Reklam
Reklam
Nurettin Acar Avatarı
Nurettin Acar tarafından
13 Temmuz, 2020 08:03 tarihinde yayınlandı
0

Definecilerin hedefi olan kaya mezarları kurtarılmayı bekliyor

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve “En iyi korunan 20 kent” arasında bulunan Karabük’ün Safranbolu ilçesinde, definecilerin hedefi olan kaya mezarları, kurtarılmayı bekliyor.
Osmanlı döneminden kalma han, hamam, cami, çeşme, köprü ve konaklarla öne çıkan Safranbolu’da, başka medeniyetlere ait tarihi yapılarda dikkat çekiyor.
Paflagonlar, Erken Bizans ve Rumların yaşadığı, 2 bin 500 yıllık bir geçmişe sahip Karakoyunlu, Gündoğan ve Üçbölük köyleri ile Soğanlı Çayı Vadisi’nde rastlanan kaya mezarları, defineciler başta olmak üzere vatandaşlar tarafından harap edilmiş durumda.
Defineciler tarafından kazı ve patlatmaların yapıldığı, her yerine sprey boyalarla yazıların yazıldığı kaya mezarları, turizme kazandırılarak kurtarılmayı bekliyor.
3 bin yıllık tarihi geçmişinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yaparak önemli kültürel zenginliklere sahip olan ve yılda yaklaşık 1,5 milyon turist ağırlayan Safranbolu’da, kaya mezarlarının turizme kazandırılmasıyla bölge önemli bir destinasyon daha kazanmış olacak.
Üçbölük Köyü Kültür ve Sanat Merkezi sorumlusu Recai Demirsöz, İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede yer alan kaya mezarının Dergek Boğazı Kral Mezarı olarak geçtiğini söyledi.
Bölgede çok sayıda kaya mezarının bulunduğunu ifade eden Demirsöz, “Bölgemizde bulunan diğer kaya mezarları gibi 2 bin 500 yıl öncesine dayanıyor. Paflagonyalıların aşama aşama yaptıkları bir mezar. Bu muhteşem bir mezar fakat zamanla tahrip edilmiş. Sütunlar yok şu anda. Bu kral mezarı 1912 yılında bir Alman arkeolog tarafından keşfedilip, Almanya’da bir dergide yayınlanmıştır” dedi.
“DİNAMİTLİYORLAR VEYA MURÇLARLA KIRIYORLAR”
Kaya mezarlarının tahrip edildiğini aktaran Demirsöz, “Genelde kaçak kazı yapanlar burayı tahrip ediyor. Dinamitliyorlar veya murçlarla kırıyorlar. Sütunları yok, üç sütün olması gerekiyor. En son Avustralyalı bir profesör getirmiştim, Türkiye’nin kaya mezarlarını inceliyordu. Ondaki fotoğrafta ortadaki sütun sapasağlamdı, şuanda o da kırılmış” diye konuştu.
Bölgenin turizm potansiyelinin yüksek olduğunu vurgulayan Demirsöz, şunları kaydetti:
“Turizme kazandırılması yönünde geçmişte çalışma olmuştu, köyümüzdeki Kültür ve Sanat Merkezi o amaçla açılmıştı. Fakat bölgede herhangi bir yatırım yapılmadı.”
Demirsöz, bölgede çok sayıda arkeolog eserin bulunduğunu, eserlerin yakın tarihe kadar geldiğini ancak zamanla tahrip edilerek yok olduğunu sözlerine ekledi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
prof dr gurdal yilmaz hanta virusu yeni bir salgin degil K5v6eWSQ
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
07 Haziran, 2026 16:37 tarihinde yayınlandı
0 0

Prof. Dr. Gürdal Yılmaz: “Hanta virüsü yeni bir salgın değil”

Dünyada yeniden gündeme gelen hanta virüsü vakaları endişe oluştururken, uzmanlar hastalığın yeni bir salgın olmadığını ve uzun yıllardır görüldüğünü belirtiyor.

Özellikle bir gemide ortaya çıkan toplu vakaların dikkat çekmesiyle yeniden konuşulan hanta virüsünün farklı türlerinin bulunduğunu belirten uzmanlar, Türkiye’deki vakaların gemide görülen türle aynı olmadığını vurguluyor.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Gürdal Yılmaz, gemide görülen vakaların kısa sürede ortaya çıkması dikkat çekse de hanta virüsü dünyanın birçok bölgesinde uzun zamandır bilinen bir enfeksiyon hastalığı olduğunu hatırlattı.

Türkiye’de daha çok böbrek tutulumuyla seyreden ve böbrek yetmezliğine neden olabilen formların görüldüğünü kaydeden Yılmaz, bu türlerin tedaviye yanıt verme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gemide görülen vakaların ise daha çok akciğerleri etkileyerek solunum sıkıntısına yol açan ve ölüm oranı daha yüksek türler olduğunu belirtti.

Hanta virüsünün de Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi viral bir enfeksiyon olduğunu kaydeden Yılmaz, özellikle İskandinav ülkeleri, Almanya, Kuzey Avrupa ve Amerika’da görülen tiplerin daha fazla öne çıktığını, Türkiye’de görülen formların ise Balkanlar ve Karadeniz bölgesinde rastlanan, daha hafif seyirli tipler olduğunu ifade etti.

“Hanta virüsü salgını aslında daha önceden bu yana görülen bir salgın”

Dünyada bildirilen hanta virüsü salgınının daha önceden bu yana görülen bir salgın olduğunu belirten Yılmaz, “Yani yeni bir salgın değil. Geminin içinde olmasıyla birlikte etkilenen kişiler bir anda ortaya çıktı. Ancak hanta virüsü her yerde görülebiliyor. Bizde de eskiden beri hanta virüsü vardı ve tanı koyuyorduk. Ancak bizde görülen hanta virüsü, o gemide görülen türle aynı değil. Bizde daha çok böbrek tutulumuyla seyreden, böbrek yetmezliğine yol açabilen ancak tedavi edilme ihtimali daha yüksek olan formlar görülüyor. Oradaki vakalar ise daha çok akciğeri tutup solunum sıkıntısıyla ilerleyen ve daha öldürücü tiplerdi. O da bir virüstür. KKKA nasıl bir virüsse, hanta virüs enfeksiyonları da viral bir enfeksiyondur. Dünyayı tehdit eden noktasında, İskandinav ülkelerinde, Almanya’da, Kuzey Avrupa’da ve Amerika’da görülebilen tipleri öne çıkıyor. Bizdeki form ise Balkanlar ve Karadeniz’de görülen, daha hafif seyreden formlardır” dedi.

“Viral enfeksiyonlar her zaman birer tehdit”

Viral enfeksiyonların her zaman bir tehdit olduğunu belirten Yılmaz, ancak büyük bir salgına neden olabilecek bir hastalık olmadığını kaydederek, “Viral enfeksiyonlar her zaman bir tehdittir. Ancak böyle büyük bir salgına neden olabilecek bir hastalık değildir. Ebola virüsü de var. Ebola, Afrika kökenli bir hastalıktır ve daha tehlikelidir. Çünkü yakalandığında yüzde 90’lara varan ölüm oranları vardır. Özellikle oralara seyahat eden kişiler açısından önem arz eder. Dünya artık küçük, herkes her yere gidebiliyor. Oradan kişiler buraya gelebilir” diye konuştu.

Enfeksiyon hastalıklarından korunmanın yolları

Enfeksiyon hastalıkları, virüsler ve bakterilerden korunmanın yolları ile ilgili olarak ise Yılmaz “Kalabalık yerlerde maske kullanımı ve el yıkama çok önemlidir. Toplu bir yere girerken ’bana bir şey bulaşır mı’ sorusunu kendimize sormamız bile önlem almak açısından yeterlidir. Bu virüsler ülkemize her an gelebilir. Örneğin Batı Nil ensefaliti daha önce ülkemizde yoktu, sonradan görülmeye başlandı. Özellikle Batı Anadolu ve Marmara bölgelerinde görülüyor. Batı Nil ensefaliti de bir virüstür ve artık ülkemizde de görülmeye başladı” şeklinde konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin