Dünya Sulak Alanlar Günü’ne OMÜ’den bilimsel katkı: Kızılırmak Deltası kitapla anlatıldı - Karabük Haber Postası
Reklam Alanı — Gövde Üst Bu alana reklam ver
dunya sulak alanlar gunune omuden bilimsel katki kizilirmak deltasi kitapla anlatildi pXA1zMDb
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
03 Şubat, 2026 16:52 tarihinde yayınlandı
0
0

Dünya Sulak Alanlar Günü’ne OMÜ’den bilimsel katkı: Kızılırmak Deltası kitapla anlatıldı

Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından biri olan Kızılırmak Deltası, Dünya Sulak Alanlar Günü’nde yayımlanan kapsamlı bir bilimsel eserle mercek altına alındı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) öğretim üyeleri Prof. Dr. Cevdet Yılmaz ve Prof. Dr. Ali Kemal Ayan’ın editörlüğünü yaptığı “Kızılırmak Deltası-Doğa ve İnsan” adlı kitap, 25 bilim insanının katkısıyla 15 bölümden oluşuyor.

Sulak alanlar ve yayınladıkları kitap hakkında bilgi veren OMÜ Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, “Her yıl 2 Şubat’ta kutlanan Dünya Sulak Alanlar Günü, dünyadaki göller, sulak alanlar ve sucul ortamlara dikkat çekmek adına biz bilim insanları için önemli bir fırsattır. Sulak Alan kavramı; nehirler, göller, bataklıklar, sazlıklar, geçici su birikintileri, turbalıklar ve bataklıklar gibi habitatları kapsar. Sulak alanlar yeryüzündeki en hassas ekosistemlerin başında gelir. Biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesinde, suyun doğal filtrelemesinde, yeraltı suyu rezervlerinin dengelenmesinde ve özellikle kuşlar başta olmak üzere canlılar için yaşam alanı olarak hayati rol oynarlar. Bu kadar önemli ve hassas ekosistemler olmalarına karşılık sulak alanların da karşı karşıya olduğu birçok problem vardır. Bunların başında tarım arazisine dönüştürmek için kurutma, hızlı kentleşmeye bağlı olarak iskâna açma, altyapı projeleri sonucu atıklarla kirletilmeleri gelir. Günümüzde en önemli tehdit ise iklim değişimi sonucu gerçekleşmekte olan kuraklık tehdididir. Sulak alanların uluslararası düzeyde tanınması ve korunması yolunda atılan en önemli adım, 1971’de İran’ın Ramsar kentinde imzalanan Ramsar Sözleşmesi’dir. Türkiye, 1994’te bu sözleşmeye taraf olmuş ve hâlihazırda 14’ü Ramsar Alanı statüsünde olmak üzere ülkemizde yaklaşık 136 sulak alanı koruma altına almıştır” dedi.

“Türkiye’deki en önemli Ramsar alan Kızılırmak Deltası”

Türkiye’de yer alan en önemli Ramsar alanın Kızılırmak Deltası olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, “Kızılırmak Deltası aynı zamanda UNESCO Dünya Doğal Miras Alanları listesine girmek için aday bir sahadır. Bizler 25 bilim insanı olarak 15 Bölümde Kızılırmak Deltası’nı en kapsamlı şekilde araştırarak bu eseri meydana getirdik. Kitap Ondokuz Mayıs Üniversitemiz tarafından yayınlanmış güzel bir tevafuk olarak da bugün yani 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde üniversitemiz kütüphane görevlileri aracılığıyla matbaadan elimize ulaşmış bulunmaktadır. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, kitabın Samsun’a ve bilim camiasına hayırlı olmasını diliyoruz. Bu kitap UNESCO Dünya Miras Listesi’ne aday olan Kızılrmak Deltası ile ilgili olarak bugüne kadar yayınlanan en kapsamlı çalışmalardan biri olup, Kızılırmak Deltası’nın UNESCO adaylık sürecine güçlü bir katkı sunacağına inanıyoruz” diye konuştu.

“Araştırmacılara, karar vericilere ve doğa dostlarına yol gösterici olmasını temenni ediyoruz”

Kitabın diğer editörü ve aynı zamanda bölüm yazarlarından biri olan OMÜ Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Kemal Ayan da kitapla ilgili olarak, “2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü vesilesiyle Ondokuz Mayıs Üniversitemizin 177. yayını olarak yayımlanan bu eser, bilim camiasına nitelikli bir kaynak sunmanın yanı sıra, sulak alanların korunmasına yönelik farkındalığın artmasına da katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Doğa ile insan arasındaki hassas dengeyi merkeze alan bu çalışma, gelecek kuşaklara aktarılması gereken ortak bir mirasın bilimsel belgesi niteliğindedir. Bu eserin, Kızılırmak Deltası başta olmak üzere tüm sulak alanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda araştırmacılara, karar vericilere ve doğa dostlarına yol gösterici olmasını temenni ediyor; hazırlanmasında emeği geçen tüm bölüm yazarı hocalarımıza ve katkı sağlayıcılara teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
dqdqdqdqdqdqdq
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
26 Nisan, 2026 12:45 tarihinde yayınlandı
0
0

TÜRKİYE’NİN SÜPER GÜÇ OLMA POTANSİYELİ !

Belirli bir hedefe ulaşmak için sadece potansiyele sahip olmak yeterli değildir. Potansiyel, bir işin yapılabileceğine dair bir “ihtimal” veya “yetenek” barındırsa da, hedefe ulaşmak için eyleme dönüştürülmemiş potansiyel tek başına başarıyı getirmez.

Türkiye’nin süper güç olma potansiyeli, stratejik konumu, büyüyen savunma sanayisi ve demografik yapısı nedeniyle uluslararası ilişkiler uzmanları ve fütüristler tarafından sıkça tartışılan bir konu. Genel kanaat, Türkiye’nin şu an için “bölgesel bir güç” olduğu, ancak küresel bir “süper güç” olma yolunda hem önemli fırsatlara hem de aşması gereken ciddi engellere sahip olduğu yönündedir.

Türkiye, jeopolitik konumu, askeri kapasitesi ve diplomatik girişimleriyle Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Doğu Akdeniz’de etkili bir bölgesel güç olarak kabul ediliyor. Son yıllarda küresel bir güç olma hedefiyle hareket eden Türkiye, savunma sanayii ve bölgesel çatışmalardaki arabuluculuk rolleriyle bu etkisini her geçen gün artırıyor.

Türkiye’nin küresel güç olma potansiyelini destekleyen temel unsurlar
* Asya, Avrupa ve Afrika’nın kesişim noktasında yer alması, Türkiye’yi küresel ticaret ve enerji hatları için vazgeçilmez bir merkez haline getirmektedir. Ortadoğu ve Balkanlar’daki meselelerde Türkiye’siz çözüm üretilmesinin zorluğu bu gücün bir göstergesidir.
* Türkiye, NATO içindeki en büyük ikinci askeri güce sahip. Özellikle İHA/SİHA teknolojilerindeki (Baykar, TUSAŞ vb.) atılımlar ve yerli savaş uçağı (KAAN) projeleri, askeri bağımsızlık ve teknolojik ihracat açısından kritik önem taşıyor.
* Dünya Bankası verilerine göre üst-orta gelirli bir ülke olan Türkiye’nin, önümüzdeki bir kaç yıl icerisinde yüksek gelirli ülkeler statüsüne geçmesi bekleniyor.
* Türkiye; hidroenerji, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklar açısından dünyanın en şanslı bölgelerinden birinde yer alıyor. Bu açıdan enerji bağımsızlığı potansiyeline sahip bir ülke. Bu konuda önemli mesafe katledildi. Fakat daha katetmemiz gereken uzun bir yol var.

Bir ülkenin süper güç sayılabilmesi için ekonomik büyüklüğünün küresel rezerv para birimlerini ve piyasaları etkileyecek düzeyde olması gerekir. Şu anki GSYİH seviyesi, ABD (20 trilyon dolar üstü) veya Çin gibi devlerle kıyaslandığında henüz bu seviyede değildir.
* Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı bakımından “su kıtlığı” yaşayan bir ülke konumundadır. Bu durum, uzun vadeli gıda güvenliği ve sürdürülebilir büyüme önünde bir risk oluşturmaktadır.
* Süper güç olma kriterleri arasında sadece askeri güç değil; eğitimli insan gücü, yüksek teknoloji üretimi ve inovasyon kapasitesi de belirleyicidir.

Özetle: Bazı analizler Türkiye’yi “yükselen bir orta güç” olarak tanımlarken, George Friedman gibi fütüristler Türkiye’nin 21. yüzyılın ortalarına doğru bölgesel etkisini artırarak bir “süper güç” adayı haline gelebileceğini öngörmektedir. Ancak bu, teknolojik atılımın ekonomik istikrarla birleşmesine bağlıdır.

Süper güç olmak için askeri açıdan çok güçlü olmak; nükleer kapasiteye dayalı bir caydırıcılık tabii ki olmazsa olmaz. Fakat, bu da tek başına yeterli değil. Ekonomik olarak da çok güçlü olmak gerekiyor. Gıda da ve teknolojide dışa bağımlılığın minimum seviyede olması gerekiyor. En önemlisi de eğitim.

Nükleere sahip olmadan, kırılgan bir ekonomiden ve gıdada dışa bağımlılıktan kurtulmadan bırakın süper güç olmayı, caydırıcı güç olmamız bile mümkün değil.

Türkiye’nin İran’daki savaştan çıkaracağı çok ders var. Savunma sanayii’ndeki üretim tesislerimizin yer altına alınması bunların başında geliyor. Savunma sanayii’nde iyi gidiyoruz. Fakat güçlendirmemiz gereken yanlarımız var. Ekonomi, üretim, eğitim ve bunlardan çok daha önemlisi toplumsal ahlak.