Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Diyabet Merkezi, Kahramanmaraş’ta diyabet kampı gerçekleştirdi. Etkinliğe; Kahramanmaraş başta olmak üzere Gaziantep, Adıyaman, Hatay, Malatya ve Osmaniye’den 60’ın üstünde deprem bölgesinin diyabetli çocukları katıldı.
Kamp düzenleme kurulu, Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, diyabet eğitim hemşireleri Figen Akçalı ve Elif Şahin, bölgedeki çocuk endokrinolojisi uzmanları, diyabet hemşireleri ve kamu kurumları ile kamp öncesinde bir dizi çevrim içi toplantı yaparak hazırlıkları tamamladı.
Düzce Valiliği ve Düzce Üniversitesi aracılığıyla kampı himaye eden Kahramanmaraş Valiliği tüm imkanları seferber etti. Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü personel, barınma ve beslenme hizmetlerini ücretsiz bir şekilde sunarken, İl Sağlık Müdürlüğü, Türk Kızılay Dulkadiroğlu Şubesi ve Kahramanmaraş Belediyesi önemli destek sağladı.
Kampta; idari ve hizmet personelleri hariç, toplam 30 uzman doktor, uzman hemşire, hemşire, diyetisyen, çocuk gelişim uzmanı, psikolog, sosyal çalışmacı ve spor eğitmeni görev yaptı. Çocuklar 12 kişilik konutlarda hemşireler gözetiminde konakladı. Yemek düzeni ve çevre temizliği konularında duyarlılık kazandırılmaya çalışıldı. Kamp programında sabah sporu, sinema gösterimi, takım oyunları, zeka oyunları, grup proje çalışmaları, müzikli eğlence de yer aldı.
9-18 yaş aralığındaki 45 çocuk yatılı, 15 çocuk ise 08:00-23:00 saatleri arasında katıldıkları kampta, karbonhidrat sayımı, insülin enjeksiyonu, glukoz sensörü, insülin pompası, egzersiz yönetimi konularında eğitim gördü. İlk gün ailelerle söyleşiler yapıldı. Kampta bir de uydu projesi gerçekleştirildi. Afet Gönüllüleri Derneği Eğitim Sorumlusu Ahmet Keskin “Afet ve Acil Durumlar Bize Engel Değil” konulu çevrim içi eğitim verdi.
Katılımın tamamen ücretsiz olduğu kampta, ulaşım masrafları da Çocuk ve Genç Diyabetliler Derneği tarafından karşılandı. Kampın son gecesi, görevli personellere ve çocuklara katılım belgeleri verildi. (İHA)


Diyabet kampı gerçekleştirdi
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


