blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
16 Şubat, 2026 12:45 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 3dk
Yorum: 0

Egzersiz DNA’yı genç tutuyor: Hücresel yaşlanma yavaşlıyor

Bilim dünyasından gelen çarpıcı veriler, düzenli egzersizin yalnızca kas ve kalp sağlığına değil, doğrudan hücresel yaşlanma sürecine de etki ettiğini ortaya koydu. 2025 yılında yayımlanan tıbbi araştırmalarda, fiziksel aktivitenin epigenetik yaşlanmayı yavaşlatabildiği, hatta bazı biyolojik yaş göstergelerinde kısmi gerileme sağlayabildiği belirlendi.
"Samsun’da en çok kitap yazan doktor" olarak bilinen Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, egzersizin bağışıklık sisteminden beyin sağlığına, kilo kontrolünden DNA düzeyindeki yaşlanma süreçlerine kadar geniş etkilerini ele aldığı 27’nci kitabını yayımladı. Çok sayıda bilimsel çalışmaya atıf yapılan "Egzersiz yap, kilo ver, insülin direnci" isimli eserde, sağlıklı yaşamın bilinçli ve sürdürülebilir bir süreç olduğuna dikkat çekildi.
Egzersizin yalnızca kas ve kalp sağlığını güçlendirmekle kalmadığını vurgulayan Dinççağ, 2025 yılında yayımlanan bir çalışmada fiziksel aktivitenin epigenetik yaşlanmayı yavaşlatabildiğinin ve kısmen tersine çevirebildiğinin gösterildiğini belirterek, "Hücresel düzeyde yaşlanma belirteçlerinde olumlu değişmeler görüldü" dedi.
Düzenli fiziksel aktivitenin beyin sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Dinççağ, Alzheimer hastalığı ile ilişkili protein birikiminin egzersiz yapan kişilerde daha az olduğunun tespit edildiğini kaydetti. Egzersizin hem bedensel hem de zihinsel sağlığı doğrudan etkilediğini ifade eden Dinççağ, hareketli yaşam tarzının demans riskini azaltmada potansiyel koruyucu rol oynayabileceğini dile getirdi.

"İnsanın karşılaştığı birçok hastalığın nedeni hareketsiz yaşam"
Hareketsiz yaşamın, modern çağın en büyük sağlık sorunlarından biri haline geldiğini belirten Dinççağ, sedanter hayat tarzının obezite, tip 2 diyabet, osteopeni ve kalp-damar hastalıkları gibi pek çok rahatsızlığın temel nedenleri arasında yer aldığını söyledi. Egzersizin bağışıklık sistemi üzerinde güçlendirici etkisi bulunduğunu ifade eden Dinççağ, hormonal denge, kan şekeri kontrolü, kolesterol düzeyleri, tansiyon ve damar iç yüzey sağlığı üzerinde de olumlu sonuçlar doğurduğunu kaydetti.

"Egzersiz, parasız ve etkili bir tedavi yöntemi"
Fiziksel aktivitenin aynı zamanda moral ve motivasyon açısından güçlü bir destek sunduğunu dile getiren Dinççağ, son 10 yılda yapılan çok sayıda bilimsel araştırmanın egzersizin "parasız ama etkili bir tedavi yöntemi" olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Prestijli tıp dergilerinde yayımlanan makalelerin, düzenli egzersizin yaşam süresi ve yaşam kalitesi üzerindeki belirgin katkılarını doğruladığını söyledi.

"Süreci pes etmeden yönetmek başarıyı getirecek"
ABD’nin Chicago kentinde düzenlenen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği toplantısında paylaşılan ve dünyanın en saygın tıp dergilerinden birinde yayımlanan verileri hatırlatan Dinççağ, egzersizin ölüm riskini yüzde 37, yeni ya da tekrarlayan tümör riskini ise yüzde 28 oranında azalttığının bildirildiğini aktardı. Bu sonuçların, fiziksel aktivitenin yalnızca koruyucu değil, tedaviye destekleyici bir unsur olduğunu da gösterdiğini vurguladı.
Kilo verme sürecinin kısa vadede sonuç alınacak bir durum olmadığını belirten Dinççağ, özellikle fazla kilolu ve obez bireylerin hayatlarında birden fazla kez diyet ve spor denemelerine rağmen istedikleri sonuca ulaşamadıklarının görüldüğünü söyledi. Bu durumun zaman zaman hayal kırıklığı ve küskünlük oluşturduğunu ifade eden Dinççağ, "Kilo verme çabası bir süreçtir. Bu süreci bilerek ve isteyerek, pes etmeden yönetmek başarıyı getirecektir" diye konuştu.

"Sağlıklı yaşam kendi tercihimizdir"
Egzersiz yapmanın da kuralları olduğunu belirten Dinççağ, öncelikle niyet ve gönüllülüğün önemli olduğunu kaydetti. Uygun giysi ve ayakkabı seçiminin bile egzersizin sürdürülebilirliği açısından etkili olduğunu vurgulayan Dinççağ, ısınma hareketleri ile başlayan, en az 30-40 dakika süren ve soğuma egzersizleri ile tamamlanan programların tercih edilmesi gerektiğini anlattı.
Son yıllarda yapılan çalışmalarda ağırlık çalışması, esneme ve yürüyüş gibi farklı aktivitelerin erken ölüm riskini yüzde 19 oranında azalttığının ortaya konulduğunu aktaran Dinççağ, egzersiz miktarı kadar çeşitliliğinin de önemli olduğuna dikkat çekti. Orta ve yüksek yoğunlukta yapılan egzersizin beynin biyolojik yaşını düşürdüğünü ve adeta "gençlik aşısı" etkisi oluşturduğunu söyleyen Dinççağ, günde fazladan 20 dakikalık fiziksel aktivitenin tip 2 diyabet, felç, zatürre ve kolon polipleri gibi ciddi rahatsızlıklarda hastaneye yatış riskini kayda değer oranda azalttığının bildirildiğini söyledi.
Egzersizin sadece kas ve kalp sağlığını değil, DNA düzeyindeki yaşlanma süreçlerini de etkilediğini yineleyen Dinççağ, bilinçli ve düzenli hareketin hem yaşam süresini hem de yaşam kalitesini artırdığını belirterek, "Sağlıklı yaşam kendi tercihimizdir" sözleriyle değerlendirmesini tamamladı.

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
16 Şubat, 2026 12:52 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Profesör açıkladı: “Kadınlar hasta ve geç, erkekler ise sağlıklı ve erken ölüyor”

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, erkeklerin sağlık kontrollerini ihmal etmesi nedeniyle ani ve erken ölümlerin daha sık görüldüğünü, kadınların ise şikayetlerde daha erken doktora başvurduğu için daha geç yaşta hayatını kaybettiğini söyledi. Özkaya, özellikle enfeksiyon sonrası gelişen göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetlerinde zaman kaybedilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Prof. Dr. Özkaya, ülkede özellikle salgın sonrası erkek cinsiyetinde artan ani ve erken ölümlerin görüldüğünü ifade ederek, "Kalp krizine benzer ani ölümlerin özellikle viral enfeksiyonlardan sonra gelişen ‘kalp gribi’ tablosu olduğunu biliyoruz. Kovid, influenza, Coxackie, adenovirüs ve RSV gibi üst ve alt solunum yollarına yerleşen virüsler; ateş, öksürük, boğaz ağrısı ve eklem ağrıları ile başlayıp göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile devam edebiliyor. Bu virüslerde sadece akciğer tutulumu değil, kalp tutulumları da görülüyor" dedi.
Bu durumun en çok günlük hayatın içinde aktif olan genç erkek ve çalışan grupta görüldüğünü belirten Özkaya, özellikle gençlerin grip benzeri şikayetler sonrası gelişen öksürük ve nefes darlığını ihmal ettiğini, ciddi kalp ve akciğer tutulumları ile acil servise başvurduklarını söyledi.

"Acile başvuran grip hastalarının birçoğunda aynı tablo"
Tipik kalp krizinden biraz farklı seyrettiği için özellikle genç erkeklerin doktora gitmediğini kaydeden Özkaya, "Ağır egzersiz, spor ve ani heyecan oluşturan durumlarda kalp krizi benzeri ani solunum ve kalp durmaları gözleniyor. Halk arasında ‘kalp gribi’ olarak bilinen bu durum, virüslerin oluşturduğu kan plazma toksisitesinin kalp damar duvarı ve kalp kasında oluşturduğu harabiyet sonucu kalp krizi belirtileri veriyor. Artık kalp ve damar hastalıklarının temelinde enflamasyon ve enfeksiyonların da olduğunu biliyoruz. Karşımıza pulmoner emboli (akciğerde kan pıhtısı), kalp krizi, perikardit (kalp zarı iltihabı), kalp yetmezliği veya viral miyokardit (kalp kası iltihabı) bulguları ile geliyorlar. Göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayeti ile acile başvuran grip hastalarının birçoğunda bu tablo görülüyor. Erken fark edilirse uygun tedavi ile iyileşme sağlanırken, geç kalınan vakalarda ani ölüme kadar gidebiliyor" diye konuştu.

"20 ila 50 yaş arasındaki erkeklerde daha sık ölümcül seyrediyor"
Rahatsızlığın her yaş grubunda görülebildiğini ancak özellikle 20 ila 50 yaş arasındaki erkeklerde daha sık ölümcül seyrettiğini vurgulayan Özkaya, "Genç erkekler günlük hareketlilikleri nedeniyle belirtilerin farkına varamıyor. Gripten 1-2 hafta sonra özellikle eforla gelen göğüste batma, yanma, baskı hissi, nefes darlığı, sırt üstü yatarken artan göğüs ağrısı ve çarpıntı görülebiliyor. En yüksek risk enfeksiyondan sonraki ilk üç gün içinde olmakla birlikte 90 güne kadar yüksek kalabiliyor" ifadelerini kullandı.
Kadınların ise daha hassas ve duyarlı davranarak en ufak şikayetlerinde doktora başvurduğunu belirten Özkaya, erken tanı ve tedavi sayesinde kadınlarda ani ve erken ölümün erkeklere göre daha az görüldüğünü ifade etti.
Türkiye için dikkat çeken bir değerlendirmede bulunan Özkaya, "Ülkemiz için şunu söylemek mümkün; kadınlarımız hasta ve geç, erkeklerimiz ise sağlıklı ve erken ölüyor" şeklinde konuştu.
Vatandaşların Sağlık Bakanlığı’na bağlı ilçe düzeyinde hizmet veren Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurarak gerekli sağlık kontrollerini yaptırabileceklerini hatırlatan Özkaya, erken tanı ve düzenli takip ile risklerin azaltılabileceğini sözlerine ekledi.

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.