Karabük Postası tarafından
20 Şubat, 2019 11:36 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

“Dünya Miras Kenti’nin Kırmızı Altını Safran” Projesi sona erdi

Safranbolu ilçemizle özdeşleşen, boya, yemek, kozmetik, ilaç ve gıda sektörü gibi birçok alanda kullanıldığı için "mucize bitki" ol arak adlandırılan safranın üretiminin artırılması amacıyla İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından hazırlanan, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı (BAKKA) tarafından 2018 Sosyal Kalkınma Mali Destek Programı kapsamında kabul edilen ‘Dünya Miras Kenti’nin Kırmızı Altını Safran’ projesinin kapanışı münasebetiyle tören düzenlendi. Safranbolu’da düzenlenen kapanış törenine Vali Fuat Gürel, Safranbolu Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Dr. Fatih Ürkmezer, İl Tarım ve Orman Müdürü Çetin Ayvalık, kurum müdürleri ve çiftçiler katıldı. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması ile başlayan kapanış programı Safran Kısa Film gösterimi ile devam etti. Kapanış töreninde konuşan Vali Fuat Gürel, “Köylerimiz, özellikle kış aylarında tamamen boşalmış durumda. Köyüyle bağı kopan insanların yaz ayında köyünde birkaç ay kalmasıyla çiftçiliğin devam etmeyeceğini bilinir. Son yıllarda milletimizin, devletimizin imkanlarının artmasıyla köylerimiz neredeyse şehir ayarına gelmek üzere. Şehirlerimizde olup da köylerimizde olmayan bir şey neredeyse kalmadı. İnşallah hızlı bir şekilde oraları uygun hale getirip vatandaşlarımızın daha iyi şartlarda hizmet almasını sağlayacağız. Ama üretime devam etmemiz lazım. Son yıllarda maalesef şunu da yaşadık; başkalarının ürettiği tohum üzerinden üretimler yapmaya başladık, kendi öz değerlerimizden, öz üretim kaynakları olan tohumlarımızdan maalesef uzaklaşır olduk. Allah'tan geçmişine sahip çıkan bir kısım insanlar vesilesiyle o tohumları bünyemizde barındırmış durumdayız. Safranbolu deyince akla ilk safran geliyor, Safrabolu'ya bir turist geldiğinde safranla alakalı bir şey görmesi çok da işimize gelmez. 30 dekarlık bir alanda üretim yapılıyor. Çok yeterli olmadığını düşünüyoruz ama meşakkatli bir yetiştirme süreci var. Biz devlet olarak, kurumlar olarak destek vermek adına ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Özellikle Safranbolu'da safranı devam ettirmek lazım. Hiçbir şey olmasa bile ismini korumak adına bu 30 dönümü belki 50, 100 dönüme çıkarıp gelecek nesillere bunu taşımak gerekir. Projenin hazırlanmasında emeği geçen tüm arkadaşlarımı tebrik ediyorum.”diye konuştu. Konuşmaların ardından proje kapsamında verilen safran yetiştiriciliği eğitiminde başarılı olan çiftçilere Vali Fuat Gürel, Safranbolu Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Dr. Fatih Ürkmezer ile İl Tarım ve Orman Müdürü Çetin Ayvalık tarafından sertifikaları verildi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.