Kardemir Karabükspor, hafta sonu deplasmanda karşılaşacağı Gençlerbirliği maçının hazırlıklarını kendi tesislerinde sürdürüyor. Karabükspor Teknik Direktörü Erkan Sözeri, iyi bir kamp dönemi geçirdiklerini ve lige hazır olduklarını söyledi.
Cumartesi günü saat 20.00’de Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nda Gençlerbirliği ile oynayacağı müsabakanın hazırlıklarını Çamlık Sahası’nda gerçekleştirdiği antrenman ile sürdüren kırmızı-mavili ekip düz koşu ve istasyon çalışmasının ardından yarım sahada çift kale maç yaptı.
TSYD kupasında sakatlanan Latovlevici’nin dışında tüm oyuncuların katıldığı idman öncesi gazetecilere açıklamalarda bulunan Teknik Direktör Erkan Sözeri, kamp döneminde oyuncuların çok istekli ve arzulu olduklarını, bunu da TSYD turnuvasında gösterdiklerini kaydetti.
İlk defa TSYD kupasını almalarının da lig öncesi takım için moral anlamında iyi bir sonuç olduğunu kaydeden Sözeri, “Oyuncularımız bireysel ve takım anlamında zihinsel ve fiziksel olarak iyi hazırlandı. Lige hazır olduğumuzu düşünüyorum. Güzel bir kamp dönemi geçirdik. Geçen yıldan kurulu bir takım olmamızdan dolayı defansif problemi olmayan bir ekibiz. Sadece ofansif yönden geçen sene sıkıntılar yaşadığımızdan kamp döneminde bu yönde çalışmalarımız oldu. Hazırlık maçlarında da bunun meyvesini aldık ve bunu lige yansıtmak istiyoruz” dedi.
Gençlerbirliği takımının yıllardır bir oyun formasyonu olduğunu da ifade eden Sözeri, “Zorlu bir maç ver biz de iyi bir takımız. Lige iyi başlamak istiyoruz. Hafta sonu ilk deplasmandan mutlu dönmek istiyoruz. Bu sene iyi şeyler yapıp iyi hedeflere gidecek bir yapıda oyuncularımızın arzu ve istekleri var. Zor maçları yaptığımız performanslarla iyiye çevireceğiz” diye konuştu.
İdmanı Kulüp başkanı Hikmet Ferudun Tankut ve taraftarlar da takip etti.


Erkan Sözeri: “Lige hazırız”
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


