blank
Asuman Doğan tarafından
19 Kasım, 2025 16:36 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 1

Eflani’deki Tarihi Alan ve Lahit İddiaları Gündem Oldu

Eflani ilçesinde, arkeolojik SİT alanı statüsündeki bölgelerde yapıldığı iddia edilen kaçak kazılar ve tarihi eser tahribatı, Birlik Medya'nın Gündem Özel programında ele alındı Programda  konuşan Gazeteci İlhan Alpboğa, konunun araştırılması gerektiğini söyledi.

blank

Fotoğraf: Birlik Medya Gündem Özel Programı Yayını İzlemek İçin Tıklayınız

Karabük Birlik Medya ekranlarında yayınlanan Gündem Özel programına konuk olan Gazeteci İlhan Alpboğa, Eflani ilçesinde arkeolojik SİT alanlarıyla ilgili ortaya atılan çarpıcı iddiaları değerlendirdi. Emekli Üst Teğmen Av. Serdar Özkan’ın sosyal medyada paylaştığı bilgiler üzerine konuşan Alpboğa, bölgede ciddi soru işaretleri bulunduğunu ve konunun devlet tarafından derinlemesine araştırılması gerektiğini söyledi.

"SİT ALANI İPTAL EDİLDİ, KAZILAR BAŞLADI"

Esencik köyünün 1907 kayıtlarında "Kılvar" olarak geçtiğini ve 1. derece arkeolojik SİT alanı ilan edildiğini hatırlatan Alpboğa, "Ancak bu statü kısa süreliğine kaldırıldı. Burada kafa karıştıran bir hadise var" dedi. Alpboğa, Eflani'nin tarihini vurgulayarak, "Mitinyalılar tarafından savunma kalesi kurulan bir yer. Milattan önce 1. yüzyıla dayanıyor. 1459'da Fatih Sultan Mehmet, Amasra'yı fethe gelirken ordusunu Eflani'de topluyor" ifadelerini kullandı.

"15 JANDARMA KORUMA SAĞLIYOR, ABD'Lİ GÖREVLİ BÖLGEYİ GEZMİŞ"

Avukat Serdar Özkan'ın  "Tarihi parçaların bulunduğu alana olay günü giren ve muhtemelen taşeron olan şirkete ait araç taşıyan zemin ve arazi hazırlama, alanın temizlenmesi ile kazı ve hafriyat işleri- sanayi  bu şirket Safranbolu'da faaliyet gösteren bir şirket bu bölge jandarma bölgesi . Bu arada tarihi eserlerin bulunduğu ve kazı yapılan yerde herhangi bir müdahale olmaması için 15 tane jandarmanın da hazır edildiğini söylemem lazım çok ilginç bir şekilde daha önce buraya İstanbul ABD konsolosluğundan bir görevli de gelerek bölgeyi gezmiş bunlar o bölgedeki köylülerden aldığımız bilgiler" şeklinde tweet attığını ifade eden Alpboğa, kendi yaptığı araştırmalara da değindi. Müze Müdürlüğü'nün, bölgede bir müze kalıntısının ortaya çıkarıldığını ve kilise kalıntılarından çıkan taşları "korumak amacıyla" kamyonlara yükleyip müdürlük bahçesine getirdiklerini açıkladığını belirten Alpboğa, ancak çelişkili bir durumu şu sözlerle anlattı:
"Ancak orada özel bir firmanın o yakınlarda kazı başvurusu vardı ve bu başvuru önce verilmiş, sonra Müze Müdürlüğü'nün itirazıyla reddedilmiş. İddialara göre oradan birkaç lahit çıkarıldı ve bu lahitler kamyonlara yüklenerek bilinmeyen yerlere götürüldü. Bunlar teyide muhtaç ve üzerine gidilmesi gereken bilgiler."

"İŞ İŞTEN GEÇTİKTEN SONRA MI?"

Müze Müdürlüğü'nün bölgeye foto kapanlar kuracağını ve etrafını telle çevireceğini ifade ettiğini söyleyen Alpboğa, "Ancak iş işten geçtikten sonra mı demek lazım? Atı alan Üsküdar'ı geçti mi ya da geçiyor mu, bakacağız" diyerek sürecin geç kalınmış olabileceği endişesini dile getirdi.

"DEVLET SÜSÜ VERİLEREK YAPILIYOR"

Bu işlerin peşinde olan ciddi işadamları bulunduğunu belirten Alpboğa, "Bir grubun da kendisine 'devlet süsü' vererek, devletin içine sızmış adamlarını kullanarak yaptıklarını geçmişte biliyoruz" iddiasında bulundu.

"VALİ BEY'DEN ARAŞTIRMA BEKLİYORUZ"

Emekli Gazi Üst Teğmen Av. Serdar Öztürk'ün bu konuda dibini doruğunu araştırmadan twit atmış olamayacağına inandığını söyleyen Alpboğa, sözlerini Karabük Valisi'ne seslenerek tamamladı:
"Buradan Sayın Valimize de sesleniyorum. Yer altı kaynaklarımız ortaya çıkarılmalı ama bunun da devlet eliyle yapılması lazım. Bir şey yapılacaksa devlet yapmalı. Devlet ciddiyetine inandığım Sayın Valimizin bu konuda ciddi bir araştırma yapıp kamuoyunu bilgilendireceğine inanıyorum."

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorumlar

  1. Nuri çelenli

    Gılvarın, batı çıkışında saray denen yerde oda şekline taş örmeli bölümler var önceden kazılmış. Aren tilki tepesinde doğu / güney mermer ocak gibi bir bölüm. Çocukken ateş yakardık.

Yeni yorumlara kapalı.

blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.