilmiş bir fotoğrafı geçti elimize. Bu fotoğrafta Muallimler Birliği Binası Safranbolu görseline çok güzel bir fon oluşturuyor. Daha sonra çekilen bir fotoğrafta da ne yazık ki binanın bir harabeye dönüştüğünü görüyoruz. Biz arkadaşlarımız ile yoğun bir gayret ve çalışma içerisine girerek bu güzel eserin yeniden ayağa kaldırılmasını ve bir an evvel Safranbolu’ya kazandırılması gerektiğini düşündük. Bu azim ile de bu yıl gerçekleştirdiğimiz festivalimizde açılışını gerçekleştirdik ve yeniden ilçemize kazandırdık .”
Başkan Aksoy; Festivalin geçmiş yıllara oranla uluslararası olma özelliğini kazandığını, geçmiş yıllarda kardeş şehirlerden Belediye Başkanları ve üniversitelerden gelerek uluslararası niteliğini aldığını, özellikle bu yıl TÜRKSOY, Medeniyet Araştırmaları Merkezi, Jüri üyelerinin konunun uzmanı olması, yurt içi ve yurt dışından bilim adamlarının konferansları, ulusal ve yerel basının ilgisi festivalin uluslar arası bazda adından çok daha söz ettirmesine neden olan faktörler olduğunu dile getirdi. Festivalin diğer illerde gerçekleştirilen film festivallerine oranla çok daha az bir bütçe ile yapıldığına dikkat çeken Başkan Aksoy, “Bu yıl festivalin ulusal medyada daha fazla yer alabilmesi için bir piar şirketi bizlere destek verdi. Bu kapsamda ulusal yayın yapan çok sayıda televizyon kanalı, gazete ve derdi Safranbolu’dan ve festivalden söz etti” dedi.
Aksoy konuşmasının sonunda; “Ben öncelikle festivalimize verdiğiniz katkılardan dolayı hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Biliyorum ki gelecek yılda da aynı heves ve şevk ile çalışmalarımıza devam edeceğiz. İnşallah 2016 yılı Ocak ayının ilk haftası itibari ile 17. sini düzenleyeceğimiz festivalimizin hazırlıklarına başlamak ve startını vermek üzere çalışmalarımıza başlamalıyız diye düşünüyorum” diye konuştu.


Festival Komitesi Çalışmalara Başladı
BİRİ ŞU DENSİZE HADDİNİ BİLDİRSİN ARTIK, BU KAÇINCI ?
Tom Barrack, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye-Irak Özel Temsilcisi olarak yaptığı açıklamada; Türkiye, Irak ve Suriye’yi Orta Doğu’nun istikrarı için dengelenmesi gereken ortak bir stratejik eksen olarak nitelendirdi. Bizi, kurumsal devlet yapısı kırılgan ve istikrarsız durumdaki Irak ve Suriye ile aynı kefeye koydu.
Donald Trump tarafından hem Ankara Büyükelçiliği hem de Suriye-Irak Özel Temsilciliği görevine getirilen Tom Barrack, yaptığı bölge değerlendirmesinde aynen şu ifadeleri kullandı; “Irak, Suriye ve Türkiye Orta Doğu’da kalıcı bir istikrarın üzerinde dönmesi gereken stratejik bir eksendir. Bu üç ulusu dengelemek, aşiret, din veya mezhep farklılıklarını aşan tek ve istikrarlı bir Amerikan temas ve kaldıraç noktası gerektirir.”
Bu hadsiz sefir Türkiye’yi, uzun yıllardır devam eden iç savaşlar ve otorite boşlukları nedeniyle “başarısız devlet” (failed state) olarak nitelendirilen Irak ve Suriye ile aynı kırılganlık seviyesinde görüyor.
Sefir efendinin, üç ülkeyi de “ABD tarafından dışarıdan dengelenmesi ve kaldıraçla yönetilmesi gereken aktörler” olarak tanımlaması, Türkiye’nin egemenlik haklarına ve bölgedeki merkezi gücüne yönelik açık bir saygısızlıktır. Bu açıklama, Ankara’nın son 20 yıldır bölgede geliştirdiği bağımsız oyun kurucu tezini çöpe atmayı hedefleyen yeni bir ABD dizaynıdır.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, göreve başladığı Mayıs 2025’ten bu yana, özellikle Türkiye’nin yönetim yapısı, Ortadoğu politikaları ve egemenlik haklarına yönelik diplomatik teamülleri zorlayan açıklamaları nedeniyle kamuoyunda ve siyasette çok sert tepkilere neden oldu.
Bu ülkenin bir vatandaşı olarak, büyük elçinin her densiz açıklamasından sonra, gazetemdeki köşemden en sert ifadelerle tepkimi ortaya koydum. Kendisi ilgili benim kadar yazan sanırım yoktur.
Büyükelçinin Türkiye’de infial yaratan ve muhalefet liderleri ile sivil toplum kuruluşları tarafından “Sömürge Valisi” gibi davranmakla suçlanmasına yol açan en kritik açıklamalarını hatırlatmakta yarar var;
1. Antalya Diplomasi Forumu’ndaki “Monarşi ve Güçlü Liderlik” Açıklaması (Nisan 2026)
Nisan 2026’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı konuşma, görev süresi boyunca aldığı en büyük tepkiyi doğurmuştu. Barrack, Ortadoğu’da ayakta kalabilen yegâne hükümetlerin monarşik yapılı ve “güçlü liderlik rejimleri” (otoriter yönetimler) olduğunu savunmuştu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve cumhuriyetçi değerlerini hedef aldığı gerekçesiyle siyasi partilerden çok sert yanıtlar gelmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyette monarşinin övülmesini “hadsizlik” olarak nitelendirmiş ve Barrack’ın derhal “persona non grata” (istenmeyen kişi) ilan edilmesi gerektiğini belirtmişti. SOL Parti, Saadet Partisi ve BTP gibi partiler de açıklamayı Türkiye’ye rejim biçme ve iç işlerine müdahale olarak yorumlamıştı.
2. “Erdoğan’a Meşruiyeti Biz Verdik” İddiası (Nisan 2026)
Yine aynı dönemde, Türkiye’deki mevcut yönetimin meşruiyet zeminine ilişkin üstü kapalı ve yönlendirici ifadeleri Ankara’da büyük bir diplomatik kriz yaratmıştı. Siyasi çevreler bu sözleri, ABD’nin Türkiye’nin iç siyasetine ve ulusal egemenliğine doğrudan bir müdahalesi olarak yorumlamıştı. Barrack gelen tepkiler üzerine bu sözlerini özür dilemek yerine, “on yıllara dayanan gözlemlerine” bağlayarak savunmaya çalışmıştı.
3. “Hazar’dan Akdeniz’e Bölgesel Uyum” ve SDG Ortaklığı Açıklamaları (Kasım 2025)
Barrack, Suriye Özel Temsilciliği görevinin de etkisiyle, ABD’nin terör örgütü YPG/PKK’nın omurgasını oluşturduğu SDG ile olan ortaklığını savunmuş ve “Hazar’dan Akdeniz’e bölgesel uyum göreceksiniz” diyerek bölge haritası ve sınır güvenliği üzerinden tartışmalı mesajlar vermişti. Türkiye’nin sınır güvenliğini ve üniter yapısını tehdit eden bu projeksiyonlar, emekli askerler ve ulusalcı platformlar tarafından büyük bir tehdit olarak algılanmıştı.
4. “Türk Askerinin Gazze’de Olması En Parlak Fikir” Çıkışı (Aralık 2025)
Aralık 2025’te katıldığı bir yayında, Ortadoğu’daki sıcak çatışma bölgelerine yönelik konuşurken “Türk askerinin Gazze’de olmasının en parlak fikir” olduğunu ileri sürmüştü. Bu açıklama, Türk askerini ABD ve Batı çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’daki ateş çemberine sürmeye yönelik bir “diplomatik dayatma ve yönlendirme” olarak görülmüş, kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık yaratmıştı.
Tom Barrack’ın diplomatik sınırları aşan bu tarz hamleleri son olarak Mayıs 2026’da Ankara’daki ABD Büyükelçiliği önünde kitlesel protestolara neden olmuştu. Siyasi parti temsilcileri ve emekli komutanların katıldığı eylemlerde, Barrack’ın Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal ettiği vurgulanarak “Ya evine dön ya da Suriye’ye git” sloganları atılmıştı.
Sefir efendi, tepki çeken açıklamalarından sonra, kurnazca, Cumhur Başkanı Erdoğanı ve icraatlarını öven açıklamalarda da bulunuyor.
Türkiye’nin bölgesinde büyük bir güç olduğunu, bulaşılacak bir ülke olmadığını sık sık vurguluyor.
Bunlara bakarak haddini aşan ifadelerini görmezden gelemeyiz.
Büyük elçilerin görev tanımlamaları bellidir.
Bana göre çoktan geldiği yere gönderilmeliydi.
“Persona non grata” kararı alma yetkisi tamamen Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’nın uhdesindedir.
Göndermediklerine göre vardır bir bildikleri!
İlyas Erbay


