Engelli vatandaş geçmediği gişeden ceza yediğini iddia etti
Zonguldak’ın Devrek ilçesinde engelli Hasan Öztürk, 67 NV 789 plakalı motosikletine otoban geçişlerini kullanmadığı halde ceza yazıldığını iddia etti.
Gönderilen cezada yer alan Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından işletilen giriş istasyonu Adapazarı, çıkış istasyonu ise Yeniçağa olarak 22 Kasım 2022’de gözüken geçişleri yapmadığını söyleyen Hasan Öztürk, e-Devlet’ten baktığında ise motoruna ait aynı ihlalden 2 cezanın daha bulunduğunu gördü. O cezalarda da giriş istasyonu Dördivan, çıkış istasyonu ise Yeniçağa olarak belirtildi.
Hayatında hiç ceza yemediğini, yılda bir kez ilçe dışına çıktığını söyleyen Hasan Öztürk, "Ben küçüklükten beri motor kullanırım, hayatımda hiç ceza yemedim. Sadece Devrek ilçesinin dışına 29 Ekimlerde giderim. O da İl Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nün düzenlemiş olduğu bisiklet turlarına eskortluk etmek için. O aylarda gecenin bir yarısı bu motorla zaten oralara gidememem. Bana yapılan yanlış bir başka vatandaşa yapılmasın. Şimdi 20 Türk lirası yazılmış, olmuş 6 ayda 165 TL. Dikkat edilmesi lazım ve bana yazılan bu haksız cezanın düzeltilmesini talep ediyorum" dedi.
Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.
Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.
Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.
Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.
Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.
Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.